Hulki Aktunç'un "Büyük Argo Sözlüğü", "Aganigi Naganigi"yi "kuş dili"nden Türkçe'ye şöyle tercüme ediyor:
"Aşk ilişkisi... sevişme"
Sözlükte verilen örnek cümle ise Latif Demirci'den:
"Fıstık, şööle baş başa müzik vaziyetleri, soora da aganigi naganigi..."
Malum reklamın dilimize doladığı, bu "fındık-fıstık muhabbeti", haftalardır ekranlarımızı şenlendiriyor.
Şehrimizin duvarlarına asılı duran afişlerde yazılı bu iki tuhaf sözcük, erkek beyinlerde refleks olarak, daha çocuk yaşta öğrendikleri "kuş" muhabbetini çağrıştırıyor kuşkusuz... Ancak kadınların ne kadarının ilk anda bu "kuş dili"ni anlayıp doğru tercüme ettiğini bilmiyoruz. Fındığın "enerji vermesini, dişleri kuvvetlendirmesini, kemikleri güçlendirmesini" zerrece umursamayan erkeklerimizin, "ayrıyetten" bu sihirli sözcükleri duyunca bıçkın satıcının başına üşüşmesine kaç kadının mana verebildiği bir sır...
Ben şahsen, küçük oğlunun dilinden düşürmediği bu sözcüklerin anlamını bilmeyen pek çok anne gördüm.
Reklamdaki satıcı, bu iki sözcüğü, sadece erkek zihinlerin kapısını açan bir parola gibi çarşıdan oturma odalarımıza haykırıyor ve "viagra müşterisi"ni can evinden vuruyor.
Gündelik dilin altında gizlenen bu cinsel kimlikler, en olmadık yerde kendini ele veriyor.
"Kadınlar Dünyası" (Aralık/1999) dergisinde Şenel Şimşek deprem sonrası televizyonda duyduğu bir cümleyi aktarıyor:
"Bir bayan vatandaşımız 102 saat sora kurtarıldı" diyor spiker...
"Siz hiç 'Bay vatandaşımız' diye bir ifade duydunuz mu" diye soruyor Şimşek...
Dilimiz çaktırmadan taraf tutuyor.
Egemenin ağırlığı dile vuruyor.
Tıpkı "Hayat adamı" övgüden sayılırken, "hayat kadını"nın sövgü olarak kullanılması gibi...
Aynı sözcük, birini yüceltirken, diğerini aşağılıyor.
Her sözcüğün bir cinsiyetinin olduğu Fransızca, Almanca, İspanyolca, Portekizce gibi dillerle karşılaştırıldığında Türkçe masum gibi duruyor, ancak dilimiz bu açığını "manada cinsiyetçilik" uygulamasıyla kapatıyor.
İngiliz, nasıl "erkek"i "insan" anlamında kullanıyorsa, biz de çocuğumuza (kız olsun, erkek olsun) iyi insan olmasını öğütlerken "Adam ol" diyoruz.
Bu "eril" tahakküm, dile zaten damgasını vurmuşken, erkeklere ait zengin argo dünyası, ayrımı hepten derinleştiriyor. Daha çok dışlanmışların, itilip kakılmışların bir direniş mevzii olarak kabul edilen argo, nedense kadınların değil, erkeklerin diline yerleşiyor.
Aynı masanın çevresinde otururken kullanılan çift anlamlı bir sözcüğün, sadece erkekleri kıkırdatması, kadınları bir anda "dilini bilmediği bir koloninin yabancıları" durumuna sokuyor."Aganigi" reklamı o açıdan ilginç bir örnek...
Çünkü haftalardır "aganigi naganigi" afişleri ancak meraklı kadınların içeri alındığı gizli bir erkekler kulübünün davetiyesi gibi asılı duruyor panolarda...
Reklamcı, fındığın vaat ettiği cinsel arzunun müşterisi sadece erkeklermiş gibi, "onların dili"ni kullanıyor. Tezgah başına yığılan erkekleri görüntülüyor.
Kadınlar ise kendilerinin "nihai hedef" olarak sunulduğu bu reklamda, reklamcılarla, erkek müşteriler arasındaki "gizli mesajlaşma"yı sessizce izliyorlar.
Dilden anlayanlar, argonun, gizli bir örgüt gibi, deşifre olunca yok olduğunu söylüyorlar.
"Kuş dili"nin şifresi çözüldü mü, argo evcilleşiyor.
O açıdan bakıldığında "Aganigi" reklamının, kulübün kapılarını herkese açtığı, dolayısıyla dildeki ayrımcılığı törpülediği de söylenebilir.
Ancak yine uzmanların ifadesine göre argo, deşifre olur olmaz hemen, yeni şifreler bulup, yeni sözcükler ve deyimler yaratıyor kendine... ve yolunu açıp, kendi dilinden konuşmaya devam ediyor.
Hayatın içindeki eşitsizliği yok etmeden dili tutmak mümkün görünmüyor.