kapat

04.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
MEHMET ALTAN(maltan@sabah.com.tr )


Fikir yok, tank var...

Helsinki Zirvesi'nden iki gün önce Ankara'ya gelecek olan "Avrupa Birliği- Türkiye Karma Parlamento Komisyonu" eş başkanı Daniel Cohn-Bendit, 28 Kasım tarihli Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan özel demecinde, Zeynel Lüle'nin "Türkiye'nin AB üyeliği önündeki engel nedir?" sorusuna şöyle cevap veriyordu:

"Asıl engel, Türkiye'deki devlet yapısıdır. Kurumların demokratik olmamasıdır. Türkiye'de `parlamenter-otoriter' bir sistem mevcut. Askerlerin yönetimde ağırlığı büyük sorun. Tam olarak sivil yönetim mevcut değil. Askerler, devlet yönetiminde büyük ağırlığa sahipler. Bu da ülkenin demokratik bir ülke olmamasına yol açıyor."

1968 öğrenci olaylarının tarihsel ismi Daniel Cohn-Bendit, Kemalizmin "laik otoriter" bir düşünceye dönüştüğünün de, aynı konuşmada altını çiziyor.

Clinton ve söyledikleri
Bill Clinton'un Türkiye ziyaretini değerlendiren New-York Times gazetesi de, 21 Kasım tarihinde, Avrupa Birliği Parlamentosu üyesi Cohn-Bendit'nin tespitlerine katılıyor. "Clinton'dan sivil doping" başlıklı yorumun Türkiye'deki durumu özetleyen paragrafı şöyle:

"Clinton'un ziyareti sırasında görüştüğü insanların listesi kadar önemli olan birşey daha var ki, o da görmezlikten geldiği insanların listesi.

Türkiye'de, ordu komutanları gücü elinde tutmasına rağmen, Clinton bu kişilerden hiçbiri ile biraraya gelmedi. Bunun yerine bir gücü kalmayan TBMM'de konuşma yaparak, sivil iktidarın güçlendirilmesine yönelik desteğini göstermiş oldu."

Türkiye'nin uluslararası arenadaki bu çarpık görüntüsünün son dönemdeki sorumlularından emekli orgeneral Çevik Bir geçen gün bir grup gazetecinin önünde, cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladı.

"Tank ile balans ayarı" yapan, başbakana "muhtıra" veren kısacası Anayasal suçlar işlemekten sabıkalı olan zihniyetin "basına karşı işlediği cürümler"de ortalığa çıktı.

Basına sopa
Basın Konseyi Başkanı kimliği hasebiyle yazdıkları önem kazanan Oktay Ekşi, Perşembe günkü yazısında Çevik bir için şunları yazmaktaydı:

"Ama gazeteciler hakkında dosya tutturma, beğenmediği gazetecilerin askeri tesislere girmesini yasaklama; kızdığı gazetecilerin kovulması için bazı işverenlere baskı yapma gibi hiçbir demokrasinin ve hiçbir hukuk devletinin kitabında bulunmayan karar ve uygulamaların arkasındaki isim olduğunu uzun zamandır duyuyoruz."

Bu açıklamayı, aynı gün Cengiz Çandar şu satırlarıyla tamamlamaktaydı:

"Can Ataklı bir süre önce Öküz dergisinde yayınlanan bir söyleşisinde `İstanbul sermaye çevreleriyle içli dışlı, şimdi emekli olan bir general'den söz ediyor ve `Bu general Şemdin Sakık'ın ifadesine kendi yazdığı bir metni ekleyerek, Cengiz Çandar ile Mehmet Ali Birand'ı suçladı. Bu metni yayınlamadığı takdirde gazeteyi batırmakla tehdit etti' diyordu. Bu generalin Çevik Bir olduğu çeşitli gazetelerde ileri sürüldü. Öyle bir generalin olmuş olduğunu -doğal olarak- en başta ben biliyorum. Çevik Bir, çıkıp `Hayır bu general ben değilim' demezse, basın tarihimizdeki en çirkin komployu o vakit sahip olduğu silah baskısıyla yapan bir kişi olarak `şaibe' altında kalacaktır. Unutmayın ki, o komplonun hedeflerinden biri olan Akın Birdal'a 14 kurşun saplanmış ve mucize kabilinden kurtulmuştu."

Çevik tank
Böyle bir portrenin, "seçilmeniz halinde yüz günlük icraatınız nedir?" sorusuna sinirlenmesi ve bunu "dirsek atmak" diye yorumlaması aslında normal karşılanmalıdır.

Hiç bir plan, proje, program ve yeni fikir olmadan, geçmiş dönemin "tank kuvvetine" dayanarak ortalara çıkmanın doğal sonucudur bu.

Zaten "kamu hizmeti" üretmekle yükümlü ve Türk vatandaşlarının vergileriyle varolan ordunun İstanbul bölgesindeki birimlerinin duvarlarına, sivillerin okuyabileceği bir şekilde yerleştirilen "orduya sadakat şerefimizdir" sloganı da, yaratıcılığın ve fikirsel düzeyin seviyesini çoktandır belli etmekte...

Medyanın tavrı
Türkiye'de, çağdaş herhangi bir ülkede pek rastlanılmayacak davranışlara, maalesef bazen medyada da rastlanmakta.

Eski bir generalin "hanımının kabul ve temizlik günlerinde" ayak altında dolaşmamak için "devleti yönetme" arzusunu açıkladığı toplantıdaki medyanın tavrını en iyi "Çevik amca, hoşgeldin" başlıklı yazısında Serdar Turgut yansıttı:

"Çevik Bir amca emekli oldu ama anladığım kadarıyla zaman zaman kendisini yine kışlada zannediyor. Özellikle de gazetecileri emir eri gibi görüyor. Beğenmediği bir soru sorulursa hemen onu soran gazeteciyi azarlıyor.

Soruyu yanlış anlasa da önemli değil, soranı yine azarlıyor.

Ha diyeceksiniz ki gazeteciye emir eri gibi davranıyor da peki ama gazeteciler ne yapıyor?

Bu önemli çünkü Batı aleminde de zaman zaman kendisi ve hayat hakkında Çevik Bir amca gibi yanılıp da gazetecilere bağırıp çağıran insanlar ortaya çıkar. Gazeteciler de ona haddini bildirir, hayat normale döner, herkes yerini bilir ve iş kapanır.

Ne yazık ki bizimkiler de havaya bir girdiler mi emir eri gibi davranmaya pek meraklılar. Hoşlanıyorlar gibi bu durumdan.

Pazartesi akşamı çok ama çok üzüldüm. Bazılarını yakından tanıdığım gazeteciler, bu işe yıllarını vermiş olan insanlar, kürsüde konuşan kişinin kendilerine yönelik tuhaf tavırlarını hiçbir itiraz göstermeden, tepki vermeden dinliyorlardı.

... Açıkça söyleyeyim o gece bittiğinde tiksindim de tüm olup bitenden."

Adaylığı destekliyorum

Ben, emekli her askeri bürokratın halk önüne çıkıp siyaset yarışına girmesinden yanayım.

Türkiye'yi dünya sahnesinde "askeri bir cumhuriyet" olarak gösteren ve dünyanın "artık değiştirin" dediği asker ağırlıklı siyaset modelimizin değişmesinde bu tür girişimlerin büyük yararı olacak bence.

Mahkeme ifadelerine ekleme yapıp bunları yayınlatarak insanların hayatlarıyla oynayabilecek kadar pervasızlaşabilen, kendi gücünü böylesine abarta bilen insanların aslında ne kadar güçsüz olduğu bazen tek bir gecede bile ortaya çıkabilir.

Televizyonların halk arasında "Çevik Bir'le ilgili" olarak yaptığı soruşturmalar da, halkına "asker siyasetçiden" pek hazetmediğini gösterdi.

Sanırım medya da, "emireri" gibi davranmanın kendilerini nasıl çirkinleştirdiğini ve utanılacak duruma düşürdüğünü anladı.

Herkes dersini aldı.

Onun için birçok insan gibi ben de emekli askerlerin siyasete girmesini destekliyorum.

Bizim desteklemediğimiz askerlerin emekli olmadan önce siyasete girmeleri.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır