|
|
Dalan şimdi başöğretmen
Siyaset değirmeni onu öğütmeden Ankara'dan kaçmasını bildi. Şimdi, karargah kurduğu vakıfta binlerce öğrenciye hem babalık hem başöğretmenlik yapıyor
Topu topu 10 yıllık aktif siyaset döneminde, Bedrettin Dalan, bir yandan büyük başarılara imza atarken, bir yandan da pişmiş tavuktan beter haller gördü, Türkiye siyasetinin cilvesiyle... 94 seçimlerinden sonra sigarayı bırakır gibi siyaseti bırakan Dalan, şimdi nelerle meşgul acaba?..
Herhalde, hobi olarak evde biriktirdiği tespihlerini parmaklarına dolamış da, haspinallah çekmiyordur onun gibi biri... Ama şimdi ne yaptığına gelmeden önce, biraz eskilere gidelim... İstanbul gibi 3 bin yıllık aşüfteye bir zaman kocalık yapmış bu ilginç adamın, nereden, nasıl yetiştiğine biraz bakalım, bizde, insanların neliklerle yetiştiğini akılda tutmak pek adetten değilse de...
Dalan 1941'de Eskişehir'de doğdu. Babası Durak Bey, Devlet Demir Yolları'nda memurdu. Hem memurdu hem de 7 çocuğu vardı.
7 çocuklu memur olmak ne demek, tabii ki hemen anladınız, arife tarif gerekmez. Dalan ortaokul ve liseyi, parasız yatılı okudu. Aydın Lisesi'nde okurken, harçlığını, pamuk tarlalarında ve tütün mağazalarında çalışarak çıkardı. İTÜ'de Elektrik Mühendisliği'nde okurken de, öğrencilere matematik dersleri vererek üç beş kuruş kazanıyor, babasının küçük bütçesine elini uzatmıyordu.
İlk işe girdiği DDY'de, Ankara-İstanbul arasındaki sinyalizasyon sistemini kurdu. Sonra özel sektöre geçti. Bu dönemde, büyük tecrübe edindi. Boş arazilere, fabrika kurmak sanki hobisiydi. Dalan'a bir arazi gösteriyor, bir bütçe veriyorlardı, o da iki yıl üç yıl sonra, istenen fabrikanın anahtarını teslim ediyordu.
Ve Özal'la tanışma
Bütünü görebilen ve onu tamamlayabilen bir mühendis kafası vardı, Dalan'da... 69 yılında, Mobil'de çalışan eşi Ayseli Hanım'la dünya evine girdi, iki erkek evlat sahibi oldu...
Tam olaylar istediği gibi akıp, özel yaşamını sevgi ve huzura, iş hayatını da kişisel başarıya oturttuğunu düşünürken, hayat denilen kurnaz tilki, karşısına Turgut Özal'ı çıkardı. Hayat mı tilkiydi, Özal mı tilkiydi o bilinmez ama Dalan'ın tilki olmadığı kısa sürede ortaya çıkacaktı.
Sonradan bir miktar çatışacak olsalar bile, Özal, onu en derinden etkileyen siyasetçiydi. 83 seçimlerini ANAP götürürken Dalan İstanbul il başkanıydı ve Özal'ın nikahlı eşi Semra Hanımsa, nikahlı arkadaşı da Dalan'dı...
Başkan Dalan
84 seçimlerinden sonra İstanbul'a fırtına gibi dalan Bedrettin Dalan, ömründe karşılaşmadığı kadar eleştiriyle karşılaştı ama bildiğini ve inandığını yaptı.
Şu kadar ki, sadece açtığı yollar, Sahil yolları, Tarlabaşı, kazıklı yollar ve genişlettiği bulvarlar, eğer yapılmamış olsaydı, şimdi Bakırköy'den Beykoz'a gitmek 6 saat falan tutabilirdi. Ayrıca, sadece Haliç'in temizlenmesi bile başlıbaşına bir hadise olarak İstanbul'un tarihine geçti. Kader bu ya... Dalan'ı belediye başkanı yapan ANAP, iktidarda olduğu ve giderek yıprandığı için, bir sonraki seçimlerde kaybetmesine neden olacaktı. Ve aynı kader, Nurettin Sözen gibi, eşi timsali görülmemiş bir "öfke" abidesini İstanbul'a başkan yapacaktı.
DYP ile flört
Ne var ki, Dalan'ın başına gelenler bununla da kalmayacaktı. 91 seçimlerinde milletvekili seçildiği halde, ne eski partisi ANAP'la, ne kendi partisi DMP ve ne de sonradan iltihak ettiği DYP ile yıldızı tam anlamıyla barışmayacaktı. Çünkü Dalan yengeç burcundaydı ve Ankara'nın bulanık suyunda yüzen siyaset balıklarını ısırmaktan bir türlü vazgeçmiyordu. Son kez bir defa daha tavladılar Dalan'ı ve 94 seçimlerinde bu defa DYP'den aday yaptılar. Oysa aynı DYP, bir önceki seçimlerde, "Talan'a, yalana ve Dalan'a hayır" sloganlarıyla meydanları inletiyordu.
94 seçimlerini de kaybeden Bedrettin Bey, o dönemde hayatının en doğru kararlarından birini verdi. Türkiye için doğru muydu bilinmez ama en azından kendisi için doğruydu... Politikaya girmesine baştan beri karşı çıkan eşi Ayseli Hanım'ın da ısrarları ile siyaseti, keenlemyekün terketti. Böyle yapmasaydı anlamıştı, merkez sağı birleştirelim diye didinmekten en azından kafayı yiyecek, ruh sağlığını kaybedecekti. O yıllarda, Yılmaz ile Çiller arasındaki sürtüşme, bütün memleketi üşütecek hale getirmemiş miydi, nitekim?
Bedrettin Bey, benden bu kadar dedi ve titreyip kendine döndü. İSTEK Vakfı, çatısı altında kurduğu okullarına yöneldi, onların işleriyle hemhal olmaya başladı. En başarılı ve çalışkan arkadaşlarından Atanur Oğuz'u kaybettiği için de iş başa düşmüştü.
Öğrenci babası
10 yıllık siyasi hayatında Dalan'ın, hayrı şerrine ağır basıyor. Yaptıkları ve başardıkları, uğradığı suçlamaları unutturuyor. En azından; Dalan genişlemiş Tarlabaşı bulvarıyla anılırken, kanlısı Sözen ise, hâlâ yıkıntı halindeki Park Otel ve Uyum siteleri ile anılıyor. Ama bunların hepsi geride kaldı.
Dalan şimdi, 8 ilkokul, 8 ortaokul, 8 lise, iki sanat lisesi ve bir üniversitenin başında, günde 24 saat çocuklarla uğraşıyor. Eğitimden, derslerden, öğretmenlerden, servislerden, yemeklerden, kantinlerden, yoksullara yardımlardan ve burslardan başını kaldıramaz hale gelmiş durumda. Ama şikâyetçi değil...
Davetlerde, kokteyllerde politika laklağı ile vakit harcamadığını, Atatürkçü, Laik ve demokratik bir atmosferde yetişen 15 bin çocuğun büyümesinden hayat sevinci ve mutluluk bulduğunu düşünüyor. Dalan, siyasetin kaypak labirentlerinde koca bir 10 yılı telef ettikten sonra kendini çocukların hizmetine adamış bir Anadolu bilgesini canlandırıyor. Elinde saz değil ama binbir çeşit tespihiyle, tıpkı bir tasavvuf âşığı gibi...
İlker SARIER
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|