|
|
ATİLLA DORSAY(adorsay@sabah.com.tr
)
|
  
Asansörde medyatik intikam
Mustafa Altıoklar, kim ne derse desin iyi bir yönetmen, ama son filmi Asansör, onun tüm yeteneklerine rağmen doyurucu olmaktan uzak...
Eski bir binanın (dıştan görünümü tam Pera Palas'ın karşısındaki binaydı) asansöründe mahsur kalan, daha doğrusu güzel ve gizemli bir kadın tarafından orada tutsak alınan bir adamın, ünlü bir TV yapımcısının hikâyesi... Başına geleni birtürlü kavrayamayan kahramanımız, asansörün içinde tam dört gün geçiriyor. Kadınla ilişkileri ise tehditten yalvarmaya, arzudan nefrete çeşitli aşamalardan geçiyor. Olup bitenin, vaktiyle yaptığı TV programının yarattığı trajik bir olayın intikamı olduğunu anlaması ise gecikmiyor...
ESKİYİ ARATIYOR
Mustafa Altıoklar, kim ne derse desin yetenekli bir yönetmen. "Denize Hançer Düştü"den başlayıp "İstanbul Kanatlarımın Altında" ve "Ağır Roman"dan geçen sinema serüvenindeki her film, tam bir başarı olmasa bile parlak sinemasal anlar, coşkulu anlatım ve görkemli kamera egemenliği içeriyordu. "Asansör" de aynı yolu izliyor. Yönetmen, çok modern bir kurguyla, kısıtlı mekânı oldukça iyi kullanımıyla ve yer yer belirgin sinema duygusuyla, filmini biryere dek götürüyor. Ancak bir Fransız romanından (ve ondan yapılmış filmden) esinlendiği belirtilen film, yeterince doyurmuyor. Hele o sözümona medya eleştirisi, yakın zamanların "Zoraki Kahraman", "Çılgın Şehir", "Truman Show" gibi filmlerinden sonra, çok güdük kaçıyor. Yine de böyle bir eleştirinin Türkiye'de, üstelik o âleme çok yakın 'medyatik' bir yönetmen tarafından hemen ilk kez yapılması ilginç. Kendi adıma Altıoklar'ın açık yeteneğini daha iyi hikâyelerde ve daha sağlam oluşturulmuş projelerde kullanmasını bekliyorum. Hele "işgal altındaki İstanbul'da futbol maçı" konulu o beklenen öyküsünü bir çekebilse...
HaftanınYıldız tablosu
Salkım Hanımın Taneleri * * *
İçgüdü * * *
Vahşi Batı * *
Asansör * *
Amerikan Pastası * *
Mavi Korku * *
Canavarın beyni büyürse
Çocukluğu herhalde parlak Hollywood filmlerine hayranlıkla geçen ve ABD'ye kapağı attıktan sonra hem aksiyon filmlerinin yönetmenliğini, hem de Geena Davis'in kalbini kapan Finli sanatçı Renny Harlin, günümüzde artık belli bir tür sinemanın icracılarından: gürültülü-patırtılı, bol özel efektli, hızlı aksiyonlar. "Zor Ölüm", "Dağcı", "İyi Geceler Öpücüğü" gibi...
YAPAY VE İTİCİ
"Derin Mavi Deniz"de yönetmen, bir deniz araştırma istasyonunda köpekbalıklarını inceleyen ekibin serüvenini anlatıyor. Hayvanlardan Alzheimer hastalığına karşı hücre geliştirmek için yararlanmak isteyen kadın doktorun gizli çabasıyla beyinleri büyüyen canavarlar, sonunda yeni edindikleri akılla istasyonu çökertiyor ve bir avuç insana karşı ölümcül bir savaşıma girişiyorlar. Klasik felaket filmleriyle korku filmlerinin sağlıksız bir karışımı, bu film. Her şeyiyle kalıplara teslim olmuş, her ânında seyircinin sinirleriyle oynayan yapay ve itici bir film. Her şey bir yana, kadronun en iyi oyuncusu Samuel L. Jackson'u daha başlarda köpekbalıklarının dişlerine teslim eden bir film hakkında iyi düşünmek mümkün mü?
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|