kapat

03.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


"Seattle Savaşı"

Tarihin böylesine keskin bir dönemecine tanıklık etmenin hem zor ve hem de keyifli yanları var kuşkusuz.

Gelecek kuşaklar, Seattle'de iki gündür yaşananları nasıl adlandıracak acaba? Dünyanın dönt bir yanından toplanıp gelen kızgın işçilerin, köylülerin, çevrecilerin ve binbir çeşit muhalifin Seattle sokaklarında "küreselleşmeye ve küreselleşmenin polisi olan Dünya Ticaret Örgütü'ne karşı" verdiği sokak savaşlarını nasıl nitelendirecek? "Kapitalizm ölüm düzenidir", "Dünya Ticaret Örgütü kapatılsın", "Şirketlerin yönetimine son" pankartları bundan otuz kırk yıl sonrasının dünyalıları için ne ifade edecek?

Seattle Olayları, "Küresel Uyanışın başlangıcı" ya da "Küreselleşmenin insanileştirilmesi için ilk uyarı" olarak mı geçecek tarihe? Yoksa küreselleşme öncesi güçlerin dünya çapında yaşanan karşı konulmaz bir trende karşı giriştikleri umutsuz bir direniş denemesi olarak mı?

Bana kalırsa bu sorunun cevabı, Seattle'deki kızgın kalabalıkların; küreselleşmenin mağdurlarının yaşadığımız süreci nasıl ele aldıklarına bağlı olacak.

Değişimin mağdur ettiği kitleler iki yol izleyebilirler: Birincisi, değişimi inkar ya da durdurmaya çalışma gibi umutsuz bir çaba içine girip ezilip gitmek; diğeri de değişimi anlayıp bir yandan kendini ona adapte etmeye çalışırken bir yandan değişimin yönünü etkilemeye çalışmak.

Kathleen Newland'ın Foreign Policy Dergisi'nin 1999 Bahar sayısında yer alan "Dünya İşçileri Ne Yapmalı?" başlıklı makalesi işte böyle bir "değişimi etkileme" çabasını ifade ediyor.

Makale şöyle başlıyor: "İktisadi küreselleşmenin ziyafet sofrasında boş bir sandalye var. Uluslararası sermaye, uluslararası ticaret ve iş dünyası serbest piyasaların, artan verimliliğin ve her geçen gün sayısı azalan engellerin tadını çıkarırken, emek dünyası bu ziyafete katılamıyor. Peki emek niye bu sürecin dışında bırakıldı?"

Newland uzun makalesi boyunca "kahrolsun kapitalizm" ve "kahrolsun küreselleşme" demek yerine, emek dünyasının, iktisadi küreselleşmenin ziyafet sofrasındaki o boş sandalyeye oturabilmesinin yollarını aramayı seçmiş.

İlk olarak dikkat çektiği çelişki, küreselleşmeyle birlikte, sermayenin hareketliliğiyle emeğin hareketliliği arasında büyük fark. Toplam dünya üretiminin yüzde 22'sinin uluslararası ticarete dahil olduğu bir dönemde, dünya nüfusunun sadece yüzde 2'sinin serbestçe dolaşabiliyor olması gerçekten de büyük bir çelişki. Sadece bu rakam bile gösteriyor ki, sermayenin en yüksek kârı bulduğu yere gidebilmesi için birçok kolaylık sağlanırken, emeğin serbest dolaşımı önünde çok ciddi engeller konuyor. Sermaye kontrolleri ve ticaretin önündeki engeller ortadan kalktığı halde birçok ülke göç için koyduğu sınırlamaları arttırıyor. Kathleen Newland'ın tespit ettiği önemli bir gerçek de şu ki, iktisadi küreselleşme tartışmalarında iş dünyasının ve finans sermayesinin çıkarları kurumsal düzeyde çok iyi temsil edilirken emek kesimi için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Düşünün ki, bugün sermaye kesiminin elinde Dünya Bankası gibi, IMF gibi, GATT ve DTÖ gibi çok sayıda güçlü uluslararası örgüt varken çalışanların çıkarlarını koruyan tek uluslararası örgüt ILO...

O da 1919'dan kalma yapısıyla, küreselleşmiş ekonominin belirleyici unsurları olan hareketlilik ve esneklikle taban tabana zıt tutumlarıyla emek kesiminin çıkarlarını yeni koşullarda korumak yerine işleri daha da çıkmaza sokuyor. Kimilerine göre, ILO'nun Cenevre'nin yeşil tepelerinde karaya oturmuş gri devasa bir tanker gibi görünen merkez binaları, örgütün çağa ayak uydurmaktan uzak yapısının sembolü sanki...

Evet, finans kesimi küreselleşmeyi büyük ve güçlü örgütlerle karşılarken, emek kesiminin yegane örgütü, ILO gemisi karaya oturmuş görünüyor.

İşte bu yüzden, işçilerin "kapitalizm ölüm düzenidir" gibi boş teranelerle oyalanmak ve statükoyu korumak için umutsuzca çırpınmak yerine, ihtiyaçlarına uygun yeni yeni uluslararası örgütler oluşturmak için kolları sıvamalarının zamanı.

Ama bundan da önce, küreselleşmenin ortaya koyduğu yeni sorunları, yeni çelişkileri tartışmaları gerekiyor.

Gelecek yazıda bu konuyu tartışmaya devam edeceğiz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır