İstanbul'da deprem acaba ne zaman olacak sorusu, inceden ve derinden çuvaldızlayıp duruyor milyonlarca yüreği...
Bu sorunun kemendi dışına hemen hemen kimse kaçamadığı için; oturduğumuz 44 daireli yapının Yük. Mimarı Derviş Aydeniz'le, yerden 50 m yükseklikteki son katta, yanyana yaşasak da; meslek alanında uzmanlığı su götürmez bir inşaat mühendisiyle, -yakınlarımızla da paylaştığımız- yapının durumunu, bir kez daha gözden geçirmeyi gerekli gördük..
Uzmanlığı su götürmez bir inşaat mühendisi...
Neyse ki Orhan Bursalı sayesinde, başarılarını kimsenin kolay kolay tartışamayacağı Yük. Müh. Ersin Arıoğlu imdadımıza yetişti.
Onca işi gücü arasında hem kendi kalkıp geldi, hem de uzman mühendislerini gönderdi...
Şimdilik aşırı ölçüde kaygılanacak bir durum çıkmadı pek; hele ne zaman olacağını, ancak Doğa'nın, yahut Tanrı'nın kestirebildiği deprem, 7 derecelik bir büyüklüğün altında olursa...
Ya üstünde olursa?
Ona da sanırım, "dayanabilir" avuntusuna demir atmaktan başka bir çare yok elimizde..
Üstelik İstanbul'daki 2 milyon yapıdan yüzde 70'inin kaçak, gerisinin de ne kadar güvenceli olduğu ancak bizimki kadar netleştirilebilmişse..
Öyle görünüyor ki, deprem konusu artık her zaman bağdaş kurmuş oturuyor olacak gündemimizde...
Bir de Avrupa Birliği üyeliğine aday olup olamayacağımız sorunu var.
Saçımız ak mı, kara mı, önümüze dökülecek cumartesi akşamı...
Tam 200 yıldır Batı'laşma, daha doğru bir deyimle, "çağdaş"laşma derdindeyiz...
Bunu bir türlü kıvıramadığımız da ortada...
Benim kuşağımın da; yığınla yazarı, sanatçısı, düşünürü, bilimcisi, neden çağdaşlaşamadığımızın gerekçelerini ortaya koymak isterken, balyozlanıp gitti hayatları...
21. Yüzyıl, faturaların ortaya döküleceği bir yüzyıl olacağa benzer. Asıl o zaman ortaya çıkacak Türkiye'nin neden bu kadar kötü yönetilmiş olduğu. Genç kuşaklar şaşıp şaşıp kalacaklar, "Türk'e Türk propagandası" yapıp durma kolaycılığı arkasında çevrilmiş olan alicengiz oyunlarını öğrendikçe..
Dikkat ederseniz gazete manşetleri, ya akıl almaz yolsuzluk haberleri üstünde yoğunlaşıyor; ya vurmalı kırmalı Mafia haberleri üstünde...
Hazine'den geçinmeli yönetim kadrolarının bir yandan maaşları çok düşük, bir yandan ellerindeki olanaklar çok büyük...
Bir de buna tüketim modasını eklerseniz...
Bir de saydamlıktan yoksunluğu...
Punduna getirip avantacılık etmek, nerdeyse bir yer çekimi yasası olmaya dönüşmez mi?
Hem de koro halinde, "Türk'e Türk'ten başka dost yok" diye bağıra bağıra...
Ne diyorsunuz; Avrupa Briliği üyeliğine aday olabilecek miyiz hafta sonunda? Olma olasılığı daha güçlü görünüyor gibi...
Ya gerçekten olursak?
Bizim fersude yönetim düzeninde, bir büyük deprem de o zaman başlayacak.
Bu kadar uzun yıllar çarpıklıkta inatlaşınca, çeşitli sarsıntıların kaderleşmesi de kaçınılmaz oluyor...