|
Umut kentleşmede
1990 sonrasının önemli olaylarından biri de iç göçün hızını kaybetmesi oldu.
1980-87 döneminde nüfusu 1 milyonun üstündeki beş büyük kente yönelen göç oranı yüzde 10'a kadar tırmanmıştı. Bu oran İstanbul'da yüzde 13.6'yı bulmuştu. Bu oran özellikle 1990 sonrasında gerilemeye başladı. İl ve ilçe merkezlerindeki nüfus artışı 1990-97'de son 45 yılın en düşük düzeyi olan yüzde 2.87'ye indi.
İç göçteki bu gerileme, gelecek yüzyılın ilk 20 yılında kentlerin ancak sindirebileceği kadar göç almasına imkan verecek. Diğer önemli bir olgu ise, geçmiş dönemlerde göç edenlerin, her geçen yıl kentteki hayat tarzına biraz daha uyum göstermeleri olacak. Tabii bu uyum süreci öyle 3-5 yılda tamamlancak birşey değil. Sosyologlar, kentle bütünleşme sürecinin en az iki kuşaklık (50 yıl) bir yaşam süresinin gerektirdiğini vurguluyor.
Önümüzdeki 20 yıl içinde kentleşme bugüne kadar olan negatif etkiler yerine daha çok şu pozitif sonuçları ortaya çıkaracak gibi görünüyor.
Son 20 yılda büyük kentlere göç edenler, daha çok diğer bir il veya ilçe merkezinden geldikleri için, uyum süreci daha kısa sürebilecek.
Kentleşme, iç politikadaki kilitlenmeyi zamanla çözecek. Tepki oylarının ve kararsızların oranı azalacak ve politik tablo netleşecek.
Devletin yapmakta olduğu altyapı yatırımlarından tasarruf edilecek. Çünkü bir kent merkezine hizmet götürmek, coğrafi açıdan dağınık olan çok sayıda köye sosyal yatırım yapmaktan daha az maliyetli olacak.
Kentlerdeki nüfus, modern ekonomi ile daha kısa sürede bütünleşeceği için, iç pazar büyüme eğilimini sürdürecek.
Gurbet ve hasret duygusunun getirdiği hüzün, yerini kentte yaşamanın dinamizmine bırakacak. İnsanlar hayata daha pozitif bakma ve performansını yükseltme ihtiyacını hissedecek. Tutumlarını değiştirmeyenler, köylerine geri dönecek.
Köydeki çiftini çubuğunu bozup, kentlere gelenler daha cesur ve hayata meydan okuyabilen kişilerden oluşuyor. Bu kişiler ve bunların çocukları, kentin ekonomik hayatına dinamizm kazandırmayı sürdürecek. Tüm bu oluşum ve süreçler ekonomik büyümeyi hızlandıracak. Siyasi ve sosyal gerilim yerini, hoşgörü ve tahammül duygularına bırakacak. Kent kültürünün getirdiği saygı ortamında, hayatlarımızın kalitesi yükselecek.
Mehmet'in göç ve Kentleşme Öyküsü
İlk 3 Yıl: Ailesi çoğunlukla köydedir. Kazandığı paranın önemli bir bölümünü köye yollar. Kente "geçiyorken uğramış" gibidir.
3-5 Yıl: Ailesini yanına aldırtır. Kışlık bakliyat, çuvallar içinde köyden gelir. "Kesin dönüş" umudu güçlü olduğu için, köyünden arazi almaya devam eder.
5-10 Yıl: Tutunabilmek ve ayakta kalmak için kentin yaşam kurallarını hiçe sayar. Köy derneğine üye olur. Yıllık iznini ve dini bayramları hep köyünde geçirir. Kentin sınırlarındaki "kırsal adalar"da yaşar.
10-20 Yıl: Kesin dönüş, emeklilik sonuna ertelenir. Hayatın zorlukları onu radikal akımlara doğru iter. Birikimlerini yaşadığı kentte değerlendirmeye öncelik verir. Köyde bakılmadığı için dağa dönüşen bağını ve dökülen kerpiç evini elden çıkarır.
20-30 Yıl: Kendini yarı-kentli yarı-köylü hisseder ama kesin dönüş gündemden çıkmıştır. Çünkü kentte doğan ve iyi bir eğitim vermeyi amaçladığı ikinci kuşağa bırakamaz.
30-40 Yıl: Tutum ve davranışlarında kentin etkisi belirginleşmeye başlar. Otosuyla emniyet şeridine girenleri ayıplar. İkinci kuşak ise daha bir kentlidir. Köyüne ancak köklerini aramak için arada bir uğrar.
40-50 Yıl: Mezarlık rezervasyonunu bile kentte yaptırır. Ancak memleket sevgisi yine de güçlüdür. TV'de doğduğu topraklarla ilgili bir program gördüğünde birden heyecanlanır.
Kent kültürü yükseliş eğilimine girecek
Türkiye'nin son 40 yılını etkileyen göç ve kentleşme sürecini daha kolay incelemek için, İstanbul ile ilgili oran ve olguları ele aldık:
1960'ta iç göç epey mesafe almıştı. Ancak çoğunlukla "evli evinde, köylü köyündeydi". İstanbul'da bulunanların yarısından fazlası 40 yıldan fazla bir süre bu kentte yaşıyordu. Tutum ve davranışlarda da kent damgası egemendi.
1980'de 40 yıldan fazla kentte bulunanların oranı, yoğun göç nedeniyle neredeyse dörtte bire kadar düştü. Eski İstanbullular azınlık olmuştu artık. Kentte plansız ve dengesiz gelişme bu dönemde hız kazandı.
Bu dönemde her şey, yarı kentli-yarı köylü çoğunluğun isteklerine göre düzenleniyordu. Artık kent uygarlığı da, kırsal kesimin kültür zenginliği de dikkate alınmıyor, kuralsızlığın toz dumanı sosyal ilişkileri felç ediyordu. İstanbul'da yetişmiş şarkıcılar ve türkücüler bile eserlerini yerel şive ve diyalekte göre yorumluyordu.
1997'de 40 yıldan eski İstanbullular, üçte biri geçti. Kentleşme artık "U" dönüşünü yapmıştı. Ancak varoş kültürü egemenliğini yine sürdürmekteydi. Herkes kendini yarı kentli- yarı köylü çoğunluğa göre ayarlıyordu. Ancak son dönemde 20 yılın üstünde bir süredir kentte yaşayanların oranı yüzde 70'i geçti ve kentli düşünce tarzı filizlenmeye başladı.
2010 yılında, 40 yıldan fazla süredir kentte oturanların oranı, nüfusun yarısına iyice yaklaşacak. Önümüzdeki 10 yılda kent kültürü, müzikten politikaya, trafikten hayat tarzlarına kadar her alanda yükselişini sürdürecek.
Faruk TÜRKOĞLU
|