Kartal'dan çıkan güvercin
Gürtuna, oyları önce Kartal semtinde topladı. Ardından Büyükşehir'in başına geçti. Kavgacı değil. Şahin değil... Fazilet Partili bir politikacı. Ama birleştirici yönü ağır bastığından kamuoyu ona 'Özalvari güvercin' diyor
ALİ MÜFİT'İN üniversitede okurken, 1976'da TRT Haber Merkezi'nde iki yıl gazetecilik yapması, bazı bölge gazetelerinde spor muhabirliği ve kültür-sanat çalışmaları Ankara'da tanınmasına neden oluyor...
Bir süre Ankara Musiki Derneği Başkanlığı'nı yürütüyor. Etkinlikleri ve becerisi başta Demirel olmak üzere birçok politikacının ilgisini çekiyor... 1977'de Demirel, Gürtuna'yı çağırarak, "Bizim partinin propaganda işlerini sen yürüt" diyor.
O yıllarda DPT Müsteşarı olan Turgut Özal'la da tanışıyor: "Samimi değildik, ama merhabalaşırdık." Özal 1983'te ANAP'ı kurunca İstanbul'da olan Gürtuna'ya "Bize gel," diyor. Kabul ediyor:
"Özal büyük bir uzlaşma ümidi verdi. Benim de özlediğim bir şeydi bu. 1980 öncesi birbiriyle savaşan insanları bir araya getiriyordu. Bu beni çok heyecanlandırdı."
Dayısıyla ortak olduğu YEDA'dan ayrılmak zorunda kalıyor. Özal'la birlikte İstanbul ve bazı illerde teşkilat kurulması için çalışıyor.
Seçimler yaklaşırken milletvekili olması için teklifler, hatta baskılar geliyor. Kabul etmiyor. Arkadaşları adaylık için gerekli parayı partiye yatırmalarına rağmen istemiyor.
Bu arada ilçe teşkilatı kendisine haber vermeden adını Belediye Meclisi listesinin ilk sırasına yazıyor. Gürtuna önce Kartal Belediye Meclisi'ne giriyor, oradan da Büyükşehir Belediye Meclisi üyeliğine seçiliyor...
Dalan da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oluyor...
Gürtuna, Büyükşehir'de önce Hukuk Komisyonu Başkanlığı yapıyor. Daha sonra Belediye Meclis Başkanlığı'na getiriliyor. Bir süre sonra ANAP Kartal İlçe Başkanlığı'na aday olup kazanıyor...
DALAN'DAN ÖĞRENDİ
Gürtuna artık belediyecidir. Dalan'la omuz omuza çalışır. Beş yıl göz açıp kapanıncaya kadar geçiyor ve 1989 seçimleri geliyor. Gürtuna ısrarları kıramayıp, Kartal Belediye Başkan adayı olduğunu açıklıyor.
Ancak seçimi ANAP kaybediyor. Dalan koltuğu Sözen'e bıkarıyor. Gürtuna da Kartal Belediye Başkanı olamıyor...
Gürtuna o başarısızlığı şöyle değerlendiriyor: "ANAP yıpramıştı; 'talan' söylentiler vardı. Özal tam seçime giderken işçiye-memura zam vermeyeceğini açıkladı. Bir de Bedrettin Bey partilerüstü imaj vereceğim derken ANAP'tan soyutlandı."
Ters rüzgarı hissediyor Gürtuna. Dalan'ı uyarıyor. Ona ilçe ilçe dolaşmasını öneriyor: "Hatırlıyorum; Kadıköy'den başladık, Maltepe, Kartal, Pendik ve Tuzla'yı dolaştık.. Bütün olay 2.5 saatte olup bitti... Tabii ki halk Dalan'ı mahallesinde görmedi... Gidip Sözen'e oy verdi..."
Bu Gürtuna'ya ders olmuş: "Bu seçimde sokak sokak dolaştım," diyor.
Soruyoruz: Peki Sözen dönemi nasıldı? Cevabı: "Büyük harflerle yazılacak kayıp yılları..."
AVUKATLIĞA DÖNÜŞ
1991'de politikaya veda edip, avukatlığa dönüyor. Ama küskünlüğü 1989'a dek uzanıyor: "O dönem arkadaşlar biraz daha gidelim dediler.. Hevesli olmamakla beraber yine devam ettik.
Bu arada Özal, Cumhurbaşkanı oldu.. Sonra Semra Hanım'ın aday olduğu ANAP İstanbul İl Kongresi yapıldı. Bunun siyaseten yanlış olduğunu söyledik. Bu olay yalnız beni değil, tüm tabanı incitti. Çok ciddi kırılmalar oldu.. Ardından genel kongreyi Mesut Bey kazandı. Bütün bunlar ANAP'ta çatlamaya yol açtı."
REFAH'A KATILMA
O politikayı bırakıyor ama politikacılar onu bırakmıyor. Bu kez ANAP dışından teklifler geliyor: "Bize katıl!"
Gürtuna o günleri şöyle anlatıyor: "Ciddi bir birikimimiz vardı. Hem fikir hem de aktivite yönünden. Ben bu birikimimi hayır işlerine, kültür-sanat çalışmalarına yönlendirmek istiyordum. Fakat Refah Partisi bastırdı."
Kapısını ilk çalan halen Kartal Belediye Başkanı Mehmet Sekmen oluyor. Ardından ailecek de görüştükleri Tayyip Erdoğan çağırıyor. Ama Gürtuna evet demiyor. Derken eski Kartallı olan ve Gürtuna Ailesi'ni yakından tanıyan Şevket Kazan'ın baskıları geliyor. Ve Gürtuna şöyle düşünüyor: "ANAP yenilikçi dinamizmini yitirip statükoya yenildi. Birikimlerimi neden Refah'ta değerlendirmeyeyim?"
Sonunda kendisi gibi ANAP'tan Refah'a geçen Melih Gökçek'i telefonla arayıp soruyor: "Durumun ne? Rahat mısın?" Olumlu cevap alınca, 1993 Mayıs'ında Refah'a giriyor.
ERDOĞAN İLE YAKIN
Seçimi Tayyip Erdoğan kazanıyor. Gürtuna da Kartal'ı temsilen Büyükşehir Belediye Meclisi'ne girmekle kalmıyor, Meclis Başkanı oluyor.
Erdoğan ile Gürtuna dört buçuk yıl birbirleriyle hiç çatışmıyor, karşı karşıya gelmiyor: "Belli konularda kendi görüşümü söyledim. Tayyip Bey'i yakından tanıdığım için hiç çekinmedim. Riyaya hiç girmedim. Zaten aklımda Büyükşehir başkanlığı da yoktu..."
SADECE BİR KEZ
Gürtuna, Refah ve Fazilet dönemlerinde Necmettin Erbakan'la bir kez karşı karşıya geliyor; telefonla bile olsun konuşmuyor: "Sadece Tayyip Bey'in ceza almasından sonra Belediye Meclisi beni seçince bir kez karşı karşıya geldik. Çok özel bir konuşma da olmadı."
Ilımlı bir kişiliği olan, eski ANAP gibi dört eğilimi içinde barındıran bir partiden gelen Gürtuna, geriye dönüp baktığında Refahlı bazı milletvekillerinin radikal çıkışlarını nasıl karşılıyor? "Yanlışlar yapıldı. Hatta keskin, şartlara uymayan bu söylemler keşke söylenmeseydi diye düşünüyorum." Bu görüşlerini il yönetimine aktarıyor, bir araya geldiği milletvekillerin yüzlerine söylüyor.
Parti üst yönetimi ile diyaloğu ancak Fazilet kurulduktan sonra artıyor. Recai Kutan'ın görüşmeye açık bir kişiliği olduğunu beliriyor. Sonra da ekliyor: "Artık bulunduğum makam gereği birçok görüşümü partinin üst noktalarına iletme imkanım oluyor."
NEDEN SEVİNEMEDİ?
Abdullah Gül'ün, Numan Kurtulmuş'un adlarının ön plana çıktığı aday belirleme günlerinde parti genel merkezi, "Adayımız Ali Müfit Gürtuna," açıklamasını yapıyor. Gürtuna bu koltuğa aday gösterilmesi için kimseyle konuşmadığını ve kimseye de diyet borcu olmadığını söylüyor.
Gürtuna aday gösterildiğini yıllar öncesine dayanan dostluğu bulunan ve halen danışmanı olan Mehmet Taşdiken'den öğreniyor. Taşdiken o anı anlatırken "Kapısını açıp müjdeyi vermeye koştum... Çok heyecanlanmıştım. Ama Sayın Başkan çok sakin karşıladı," diyor. Gürtuna ise o günden şöyle söz ediyor:
"Basın sorunca, 'Sevindiğimi söyleyemem' dedim. Ama bu yanlış anlaşıldı. Sanki isteksizmişim gibi yorumlandı. Oysa ben hizmet aşkıyla doluydum. İstanbul'u tanıyordum, zorluk çekmeyeceğimi biliyordum. Ancak o yük o kadar ağırdı ki; 10 milyon insanın, 35 bin çalışanın yükünü omuzluyorsunuz, sorumluluğunu alıyorsunuz. Ben sorumluluğun ağırlığı gerekçesiyle 'Sevinemedim' dedim..."
***
Hemen kollar sıvanıyor. İstanbul mahalle mahalle, sokak sokak dolaşılıyor. Dalan'ın hatası tekrarlanmıyor. Rakipleri ile kavgaya girmiyor. Hizmeti öne çıkarıyor.
Gürtuna seçimi kazandığını 18 Nisan gece yarısına doğru anlıyor. İl Merkezi'ne açılan sandıklardan gelen sonuçlar Gürtuna'nın açık farkla önde olduğunu gösteriyor. Ama acele etmiyor, bekliyor. Kendi deyimi ile "Temkinli" davranıyor.
Gece yarısı gazetecilerin önüne çıkıyor, bir tek kelime söylüyor: "Kazandım..."
Evine sabaha karşı gidiyor. Uyku tutmuyor. Sırtına yüklenen sorumluluğun ağırlığını düşünüyor.
Erdal BİLALLAR
"Çocuklarımı daha iyi eğitebilirdim"
"BEN çocuklarını seven bir babayım.. O yüzden onlarla zaman geçirmek beni mutlu eder ve heyecan verir.. Tabi bunların hiçbirini yapamıyoruz. Geriye dönüp baktığımda yanlış yaptığım veya pişmanlık duyduğum bir şey hatırlamıyorum... Sadece çocukların eğitimi noktasında bazı yanlışlıklar yaptığımızı görüyorum... Zaman zaman daha iyi eğitim verebilirdik diyorum... Sadece bu konuda hayıflanıyorum..."
B İ T T İ
|