kapat

24.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Yargı için Meclis Araştırması!..

Bu ülkenin en büyük gazetelerinden biri "Avukat tutma, yargıç tut" diye manşet atıyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor. Şu girmeye çalıştığımız Avrupa Birliğinin herhangi bir ülkesinde bu manşet atılsa yer yerinden oynardı. Bizde inanılmaz bir pişkinlik var. Herkes susuyor.

Kamu vicdanı fena halde rahatsız.. Türk halkının, adalete inancı fena halde sarsılmış..

İnsanlar, hukukun, güçlüler ve güçsüzler için ayrı ayrı uygulandığına inanır olmuşlar.

Birbiri ardına gelen olaylar, bir hukuk devletinde hukukun nasıl çiğnendiğini arka arkaya ortaya koyuyor..

Bir yerde iki tişört ve 400 bin lira çaldıkları için 3 genç toplam 77 yıl hapis cezası yiyor. Karınları acıktığı, canları çektiği için iki kilo baklava çalan çocukların canlarına okunuyor.

Öte yandan en ünlü mafya babaları, polis tarafından tutuklandıktan sonra ilk celsede tahliye ediliyorlar. Bir daha suç işlememek şartı ile tahliye edilenler, ardından onlarla suç işledikleri halde, ellerini kollarını sallayıp dolaşmaya devam ediyorlar.

Fenerbahçe klübünü basan, futbolcuları beş saat rehin tutan, döven, hakaret eden aşağılayanlar, suç işlemek için çete kurmak dahil bir yığın suçla mahkemeye verilebilecekken, bir gece dahi gözaltında bırakılmadan serbest bırakılıyorlar. Buna karşılık boş geçen derslerin aylaklığından bıkıp "Öğretmen istiyoruz" diye sokağa dökülen ilkokul öğrencileri hakkında bir yıl sonra dava açılıyor ve yargıçlar bu davanın sürmesine karar veriyorlar.

Bu ülkede yargının gücü, sadece güçsüzlere ve çocuklara yetiyor. Güçlüler, ya tehdit ediyor, ya rüşvet veriyor ve bildikleri kararı çıkartıyorlar.

Beraat kararı veren Ağır Ceza Yargıçları, daha sonra beraat ettirdiklerinin hizmetine giriyorlar.

Beş vatandaşı öldürüp idama mahkum olanlar, polis oldukları için, üç yılla paçayı kurtarıyorlar.

Avukatlık mesleği, canilerin, babaların, teröristlerin basın sözcülüğüne dönüştürülüyor.

Bir yılda tam 4 bin 60 dava, zamanaşımından düşüyor. Mahkemeler dava dolu.. Bir yargıç bir saatte onlarca davaya bakmak zorunda kalıyor.. 20-30-40 yıl süren davalar bu ülkede olağan..

Tazminat davaları hem uzuyor, hem komik rakamlarla bağlanıyor. Bu yüzden bu ülkede hakaret nerdeyse serbest.. Görevi ihmal ederek insanların ölümlerine sebeb olmak, ya da ömür boyu sakat bırakmak bu ülkede suç değil.

Bu ülkede hukuk, neresinden bakarsanız bakın, yaralı.. Çökmek üzere.. Hatta çökmüş..

Millet fena halde rahatsız. Ama milletvekilleri rahatsız değil. İktidar umursamıyor. Muhalefet olaya siyasal bakıyor.. "Acaba hükumeti sarsabilir miyim" diye taktikler arıyor..

Oysa tüm Meclis'in elele vermesini gerektiren ciddi bir durum var.

Türkiye Cumhuriyeti "Kuvvetler Ayrımı"na göre kurulmuştur. Yasama, Yürütme ve Yargı bağımsız güçlerdir. Ama birbirleri üzerinde denetim hakları ve görevleri gene ayni anayasa ile konmuştur.

Adalet bakanı hakkında gensoru verilmesi on para etmez bir iştir. İktidar oyları ile reddedilir, geçer gider..

Oysa bu iş ciddidir.

Tıpkı Susurluk gibi bir "Adalet Araştırma Komisyonu" en geniş yetkilerle oluşturulmalıdır.

Bu ülkede adalet ve organları tepeden tırnağa elden geçirilmelidir. Adalet sistemi, yasalarından başlayarak taranmalı, çağdışı kalmış, günün gerçeklerine cevap ermeyen yasalar belirlenmeli, adaletin gecikmesinin ve tıkanmasının sebebleri birer birer ortaya çıkarılmalı, yargıç ve savcıların, rüşvet ve tehditlerden arındırılmasının yolları belirlenmelidir.

Adalete inancı sarsan istem ve kararları belirlenen savcı ve yargıçlar sistemden temizlenmelidir.

Bu komisyonun görevi ayları, hatta yılları bulabilir.

Bulsun.. Adalet tertemiz, pırıl pırıl işler ve halkın inancını yeniden kazanır olana dek, çalışmalar sürmelidir..

Adalet kamu vicdanını rencide etmez hale getirilmelidir.

Adalet Mülkün, yani devletin temelidir.

Adaletin ve adalete inancın bu kadar yıprandığı bir ülkede, devletten söz etmek bir süre sonra imkansız hale gelecektir.

Meclis Adalet Araştırma Komisyonu, derhal hatta yeni yıla girmeden kurulmalıdır.

Bu komisyonu isteyecek yürekte milletvekillerinin bu Mecliste olduğuna inanmak istiyoruz. Bütün köşe yazarı dostlarımın bu konuya destek olmalarını istiyor ve bekliyorum.

Yasama, Yürütme ve Yargı devletin anayasal üç gücüdür.. Tamam.

Ama, basın, dünyanın hiçbir anayasasında yazılmadığı halde, tartışılmaz dördüncü güçtür.

Bu gücü kullanmanın şimdi tam zamanı..

Adalete inancı tazeleyemezsek, devleti ayakta tutamayız!..

Benim "Cılkı çıkmış" ödülüm!..

Beklediğim üçüncü haber geldi.. Hani İletişim Fakültesi Ödüllerini bizim haber merkezimiz, üç günde iki haber yaparak duyurmuş, ilkinde Cenajansın, ikincisinde atv'nin aldığı ödülleri hem de nasıl ballandıra ballandıra yazmışlardı da, ciddisi çok, şaka yollu takılmıştım..

"O törende SABAH gazetesinden de Hıncal Uluç ödül aldı, hem de altıncı yılda, altıncı kez.. Bunu yazan üçüncü haberinizi bekliyorum" diye..

Üçüncü haber geldi.

Efendim ödüllerin cılkı çıkmış. İletişim Ödülleri saygınlığını yitirmiş.

Artık her ay bol kepçe dağıtılır olmuş..

Falan filan..

Tamamen afaki, tüm habercilik kurallarına aykırı, masa başında yazılmış, ucuz bir "yorum" yazısının altına "Haber Merkezi/Ebru Çapa" diye de kocaman bir imza atılmış.

Bak Sevgili Ebru,
Birincisi İletişim Ödülleri her ay dağıtılmıyor.. İletişim fakültesi öğrencileri yılda bir kez, bu ödüller için oy veriyorlar.

Evimin bir odası aldığım ödüllerle dolu..

Bunlar içinde sadece ikisi bana fena halde onur ve gurur veriyor.. Yunan Jürisi tarafından verilen Abdi İpekçi Barış Ödülü bir.. İş yerimde duran tek ödülüm budur.

Geleceğin İletişimcileri gençler tarafından verilen ödüller iki.. Evimde herkesin göreceği yerde, şöminenin üstünde duran tek ödül de budur.

İletişim ödüllerini almaya herkes koşarak geliyor. Herkes nasıl mutlu ve gururlu olduğunu ekranlara haykırıyor. Nerden çıkardın, İletişim ödüllerinin "Onore edilmekten fevkalade gururlanan medya 'dev'leri için bir statü sembolü olmaktan çıktığını.."

Bu yıl ödül alanlardan bir teki ile konuştun mu, bu hükme varırken..

İkincisi, Sevgili Ebru..

Her ay verilen İletişim ödülleri değil. O ödül yılda bir kez verilir.. Her dalda verilir. Ayda bir verilen ise, bambaşka bir içerik ve espride..

"Ayın İletişimcisi"ni seçerler gençler. Biraz zahmete katlansan, bu ikisi arasındaki dağlar kadar farkı öğrenirdin.

Bak Sevgili Ebru,

İletişim ödülleri pırıl pırıl, alanlara gurur, alamayanlara gıpta ve kıskançlık vererek, saygın yerini her yıl biraz daha sağlamlaştırıyor ve yükseltiyor. İletişim Ödülleri gelenekselleşiyor.

Ama cılkı çıkmaya aday birşey var..

Masa başında, köşe yazarlarına yanıt olsun diye afaki, hiç dayanağı olmayan, araştırılmadan yazılmış yorumları altalta sıralayıp, bunu "haber" adıyla yayınlamaya kalkarsanız eğer, haberciliğin cılkı fena halde çıkar!..

TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan..

Adam karısı ile Akmerkez'e gitmiş. Yılbaşı kalabalığında birbirlerini kaybetmişler. Adam iki saat aramış karısını bulamamış. Bakmış bir bankta fevkalade güzel bir sarışın oturuyor. Hemen yanına çökmüş. "Lütfen benimle konuşun.. Hemen.. Hemen" demiş.

"Neden" diye sormuş, kız şaşkın şaşkın.

"Karım ne zaman bir fıstıkla konuşsam çıkagelir.. İki saattir onu bulamıyorum da.."

SEVDİĞİM LAFLAR
Demokrasi "basit insanlarda üstün nitelikler bulunduğu" ilkesi üzerine kurulmuştur.

Fosdock (Teşekkürler Bora)

Sindirim!..

Af kanunu kader kurbanlarını değil, azılı canileri kurtaracak şekle sokuluyor.

Ecevit "Sindiremiyorum" diyor.

Kıyak emeklilik gece yarıları yangından mal kaçırır gibi görüşülüyor.

Ecevit "Sindiremiyorum" diyor.

Öğretmen isteyen çocuklar mahkemelerde süründürülüyor.

Ecevit "Sindiremiyorum" diyor.

Bakanları birbirine düşüyor.

Ecevit "Sindiremiyorum" diyor.

Yeni Ecevit modası da bu..

Sindirememek..

Peki, sindiremiyorsunuz da ne yapıyorsunuz muhterem?..

Zat-ı Aliniz bu ülkenin başbakanı değil misiniz?.

Siz "Sindiremiyorum da sindiremiyorum" derken, bizden ne bekliyorsunuz?..

"Afyon Karahisar sodası için" dememizi mi?.

BİZİM DUVAR
Şu AB'ye girme işini Galatasaray'a verseydik şimdiye çoktan tam üyeydik.

Hakan & Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır