Ufuksuz siyasetçiler ülkeyi enerji darboğazına soktu. Kriz paniğinin hesapsızlığı daha büyük dert doğurmasın.
Türkiye'nin doğru dürüst bir enerji politikası yok. Enerji Bakanlığı ile DPT Türkiye'nin yakın ve orta gelecek için ihtiyaç duyacağı doğal gaz miktarında bile anlaşamıyor.
İki tarafın 20 yıl sonrasına ait tahminleri arasında bir kat fark var.
Doğal gaz santralı yapmak isteyen herkese kapılarımız açık. Hükümet hepsine, kullanacağı doğal gazı garanti ederek ve fiyat garantisi de vererek üreteceği bütün enerjiyi alacağını taahhüt ediyor.
Dün Güngör Uras, Dünya Bankası'nın bu yönetim anarşisine "dur" denmesi için uyarıda bulunduğunu yazdı. Uyarı haklı:
"Enerji Bakanlığı, maliyetine bakmadan, yüksek fiyatla alım garantisi vererek ihale açmayı durdursun. Enerji işine politika karışmasın. Politikacılar Türkiye'nin 20 yılını, 30 yılını bağlayacak ihaleler açmasın.."
Plansızlık da ufuksuzluk kadar kötü.
Üstelik çok pahalı..
Enerji Bakanı Ersümer kesintiler başlayınca "Çamaşırınızı gece yıkayın" dedi.
Tembele iş buyurmuşlar, size akıl öğretmiş!
Kış gelirken girdiğimiz enerji krizi, bir sürü yolsuzluğa furya yaratmamalıdır.
Karadeniz'in altından geçecek "Mavi Akım" doğal gaz boru hattı ile ilgili teknik sorunlar çözülmedi. Yarın "Bu projenin gerçekleşmesi imkânsız" denirse, bizim Ankara-Samsun arasına döşeyeceğimiz boru hattı ne olacak?
Şu olacak: Bugün kurtulmaya çalıştığımız liderler bir gün "Allah'ın emri ile" gidecek, fakat çocuklarımız onların kirli borçlarını ödemeye devam edecek.
Koalisyon liderleri önceki gece oturup nükleer enerjiye "evet" dediler. Bu, doğru bir karardır. Modern teknoloji, nükleer santralları en verimli, en temiz, en güvenilir enerji kaynağı haline getirdi.
Hükümet aynı cesareti, enerji sorununu bütünüyle masaya yatırmak ve bu alandaki kargaşaya son vermek için de göstermelidir.
Başbakan Ecevit bu soruna bir tam gününü verse, yağmacı lobilerin oyunlarını bozar.
Bozmalı da.. Çünkü kafalardaki karanlık, elektrik kısıntısının sebep olduğu karanlıktan daha tehlikeli!
Görelim bakalım
Bu itirazların tümü tartışma kaldırabilir.
Ama kabul edilemeyecek bir tek şey varsa o da yoksul öğrencilerin, siyasi İslâm adına rehin alınmasına göz yummaktır.
Bazı öğrenci yurtları, irticanın beyin yıkama merkezleri gibi çalışıyor. Yoksul gençler, aldıkları hizmetin bedelini hayatları ile ödüyor. Eğitimin amacı, "irfanı hür, vicdanı hür" nesiller yetiştirmektir.
Devlet bu ilkel sömürüye seyirci kalamaz.
Devlet Bakanı Yüksel Yalova, yakında üniversiteler ve Milli Eğitim'in izin verdiği vakıflar dışında hiç bir vakfın öğrenci yurdu kurup işletemeyeceğini açıkladı.
Ama meclisin bu kanuna geçit verip vermeyeceği belli değildir. Göreceğiz..
Siyasetçi için bir sonraki seçim mi, yoksa bir sonraki nesil mi önemli?