kapat

08.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


İstanbul'da 'kuduzdan ölüm' var!..

Faksım durmuyor.. E-maillerim durmuyor..Bu sessiz çoğunluğun gürleyişi..

Kendilerine, panter, manter gibi adlar veren birkaç yaygaracı ve onların peşlerine takılan televizyon kameralarından fena halde ürken belediyeler yüzünden, İstanbul sokak köpekleri cenneti olmuştu..

İnsan canının, insan beden ve ruh sağlığının aleyhine..

İstanbul gazetemiz "Kuduz Boğaz'a indi" dehşet haberi ile yayınlandı geçen hafta..

"Kuduz Boğaz'a indi.."

Aslında tüm gazeteler için manşet haberi idi.. Aslında tüm televizyon haberlerinin bir numaralı haberi olmalıydı.. Aslında aylardır depremin cılkını çıkararak milleti ruh hastası eden kanallar, bu haber karşısında en az benim kadar donup kalmalı ve kameralarını hemen Boğaz'a yollamalıydılar..

Üç gün öce AGİT Zirvesinin yapıldığı dünyalar güzeli Boğaz, şimdi "kuduz" diye karantinaya alınıyordu ve bu ülke medyası, ölüm sessizliğini sürdürüyordu.

Belli, bu çapulcular, onları da korkutmuştu, Belediye Başkanları gibi.. Sindirmişti..

İstanbul'un, Boğaz'ın göbeği "kuduz" diye karantinaya alınacak ve medya susacaktı öyle mi?..

Sokak Köpekleri olayının arkasındaki oyunları anlattık. Saf romantiklerin ve geri zekalı entellerin, bu reklam ve kendi kendini tatmin peşindeki işsiz ve güçsüzlerin peşine takılıp, nasıl hayallere daldıklarını anlattık..

Rakamları ortaya koyunca bu hayalperestlerin birazcık akıllanacaklarını düşündük..

"Sokak köpeklerini kısırlaştıralım. Aşılarını yapalım. Sonra tekrar sokağa salalım.."

Bu onların insancıl (!) çözümü idi.. Hayvanı kısırlaştıran bir soykırım eylemi ve sokakta köpekçe bir yaşam ve köpekçe bir ölüme mahkum etmek, onlar için "insancıl"dı..

Benim önerdiğim, tüm uygar dünyanın uyguladığı yöntem: "Ya onlara bir sıcak ev bulalım, ya da uyutalım" önerisi ise, insanlık dışı oluyordu.

Onların bu "insancıl" önerisini bir an için kabul ettim ve araştırdım..

Bir köpeğin, köpekçe yaşama ve ölüme mahkum edilmesinin bedeli 120 milyon liraydı.

Tüm İstanbul köpeklerinin ıslahı için 35 trilyon gerekiyordu..

İstanbul Belediyesi bütçesinin 70'te biri.. (Yedide biri demişiz, özürler..)

Bu ne demekti biliyor musunuz?..

İstanbul Belediyesi, tüm belediye hizmetleri için insan başına 110 milyon ayırırken, sokak köpeği başına 120 milyon ödeyecekti.

Sokak köpeği, insandan 10 milyon lira daha değerli olacaktı..

Kaldı ki, bu hesabın içinde, bu 300 bin sokak köpeğinin, hangi klinikte ameliyat olacakları, bu ameliyatların kaç yıl süreceği, bu süre içinde sokak köpekleri sayısının üreyerek kaça varacağı da yoktu..

..Ve işte bunları anlatınca birden, sessiz çoğunluk gürledi..

Hiçbir yazıma bu kadar teşekkür aldığımı hatırlamıyorum..

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Doçenti Dr. Fehmi Tabak'ın e- maili en dehşet içereni idi.. (Bu açık adresi, Ali Kırca'ya yazdım.. Reha Muhtar'a yazdım. Dehşeti anlaması gereken her haber müdürüne yazdım. Durduramayacakları deprem için ekrana durmadan uzman taşıyıp milleti deli eden, ama bu durdurabilecekleri felakete gözlerini yuman tüm haber müdürlerine yazdım..)

"'Kuduz Boğaza indi' yazınıza hak vermemek elde değil.. Hele üç gün önce bir hastasını kuduzdan kaybeden bir doktor olarak.." diyor, Doçent Tabak..

40 yaşlarında bir kadın, İstanbul'da 2 binli yıllara girerken kuduzdan ölüyor.

Utancı düşünebiliyor musunuz?..

"Bu olayda suçlu değil, suçlular vardır" diyor doktor..

"Yıllardır belediye ekiplerini maalesef medyanın da desteği ile mahalle halkı ile birlik olup kovan, köpekleri uyutan belediyeleri basan Panter namı ile ünlendirdiğimiz hanımefendi ve Hayvanseverler Derneği üyeleri olan hanımefendiler, görevlerini bazan da korkudan tam anlamı ile yapamayan belediyeler, sağlık kuruluşları ve halkı yeterince eğitmeyen yetkililer değişik derecelerde sorumludurlar."

Doktor "Kuşkulu bir ısırma karşısında sadece uygulanacak 5 doz aşının maliyeti 100 milyon liraya yakındır" diyor.

Ve insanın kanını donduran bir başka rakamı açıklıyor:

"Ülkemizde bir yılda kuşkulu ısırılma olaylarının sayısı 100 bin civarındadır."

100 bin kere 100 milyon..

10 trilyon liralık kuduz aşısı maliyeti..

Doçent Doktor Fehmi Tabak, "Bir doktor olarak son sözüm; kaybettiğimiz hastamızın yaşamı mı, yoksa 300 bin sokak köpeğinin uyutulması mı ikileminde kalırsam, hiç çekinmeden insan yaşamı derim. Çünkü ben bir doktorum ve görevim insanları yaşatmak.."

Bazılarının görevi ise, sokak köpeklerini, köpekçe bir yaşam ve köpekçe bir ölüme mahkum edebilmek için, insanlarımızın, hele hele çocuklarımızın beden ve ruh sağlığını hiçe saymak..

Bir de bunu utanmadan ve sıkılmadan "sevgi" adına yapmak!..

Korkmayın Sevgili istanbullular, çekinmeyin, sinmeyin..

Sizin ve çocuklarınızın bu kentte sağlıklı, korkusuz, ruhsal hastalıklara yakalanmadan yaşama hakkı, sokak köpeklerinin, köpekçe bir yaşama mahkum edilme hakkından çok ama çok daha fazladır.

Belediyeleri sindiren bu çapulcular aslında sizin ve çocuklarınızın "insanca" yaşama hakkınıza saldırıyorlar..

Size sokak köpeği kadar değer vermeyenlerin yarattığı terör havasına boyun eğmeyin..

Ayağa kalkın.. İstanbul'un dört bir yanına yayılan bu "Kuduz" tabelaları da kalksın..

Bir Dünya kenti İstanbul, 2 binli yıllara girerken, üç beş çaçarona, bin türlü hastalık saçan, çocuklarımıza saldırıp ruhlarında derin yaralar açan sokak köpeği sürülerine terk edilemez..

Bu "insanlık ayıbı" bitirilmelidir!..

Anlayan!..
"Almanya'nın canına okuyan, Moldova'yı nasıl yenemez" demiştim, Uğur Dündar'ın Arenasında ve Mustafa Hoca "Siz futboldan anlamıyorsunuz" diye ayağa fırlamıştı.. Sonra da Moldova'nın nasıl bir yükselen değer olduğunu anlatmıştı, Avrupa futbolunda. Anlamadığımız için farkına varmadığımız Moldova'ya övgüler düzmüştü.

Aaaa.. FİFA Dünya Kupası torbalarını açıkladı..

Almanya birinci, Türkiye ikinci, Moldova beşinci yani sonuncu torbada..

Bu FİFA ve UEFA uzmanları da futboldan anlamıyorlar Hocam.. Onları da aydınlatsan da, Moldova'yı birinci torbaya alsalar!..

Satanist!..
"Biz metal dinleyen gençleriz" diye başlıyor Faruk, e-mailine..

