|
|
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net
)
|
  
Oh ne ala memleket!
Düşünün ki, elinizde limiti yüksek mi yüksek bir kredi kartı var, kefiliniz de devlet. Siz o kredi kartıyla, fiyatlarına bile bakmadan mağazaları boşaltıp evinize taşıyacaksınız, sonra da "kusura bakmayın, ödeyemiyorum" diyeceksiniz. Hepsi bu. Bunu dediğiniz an, kapı gibi kefiliniz devreye girip gık demeden borcunuzu ödeyecek.
Üstelik bu kefil, yüz yüze baktığınız biri, bir dostunuz olmadığı için, utanç duygusu bile duymayacaksınız. Kazık attığınız şey, anonim bir varlık nihayet; yüzü yok ki, yüzüne bakmaktan utanasınız. Ne sitem edebilir, ne hakaret.
Oh ne ala memleket!
Evet, bu memleket, 1994'ten beri işte böyle ala bir memleket...
Bu memlekette, doğru dürüst bankacılık yapmak yerine, devleti soymak istiyorsanız, faizleri yükseltebildiğiniz kadar yükseltip tasarruf sahibinin iştahını kabartacak ve sağlam bankaları sollayacaksınız, topladığınız mevduatı kendi şirketlerinize, dostunuza yakınınıza kredi olarak dağıtıp bankanın içini boşaltacak, sonra da "battım" deyip içi tamtakır bankayı devletin kucağına bırakacaksınız.
Devlet de kefaletinin cezasını çekecek. Bankalardaki mevduat yüzde yüz devlet güvencesinde olduğundan, bütün tasarruf sahiplerine paralarını tıkır tıkır ödeyecek.
Böylece, tasarruf sahibinin aldığı yüksek faiz de, banka sahibinin hortumladığı milyar dolarlar da yanlarına kâr kalacak. Fatura bir kez daha, içlerinde milyonlarcası hayatında hiç banka cüzdanı olmamış olan vergi mükelleflerine çıkacak...
***
İşte dünkü büyük banka operasyonuyla yapılan budur. El konulan bu beş bankanın devlete faturasının 2.2 katrilyon olduğu söyleniyor. Yani ekstra ödediğimiz bütün deprem vergileri bile bu faturayı karşılayamıyor. Sonuçta, bizim depremzedelere yapılan harcamalar karşılansın diye ödediğimiz paralar, uyanık vatandaşlarımıza yüksek faiz olarak ödenmiş oluyor. O bile yetmiyor. Ve haksızlık bu kadar açıkken, hâlâ hiç kimse çıkıp da mevduata yüzde yüz devlet güvencesi denilen acayipliği kaldırmaktan sözetmiyor.
Neymiş, devletin görevi tasarruf sahibini korumakmış. Küçük tasarruf sahipleri hangi bankanın zayıf, hangisinin kuvvetli olduğunu nereden bilecekmiş de doğru karar verecekmiş!
Devletin, halkı çocuk yerine koymaktan genel çıkarı olduğunu biliyoruz. Ama halk da işine geldiği zaman devlet tarafından çocuk yerine konmaya hiç itiraz etmiyor doğrusu...
Bence vatandaş, hiçbir şeyi bilmiyorsa da faiz işini iyi biliyor. Yüksek kazanç-yüksek risk denklemini bilmek için ne holding yönetmek, ne de üniversite bitirmek gerekiyor. Hayat her gün herkese bu temel gerçeği gösteriyor. Dolayısıyla, yüksek faiz uğruna adı sanı duyulmadık bakkal-bankalara para emanet eden küçük tasarruf sahibi, risk aldığının pekala farkında. Ama hazır riski onun yerine yüklenmeye gönüllü bir devlet varken neden yüksek faiz fırsatını kaçırsın ki!
***
Uygulama, bankacılığın temel ilkelerine ve serbest rekabete o kadar ters ki, kimse devlet güvencesini açıkça savunmaya kalkışmıyor. Saflar, "hemen kaldırılsın" diyenler ve "hemen değil de kademeli olarak yavaş yavaş kaldırılsın" diyenler şeklinde oluşmuş durumda.
Bana kalırsa, bu iş de sonunda Demirel'in sorumsuzca düşürdüğü emeklilik yaşının yıllarca yükseltilememesi meselesine benzeyecek. Devlet yağması alışkanlığı ve popülist politikalar yüzünden, bugündü, yarındı, derken mevduat güvencesi de "kazanılmış hak" olup çıkacak. Ve bizler, kamu bankaları özelleşsin diye beklerken daha epey bir süre, özel banka enkazları kamu bankası olup sırtımıza binmeye devam edecek.
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|