kapat

13.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Bilisim99
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ABDURRAHMAN YILDIRIM(yildirim@sabah.com.tr )


Bu program tutar

Merkez Bankası eski Başkan Vekili Zekeriya Yıldırım para ve maliye politikaları ile net döviz rezervini performans kriteri olarak alan ekonomik programın tutacağını söyledi. Bunun işaretlerinin yabancıların gelmesiyle şimdiden alındığını belirten Yıldırım, özelleştirme kapsamındaki kamu hisseleri ile iç borçların objektif kurallarla takas edilmesi önerisini getirdi.

Merkez Bankası, IMF ile yürütülecek üç yıllık enflasyonla mücadele programı çerçevesinde üç yıllık para ve kur programını açıkladı. Sizce hedefler tutturulur mu?

Merkez Bankası'nca açıklanan program herşeyden önce, IMF ile stand-by anlaşması üzerinde tam bir mutabakat sağlandığının teyidi olarak alınmalıdır.

Program, yumuşatılmış döviz kuru çıpası ile yine esnetilmiş para kurulu uygulamaları üzerine oturtulmuştur.

İhracatı feda etmemek için döviz kuru, bazı ülkelerdeki örneklerinden ayrılmış, sabit bir kur belirlenmesi yerine, enflasyon hedefine endekslenmiştir.

Merkez Bankası, para kurulu uygulamasında olduğu gibi piyasaya likiditeyi döviz karşılığı verecek, ancak öngörülmeyen durumlarda net iç varlıkları yüzde 5 aralığında oynatma marjına da sahip olacaktır.

Merkez Bankası, artan likidite sonucu düşen faizin, piyasa tarafından devlet iç borçlanma senetlerine yansıtılmaması halinde, açık piyasa işlemlerinden piyasaya sağladığı fonları kamuya aktararak Hazine borçlanmasını adeta, sigortalamaktadır.

Aslında Merkez Bankası açıkladığı programı son bir yıldır uygulamaktaydı. Ancak devlet iç borçlanmasının artması, yurtdışı fonlarının mobilize edilememesi sonucu, 1998'den devralınan enflasyonu korumanın ötesinde başarı sağlanması mümkün olamadı.

Şimdi Merkez Bankası'nın arkasında, piyasaya ödediğinden daha az borçlanacak bir Hazine var.

Yurtdışı kaynakların mobilizasyonu için para ve maliye politikalarının sağladığı genel güvencenin yanında, özel bir güvence getirilmiş. O da net döviz rezervlerinin en az düzeyinin performans kriteri olarak konulması. Bu program tutar. Bunun işaretleri şimdiden alınıyor. Yurt dışından gelen yabancı banka değerlendirmeleri bu yönde. Önemli olan, Türk lirasının risk primini ve reel faizi düşürmek, reel sektörün kaynak maliyetini düşürmek.

Siyasette patinaj yapılmazsa o da düşecektir.

Hedefler konusunda toplumsal kesimlerin bir uzlaşması olabildi mi?

Hükümetin programdaki tedbirleri alması gerektiği konusunda toplumda genel bir tavır oluştu. Aslında herkes şikayetçi, işçi de memur da işadamı da şikayetçi. Şimdi herkes bunun gerçekleşmesini bekliyor. En büyük tehlike maliyete rağmen gerçekleştirilememesinde. Şimdi herkes ucu kendine dokunsa da hükümete avans veriyor. Ama başarısız olur ve hedefler gerçekleşmezse o zaman bugün bastırılan memnuniyetsizlik ortaya çıkar.

Bu programın başarıya ulaşması için uygulamanın biraz daha uyum içinde yürütülmesi ve tamamalanmış tedbirlerle desteklenmesi gerekir.

Bu programın uygulamasında sizce en büyük sorunumuz nedir?

En büyük sorunumuz bütçe açığının kapanması ve borç yönetimi, iç borcun yüksek faizinden kurtulmak. Burada belki ayrıntı gibi gelecek ama Hazine artık iç ve dış borç yönetimini birleştirmeli. Bu koordinasyonu tehlikeye düşürmeden iç ve dış borç yönetimi aynı yönetimde birleştirilmeli.

Kamu sektöründe kesinlikle bir yeniden yapılanmaya ve gider reformu yapmaya ihtiyaç var. Devletin özel kesimi dışlama olgusu sona ereceğinden, uzun vadeli borçlanma piyasasının devlet için olduğu kadar, özel kesim için de önemli olduğunu düşünüyorum. Uzun vadeli tahvil piyasasının oluşumuna yardımcı olacak unsurları devreye sokmak lazım. Bunun için kurumsal yatırımcıların devreye sokulması ve SSK reformunun ikinci ayağının uygulamaya girmesi gerek. Özel emeklilik fonları bir an önce devreye sokulmalı.

Temel hastalığımız kamu finansman açığını azaltmak açısından şeffaflığın önemini belirtmek gerek. Maliye ve Hazine her ay uygulamalarını açıklıyorlar ama kamu finansmanının tek ayağı bunlar değil. KİT'ler de var. Bana göre KİT'ler üç ayda bir tıpkı halka açık şirketler gibi, bilançolarını, kar ve zararlarını kamuya açıklamalı.

* Özelleştirmeden bir beklentiniz yok mu?

Programın başarısı büyük ölçüde kamu finansmanında düşünülen tedbirlerin sonuçlarını vermesi kadar özelleştirmenin hızlandırılmasına bağlı. Kimse cebinde parasını hazır etmiş özellleştirme ihalesi açılsın diye beklemiyor. İhalelere katılan firmalar kredibilitesi yüksek, özelleştirenin amacı olan verimliliği gerçekleştirecek firmalar olmalı. Böyle firmaların da kasalarında hazır paraları yok. Bunlar ihaleyi kazandıktan sonra finansmanı sağlamak için piyasaya çıkıyor. Bu da uzun zaman alıyor. Yani ihalenin yapılmasından paranın devlete gelmesi altı aydan kısa sürmez. Bu süreci kısaltmak gerek. Benim aklıma gelen yollardan biri devlet iç borçlanma senetlerinin özelleştirme bedellerinin ödenmesinde nakit gibi kulanımına olanak sağlanması. Bunun yöntemlerini objektif biçimde belirlenmesi mümkün.

* Siz tünelin ucunda ışık görebiliyor musunuz?

Kişisel fikirlerden çok iş hayatının fikirleri önemli. Şu an bakıldığında iş dünyasının ışığı gördüğünü söylemek mümkün. Faizler düştü, bu geriye dönük uygulanan vergiye rağmen üstelik. Borsa yükseldi, herkes hesaplarını artık yüzde 25 enflasyona göre yapıyor. Bundan iki ay evvel bütçe hazırlıklarında bu hedef kullanılmıyordu. Yüzde 60-70'li oranları düşünen de kalmamıştı ama tahminler yüzde 40'larda dolaşıyordu. Bugünse iş hayatı kendini yüzde 25'e alıştırmaya başladı.

* Program üzerinde uzlaşma sağlanabildi mi?

Bu zor bir programdır. Uygulamasında sıkıntılar çıkacaktır. Ama sıkıntılar çıktıkça hükümetin sıkıntıların sebebini iyi anlatması ve bundan toplumun çıkar sağlayacağını vurgulaması lazım. Çünkü insanlar ne için fedakarlık ettiğini, bir yıl sonra büyümenin artacağını, istihdam sıkıntısının azalacağını bilmek istiyor. Bu durum, içerde uzlaşmanın tarafı olan insanlara olduğu kadar yurtdışı finans çevrelerine de anlatılmalı.

* Yabancıların bakış açısı nasıl, olumlu mu?

Evet, hatta son vergiyi kredibilite açısından mahsurlu görmekle birlikte, bunun programın genel çerçevesi içinde olumlu sonuçlar doğuracak bir tasarruf olarak gördüler. Hatta bir banka şöyle bir başlık attı: 'Amaç aracı mübah kılmaktadır".

Faiz düşer, borsa yükselir

Kış aylarına girerken mali piyasaları nasıl görüyorsunuz?

Ben pek borsa uzmanı değilim ama borsanın hızlı yükseldiğini ve beklenen gelişmeleri de satın aldığını görüyoruz. Hâlâ kafalarda soru işaretleri var. İyimserlik hâlâ toplumun bütün kesimlerine yayılmadı. Bu nedenle yukarıya doğru bir marj görüyorum, ama program uygulanmaya ve hedeflerin realize edilmeye başlanmasıyla piyasaların da stabilite kazanacağını düşünüyorum.

Faizlerin nasıl seyredeceği ise 2000'in ilk üç ayında dış finansman çevrelerinin bu programa göstereceği ilgiye bağlı. Ama az önce de belirttiğim bankaların olumlu raporlarını görünce ilgi artabilir. Bu nedenle faizler gelecek yılın ilk aylarından itibaren mevcut seviyelerinin çok altına inebilir. İndikten sonra orada kalır mı, bunu göreceğiz.

* Faizler negatif hale gelebilir mi?

Olabilir, ama ardından piyasa bunu düzeltir. Dışardan aldığımız bu olumlu değerlendirmeler sonucu yabancı fon akışının yeni yıldan itibaren başlayabileceğini söyleyebilirim.

Bu olumlu işaretler arasında Hazine'nin sessiz sedasız yaptığı dış borçlanmalar var. Bunun 2000 bilgisayar probleminin piyasalardan kalkmasıyla da ilgisi olabilir. Çünkü bu sorun nedeniyle kasımdan sonra yurtdışından doğru dürüst borçalanma yapılmaz fikri vardı.

Canlanma 2000'in 2.yarısında
Ekimde sanayi üretimi yüzde 9 geriledi. Buna karşılık Kasımda otomobil üretimi arttı. Mali piyasalardaki iyimserlik acaba reel ekonomiye ve üretime yansımaya başladı mı?

Bende başka kaba göstergeler var. Aylık kredi artış hacmi, mevduat artış hacmini yakalamak üzere. Daralma zamanlarında mevduat artış hacmi öne geçer. Genişleme zamanlarında ise kredi hacmi öne geçer. Benim gördüğüm şu an kredi artış hacminde bir kıpırdanma var. Aylık yüzde 6 civarı bir artış var. Bu önemli bir gösterge. Çünkü 2'ler civarında dolaşıyordu.

Ekonomi ne zaman canlanır sizce?

Çok kısa sürece ekonomide canlanmayı beklememek lazım. Ancak 2000 yılının ikinci yarısında olabilir. Bu belki bir miktar öne gelebilir. Ama burada söylemek istediğim, 30 km'yle giden araba birden bire 100 km'ye çıkmayacak. Canlanmanın gözle görülür hale gelmesi için 2000'in ikinci yarısını beklemek gerekir.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır