kapat

13.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Bilisim99
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Perdedeki Türkiye

STRASBOURG

Türk deyince Avrupalı'nın aklına Hamit gelir. Geceyarısı Ekspresi'nin bu vahşi kahramanı, zalim, ilkel ve sapıktır. Bu özellikleriyle de 20 yıl boyunca bütün Avrupa'da "Türk zulmünün simgesi" olarak zihinlerde yer etmiştir.

Giovanni Scognamillo, "Batı Sineması'nda Türkiye ve Türkler" (İnkılap, 1996) araştırmasında, Avrupa perdelerine yansıyan Türkiye imajını şöyle özetler:

Yüzyılın başlarında Batılı sinemacı için Türkiye sadece "egzotik bir mekan"dır. Orada bir milletin uyanmasıyla falan hiç ilgilenmez... Hatta ülke modernleşip egzotizmini yitirdikçe, kendisine benzemeye başladıkça ilgisini keser, "bekle gör"e geçer.

Yüzyılın ortalarında, özellikle 2. Dünya Savaşı yıllarında (yani Batı'nın Türkiye'yi uzak karakol olarak görmeye başladığı yıllarda) Türkiye'nin sinemadaki görünümü "bir casuslar yatağı" olmaktan ibarettir...

Yüzyıl sonlarına gelindiğinde ise Türkiye artık Batılı sinemacı için cazibesini yitirmiştir. Ta ki Hamit ortaya çıkana kadar...

İlginç bir şekilde, perdeye yansıyan bu tavır, Batı dünyasının siyasal alanda da Türkiye'ye yaklaşılmasını yansıtır. Yüzyılın başlarında Türkiye'yi Avrupa'yla ilgisi olmayan egzotik bir doğu ülkesi olarak görenler, cumhuriyetten sonra "bekle gör"e geçmişlerdir, zamanla ilişkinin askeri yanına ağırlık vermişler, o da bitince Türkiye'yi sadece "insan hakları" sorunuyla gündeme almışlardır.

***

Bugün ise daha ilginç bir gelişmeyle karşılaşıyoruz. Artık Türkiye, kendisini anlatan Batılı filmlerin pasif izleyicisi olmaktan çıkıyor.

Espriyle karışık söylemek gerekirse "Artık geliştik. Kendi Geceyarısı Ekspresi'mizi kendimiz yapıyoruz."

Yıllarca sadece Batılılar'ın ilgi gösterdiği saraya, hareme, camilere, karakollara, Güneydoğu'ya kendi kameralarımızı uzatıp o dekora, o sorunlara kendi merceğimizle bakıyoruz.

Strasbourg'ta artık gelenekselleşen "Türk sinema günleri"nde perdeye yansıyan Türkiye imajına bakınca bunu gözledik. Sarayın entrika dünyasının (Harem Suare), köhneleşmiş bürokratik zihniyetin (Propaganda), Kürtler üzerindeki baskıların (Güneşe Yolculuk), başörtüsü yüzünden bölünmüş hayatların (Parçalanma) bu topraklardan yetişmiş sinemacılarca ve ustaca perdeye yansıtıldığına tanık olduk.

Bu tanıklığı biraz da cesur bir sinema adamına borçluyuz:

Avrupa Sinaması'nı desteklemek üzere kurulan Euro İmages'ın Türkiye temsilcisi Faruk Günaltay, kendi yönettiği Odyssee sinemasında tam 11 yıldır ülkesinin sinemasını Avrupalılar ve Avrupa'da yaşayan Türkler'le buluştururken, Türkiye'nin yıllar önce yapması gereken şeyi tek başına yapıyor. En iddialı, en cesur, en hassas Türk filmlerine perdelerini açarken, Türkiye sinemasının artık kendi sorunlarını cesaretle sergileyip eleştirebilen bir olgunluğa eriştiğini sergiliyor. "Evet, sorunlar var, ama her şeye rağmen bu sorunları dile getirenler de var" diyerek kendine güvenen bir Türkiye portresi sunuyor.

Kürt sorunundan, işkenceye, insan hakları ihlallerinden, eşcinsellerin konumuna pek çok konu, bu sayede Odyssee'nin görkemli salonunda tartışmaya açılıyor. Ve Günaltay, hiçbir tanıtım kampanyasının göze alamayacağı bir özgüvenle bütün bu sorunları sinema aracılığıyla gündeme getiriyor. Bu yolla Türkiye'nin hem kendisiyle hesaplaşmasına, hem de dışardaki imajına pek çok diplomattan daha fazla katkıda bulunuyor.

Bugüne dek Geceyarısı Ekspresi'nin açtığı yaraları, diplomatik yoldan pretosto ederek ve lanet yağdırarak kapatmaya çalışan Türkiye, şimdi daha sağlıklı bir yolla, bu yaraları korkmadan kendisi sergileyerek hem sağlıklı bir eleştiri zemini oluşturuyor, hem de dünyayla aşık atabilecek bir yeni sinemanın müjdesini veriyor. Böylece şimdiye dek, ya egzotik mekanlarıyla, ya soğuk savaş ajanlarıyla, ya da işkenceci polisleriyle kendine perdede yer bulabilen bir ülke, eğrisiyle doğrusuyla kendisini alabildiğince çıplak ve şeffaf olarak kamera önüne çıkarıyor.

Türkiye'ye bu özgüveni kazandırdığı için Faruk Günaltay'ı kutluyoruz. Aynı olgunluğu yurtiçindeki yöneticilerden, dağıtımcılardan ve seyircilerden de bekliyoruz.

Sorunlarını perdelemek yerine özgürce sergileyen, kendisiyle cesaretle yüzleşebilen ve eleştiriyi düşmanlık saymaktan vazgeçen bir Türkiye...

Türkiye, Helsinki'de vaat ettiği bu vasıfları Strasbourg'ta başarmıştı bile... Bunun gururuyla dönüyoruz...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır