Geçtiğimiz hafta Tepebaşı'ndaki Türkcell binasında İstanbul Kadın Kuruluşları ile Türk Kadın Hukukçular Birliği'nin ortaklaşa düzenledikleri, Adalet Bakanı'nın da konuşma yapacağı bir toplantı vardı. Konu Medeni Kanun ve değişiklik tasarısının geciktirilmesi.. Prof. Necla Arat, Avukat Nazan Moroğlu ve bakanın konuşmaları bittikten sonra Avukat Nazan Moroğlu kendisine bir plaket verdi. Ve birlikte kameralara gülümsediler.
Bu arada tahmin edeceğiniz gibi benim derdim hiç değilse bir-iki soruyu Sayın Türk'e sorabilmek.. Ama sahnede tam bir kargaşa yaşandığından soru sorma faslı gerçekleşemedi ve bakan ayrılmak üzere sahneden indi.
Tam o anda beni gördü, oturduğum yere doğru geldi, elimi sıktı ve konuşmaya başladık. Kameralar da doğal olarak ikimize çevrildi. İlk nezaket cümlelerinden sonra ben hemen sorumu sordum (ki yasanın geciktirilmesiyle ilgili önemli bir soruydu), bakan cevaplamaya başladı ama sonunu getiremedi.
Avukat Nazan Moroğlu Adalet Bakanı'nın konuşmasını hışımla kesti ve benim şahsımda bütün basına ne kadar sinirlendiğini, bizim davalarına zarar verdiğimizi ve bunun gibi bir sürü anlamsız sözü, bu beklenmedik ortamda arka arkaya sıraladı.
Sadece yazar olarak değil, Medeni Kanun değişiklikleri konusunun üzerinde en çok duran bir kadın yazar olarak hayretten kendisine bakakaldım, soruyu falan da unuttum.
Bu sahne daha sonra birkaç gün beni düşündürdü.
Acaba hangi nedenle bir kadın hukukçu (üstelik İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyon Başkanı), aynı amaca; "Türk kadınının yasalar önünde erkekle eşit haklara sahip hale getirilmesi" amacına hizmet eden ve o anda da görevini yapmakta olan bir kadın yazara saldırıya geçer?
Bu sorunun cevabını epeyce düşündükten sonra bulabildim. Bir sonraki yazımda...
Aralarında Moschino, Christian Dior, Atıl Kutoğlu, Versage, Sergio Rossi, Rıfat Özbek, Sonia Rykiel, Cemil İpekçi, Alev Ebüzziya ve Donna Karan'ın da bulunduğu 50'nin üzerinde Türk ve yabancı tasarımcının 2000 yılına ait koleksiyonlarından örnekler ve depremzedeler için özel olarak hazırladıkları yapıtların çoğu şimdiden satılmış durumda. Hem bu ünlü tasarımcılardan birinin eserine sahip olmak, hem de depremzedelere yardım sağlamak isteyenlerin 9 Aralık'a kadar devam edecek sergiyi en kısa zamanda görmeleri gerekiyor.
Serginin gelirinin tamamı Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın "Hayat Projesi"ne bağışlanacak.
Düzce ve Kaynaşlı'yı gezdiğim zaman yıkılan, hasar gören evlerde bu eşyaların hepsi diğer mobilyalar gibi tost haline gelmişti. Yanına saklanan olduysa ne yazık ki buna pişman olmuşlardır. Deprem esnasında önce suyu kesin, gazı kapatın gibi uyarıları da boşvermek lâzım. Bunları yaparak vakit kaybederken -ilk büyük sarsıntıdan sonra asıl yıkılma olduğu için- canınızdan olabilirsiniz. Bence sokağa yakınsanız dışarı, üst katlara yakınsanız en tepeye arkanıza bakmadan kaçın.
Söyleyebileceğim tek şey bu!