Türkiye'nin AB adaylığı bu hafta netleşecek. 10-11 Aralık'taki Helsinki Zirvesi'nde AB ülkelerinin konuyla ilgili tutumu karara bağlanacak. Zirve'den çıkacak karar Türkiye'yi etkileyecek kadar, AB'nin vizyonunun da göstergesi olacak.
"Din ortak paydalı" bir AB'nin, dünya denklemlerinde yükselen Avrasya gerçeğinin dışında kalması ciddi bir yanılgı olur. Türkiye'siz bir AB, geleceğin oluşumlarında Avrupa coğrafyasının dışında sesini duyurmakta zorlanabilir. Yüzyılın 2. yarısında Amerika'nın yönlendirdiği dünya satrancının geleceğe uzantısında, bölgesel gücü kısıtlanabilir. Türkiye gerçeğini gözardı eden bu Avrupa, geleceğine miyop bakışlarla karar verir. Tüm sıkıntılarına rağmen Türkiye, ekonomik, kültürel ve politik anlamda da, bölgesinin yegane kilit ve köprü ülkesi niteliğinde.
Öte yandan Türkiye, modernleşme gayesini yakalama çabasını sürdürüyor. Modernleşme ve çağı paylaşma özlemi, illa Batılılaşmayla sağlanacak idealler olmaktan çıktı. Çağı paylaşma özlemi toplumun farklı kesitlerinden destek alan, konsensusa dayanan bir ülkü. Bu ülkünün gerçekleşmesi ve sürekliliği için Türkiye'nin AB'ye girmesi gerekli değil. Ancak AB adaylığına kabul. Türkiye'nin hedeflerine ulaşmasına ivme kazandırabilir.
Türkiye AB üyeliğini 1963 Ankara Anlaşması'nda öngörülen doğal bir hak olarak algılıyor. 1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği çerçevesinde, Türkiye kendi ekonomisinin dayanıklılığını -karşılaştığı zor şartlara rağmen- kanıtladı. Ülkemiz adaylığı onaylanan pekçok ülkeden daha köklü bir demokrasiye ve serbest ekonomi uygulamasına sahip. Peki bizi durduran, bekleten nedir? 1997 Lüksemburg Zirvesi'nde aday adaylığı konumunda kalmamızın mantığı nerede saklı?
Helsinki Zirvesi öncesinde, Türkiye'nin adaylığına 3 noktada itiraz var. Ancak hepsinin ortak paydasında Yunanistan'ın veto gücünün yeraldığını gözlemmiyoruz. 1) Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği: İtalya, Fransa, Almanya ve Hollanda, bütünleşmemiş bir Kıbrıs'ın üyeliğine karşı tavır aldı. Ancak Yunanistan, bu tavrın değişmesini Türkiye'nin üyeliğine ön koşul yapmak istiyor. Türkiye ise konunun kendi adaylığıyla bağlantısız olduğunu söylüyor. 2) Yunanistan, Ege'de herhangi bir sorun yaşandığında, müzakereleri kısa tutup, hemen Adalet Divanı'na başvurma güvencesini istiyor. Türkiye ise bu konuda AB'nin Gündem 2000 prensiplerini benimsediğini ve farklı bir yaklaşım uygulamayacağını vurguluyor. 3) Yunanistan, Türkiye'ye özel bir üyelik yol haritası' hazırlanmasını istiyor. Türkiye ise diğer aday ülkelerin izlediği mekanizmadan geçmeyi yeterli buluyor. Aslında tüm bu itirazlara Türkiye'nin yanıtı diğer aday ülkelerle eşit koşullarda, yani önkoşulsuz olarak adaylık sürecine başlaması doğrultusunda.
Son olarak İsveç hükümetini de adaylık konusunda razı eden Türkiye artık beklemede. Söylenecekler söylenmiş, şartlar ve tutumlar ortaya konulmuş durumda. Helsinki'den çıkan kararın yönü, AB'nin gerçekten ülkelerüstü ve tarafsız bir organizasyon olup olmadığını da ortaya çıkaracak.