Bir hafta sonra bitecek olan 20. Yüzyıl boyunca, "ölüm cezası"nın Türkiye'de hangi oranlarda ve nasıl bir yoğunlukta uygulanmış olduğu üstüne bilmiyorum kaç doktora tezi vardır?
Ben 1946 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'ne başladığım dönemde Ceza Hukuku Profesörü Baha Kantar'dı; Doçenti de Faruk Erem...
Kantar, "ölüm cezası"ndan yanaydı, Erem ise "ölüm cezası"na karşı...
Her ikisi de görüşlerini değişik gerekçelere dayatırlardı..
Örneğin Faruk Erem, verilen kararda bir "adli hata" ortaya çıktığı zaman, uygulanmış bir ölüm cezasının düzeltilemeyeceğini söyler ve dış dünyadan çeşitli örnekler sıralardı.
Baha Kantar ise tıbbi hatalar yüzünden ölmüş olanlara kıyasla, adli hatalar yüzünden ölüm cezasına çarptırılmış olanların oranının devede tüy bile sayılamayacağını söylerdi.
O zamanlar dikkatimi, her iki hukuk hocasının da siyasal içerikli ölüm cezalarına hiç değinmeyişleri çekmişti..
Ve bir şey daha çekmişti dikkatimi, neden Türkçe'de, ölüm cezasının uygulandığı alana "Meydan-ı siyaset" dendiği..
Siyasal içerikli ölüm cezaları... Prof. Dr. Ahmet Mumcu'nun "Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl" adlı doktora tezinden esinlenerek, 1453-1821 arasındaki 368 yılda idam edilmiş 44 Vezir-i Azam'ın "acıklı ve kanlı anılarını, tarihin kalın toz yığınları altından şöyle azıcık silkeleyerek çıkarmaya..." çalışmıştım bir kitap halinde..
Kendimden söz ettiğim için özür dilerim...
Amacım, bizdeki yönetim anlayışıyla, "asmak kesmek" arasındaki ilişkiyi vurgulamak ve bunun, geniş bir perspektivden bakıldığında Türkiye'ye nelere malolduğunu ön plana çıkarmak...
Örneğin 1821 Mora başkaldırısını, "asmak kesmek" yöntemiyle çözümlemek isteyen II. Mahmut, hem büyük bir fiyaskoya uğramış; hem Fransız Devrimi'nden sonra Batı'da esmeye başlayan özgürlük rüzgarlarını yeterince algılayamamış olmanın eksikliğiyle uluslararası prestijini yitirmiş; hem de sonunda kendi 229 taburluk Yeniçeri ordusunu kılıçtan geçirmek durumuna düşmüştü.
Girit başkaldırısında da sonuç daha değişik olmadı...
Ya yine aynı yöntemlerle bastırılmak istenen 1875-76 Bulgar başkaldırısının sonuçları?..
93 Muharebesi diye bilinen ve 5 milyon Türk'ün Balkanlar'dan Anadolu'ya göçüne neden olan 1876-77 Osmanlı-Rus savaşı, 10 ayda Rus ordularının Yeşilköy'e inmesiyle sonuçlandı.
Bir günlük Vezir-i Azam Saffet Paşa, Kıbrıs'ta üs verme karşılığı İngiltere'ye sığınmak zorunda kaldı...
Aslında her siyasal sorunu, "asma kesme" yöntemiyle çözmeye kalkma bağnazlığı yüzünden kaybettik biz Kıbrıs'ı da..
Ve "insan hakları" sorunu 19. yüzyıl boyunca da Osmanlı-Batı ililşkilerinde hiç gündemden düşmedi.
Çok partili döneme geçilmesinden sonra 1946'daki ilk seçim kampanyasında, Demokrat Parti sözcüleri Cebeci çayırında düzenlenen mitinglerde kürsüye çıkar ve üç parmaklarını kürsüye bastırarak:
- Sehpalar kuracağız, diye bağırırlardı.
Bayar da Cumhurbaşkanı olduktan sonra, "asma kesme" geleneğine, "karıncalar gibi ezeriz" korkutmacasını eklemişti..
Her siyasal sorunu, daha olmazsa "asma kesme" yöntemiyle çözümleme geleneği; bitmekte olan yüzyılın sonlarında "asmayalım da besleyelim mi?" vecizesine kadar geldi dayandı...
Ancak rejimler değişse dahi, egemenlerin bir türlü vazgeçemediği bu gelenek, hiçbir zaman Türkiye'nin yararına olmadı...
Daha da garibi, kim "asma kesme" edebiyatına yerli yersiz abanmışsa, kendi sonu da özenilecek bir biçimde bitmedi.
Ve dış dünyada da, 200 yıldan bu yana, "Türkiye" denince, hemen "insan hakları" konusu geldi gündeme...
İçerde, dış dünyanın "Türk düşmanı" olduğu propagandaları ise, uygulamalarla çelişip durdu. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordularının Berlin Genelkurmayı'na bağlanmasıyla da çelişti durdu; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yüzde 95 oranında NATO'ya bağlanmasıyla da; Kore'ye 4500 kişilik standart bir birlik gönderilmesiyle de; Avrupa Konseyi'ne üye olmakla da; Avrupa Birliği Üyeliği'ne aday olmakla da...
Türkiye'nin baş sorunu öncelikle saydamlıktır. Toplumsal sorunu ise mesleksizlik... Bir de buna çağdaşlaşma özlemini, sadece "tüketim biçiminde" çağdaşlaşma olarak almayı ekler de; "üretim biçiminde" çağdaşlaşmaya bir türlü geçemezseniz; "Türk'e Türk'den başka dost yok" demagojileriyle de, iç talana ve dolayısıyla ulusal gelir dağılımındaki dengesizliklere neden olan azgın bir yozlaşmayı gözlerden saklayamazsınız sonunda...
Neyse ki sağlıklı bir raya sokulmakta Türkiye... Dileriz devam eder...