"Bizi gören herkes bize satanist diyor. Arkamızdan 'satanist' diye bağırdılar, geçen gün. Ordan geçen iki adam da, uzun saçlarımızdan tuttu bizi 'Satanist misiniz lan' diye birkaç tane vurdular. Biz şeytana inansak bunu sonuna kadar destekleriz. Ama inanmıyoruz. Lütfen bunu herkese anlat da bizi bu beladan kurtar.."

Bu aslında siyah giyen ve metal dinleyen her genci satanist ilan eden güvenlik güçlerinin görevi Faruk..

Onların yarattığı terör havasına uyan vatandaşlar da var..

Bunu düzeltmek çok vakit alır.. Siz hele Ramazanda biraz daha dikkatli olun demekten başka şey gelmiyor elimden..

İstanbul Geceleri ve Kantolar!..
Ergun'u (Hiçyılmaz) hayatın bir şahidi olarak görürüm.

Her yönüyle renkli ve yaşanması bir daha mümkün olmayacak geçmiş hayatın sayfalarını açar ve o yılları bize getirir.

Geçmişe tuttuğu ışık, kimi zaman siyasidir, kimi zaman sosyal.. Ama sporsuz da kalamaz. Belgeler bulur, fotoğrafları değerlendirir ve geçmişe ayrıntılarla mutlaka yeni bir ışık düşürür.

Zamane Evliya Çelebi'si olarak tanımladığım Ergun'un zaman zaman yaşını gizlediğini ve aslında asırlık bir çınar olduğunu düşünürüm. Onun şu teknolojik dünyadan sıyrılıp, yazıları ve kitapları ile geçmişe yaptığı geziler, yarının sosyal tarihine önemli bir rehber olacak..

Hiçyılmaz'ın en büyük özelliği yazılarını yazarken dünü yaşamasıdır.

Okurken sanırsınız ki, atlı tramvaya binen odur.. Şirket-i Hayriye vapurunun küpeştesinde Boğaz'a kadeh kaldıran ya da İstanbul'da bir yürek yangınını söndüren tulumbacı olabilir.. Bir bakmışınız silah elde Topal Osman Ağa ya da İpsiz Recep'le Kuvayi Milliye'ciler arasındadır.

Ergun bu defa Sabah Kitapları'ndan yayınlanan eseri ile, bizi tarihi İstanbul gecelerine götürüyor. Sahne ışıklarının bir bir söndüğü günümüzde Kanto dünyası ve yıldızlarının nasıl ışıl ışıl parladığını onun bu kitabında görebilirsiniz.

Peruz'dan Amelya'ya, Mari Ferha'dan Zarife Hanım ile Huysuz Virjin'e kadar uzanan asırlık bir gezi... Direklerarası ve Anadolu kumpanyalarına da perde açan Ergun'un, "İstanbul Geceleri ve Kantolar" kitabında daha neler var, neler!

Yüzlerce bilinmez kanto güfteleri, sahne aşkları ve önemlisi yeni bilgiler.. Mesela sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadın sanatçısı kim?

Afife Jale mi, yoksa Amelya Kadriye Hanım mı? Sahneye çıkabilmek için aktör Niko ile evlenen ve Amelya adıyla tanınan Kadriye Hanım'ın bu mücadelesi de Ergun'un kitabında önemli konulardan birini teşkil ediyor.

İstanbul'u yeniden yaşamak isteyenler bu kitabı okumalı.

Özellikle de yaklaşan Ramazan gecelerinde program yapmayı planlayan TV yapımcıları için, "İstanbul Geceleri ve Kantolar" bir el kitabı olmalı..

SEVDİĞİM LAFLAR
Doğru olanı çoğunluk daima beğenir diye bir kural yok.. Çoğunluğun hoşuna gidenin her zaman doğru olmadığı gibi..

Anonim (Teşekkürler Evrim)

TEBESSÜM
Herşeyi olan erkeğe ne verirsiniz?.

Bir kadın..

Nasıl kullanacağını göstermek için.

BİZİM DUVAR
Derin devletin derinliğini ölçmek isteyenler boyunun ölçüsünü alıyor. Anlaşılan Derin Devlet boyu geçiyor.

Hakan&Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır