ANAP lideri Mesut Yılmaz, TBMM'deki bütçe konuşmasını, 4 ay önce tartışmaya açtığı, devletin yeniden yapılandırılmasına ilişkin "Liberal manifestoya" ayırdı. Osmanlı'dan bugüne son yüzyılın muhasebesini yapan Yılmaz, çarpıcı ifadeleriyle milletvekillerinden sürekli alkış aldı. Eleştirilerini özeleştiri olarak açıklayan ANAP lideri, Türkiye'nin "Nerede hata yaptık?" sorusuna yanıt bulması gerektiğini ifade etti ve son yüzyılda tüm batılaşma çabalarının devleti kutsamaya yönelik olduğunu, milletin ise ihmal edildiğini öne sürdü.
Mesut Yılmaz, görüşmeler sırasında bazı noktaların altını çizdi. İşte Mesut Yılmaz'dan önemli açıklamalar...
Koçibey'in risalesinden itibaren en önemli sorunumuz devleti kurtarmaktır. Yeniçerinin ilgasından bu yana bütün reformlar devlet nasıl kurtulur sorusuna verilen doğru yanlış yanıtlardan ibarettir.
Bu anlayış, asırlardır 'Allah devlete zeval vermesin' diyen milletimizi 'Allah devletin kapısına düşürmesin' deme noktasına getirmiştir. Böyle giderse yarın öbür gün soluduğumuz havanın da devletin tapusuna geçmesi tehlikesi vardır. Bu vahim mantık hatası süratle düzeltilmelidir.
Atatürk'ün Türk insanını vatandaş yapma projesi de aksadı. Devletçi yaklaşım ön plana çıktı ve kurumlaştı. Gördüğümüz, tek parti kalıbının sürdürüldüğü sözde çok partililiktir. Toplumun çoğunluğu inkar edildiği gibi siyasi çoğulculuğa da iyi bakılmamıştır. Siyasi rekabet oy avcılığı olarak görülmüştür.
Toplumu Jakoben anlayışla yönetmek isteyenler kendilerine karşı çıkanları sürekli tasfiye etmeye çalışıyor. Devlet öldürdüğü insanları keserek aynı boya getiren antik mitolojideki Propustes'e benziyor.
Terör ve irticayla mücadale programında yapılan yanlışlıklar radikalizmi körükledi. İrticayla mücadelede samimi dindarların incitilmemesi gerekir. Eğer milyonlarca insanımızdan bir teki bile haksız yere rahatsız edilmişse bu mücadele yöntemleri yeniden gözden geçirmelidir.
OHAL uygulaması kaldırılmalıdır. Devlet yeniden yapılandırılmalı. Bunun yolu, devlet odaklı kafa yapısının değiştirilmesinden geçer. Vatandaşın istediği kutsal devlet değil saygın devlettir.
AB adaylığıyla Avrupa ile rekabet dönemi başladı. Tarihimiz ilk defa, iç ve dış şartların uyuştuğu, örtüştüğü bir konjonktürü sağlamıştır. Değişiklikleri zamana bırakmak ülkenin geleceğinden çalmaktır. İlk adım, fikir ve ifade özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmaktır.
Bugün en büyük tehdit, Türkiye'yi dış dünyadan kopartıp yalnız bırakmak isteyenlerden gelmektedir. Önümüdeki milenyumun konsepti de bu olacaktır. Türkiye'ye verilecek en büyük zarar, Türkiye'yi içine kapalı tutmak olacaktır.
AB sürecinde Anayasa'dan başlayarak tüm mevzuatta köklü değişiklik yapılmalı. Devletin ekonomideki varlığına son verilmesi, girişimcilerin önündeki engellerin kaldırılması, idari ve adli sistemin yenilenmesi, mahalli idareler reformunun çıkarılması ve eğitim sistemin gözden geçirilmesi gerek.
Son dönemde siyasetçi ve siyaset kurumlarına yönelik yıpratma kampanyasının başlatıldı. Siyasete, siyasetçiye sürekli vuruyorlar, onlara sormak lazım, peki değişimi kim yapacaktır? Siyasetci olmadan siyaset nasıl olacak, siyaset olmadan demokrasi nasıl olacak, yoksa bu saldırıyı yapanların kafasında başka yönetimler mi var? En kolay iş, siyasetçiye küfretmektir. Medyaya bakarsanız siyasetçiler egoistir, yalancıdır. O zaman çözümü kimden bekleyeceğiz?