Helsinki zirvesinden heyecanla beklediğimiz kararın çıkacağına dair son işaret dün Avrupa Parlamentosu'ndan geldi.
Avrupa Parlamentosu, Helsinki'de ele alınacak konular üzerindeki görüşlerini bildiren kararında Türkiye'nin "AB'ye tam üyelik adaylığı hakkını teyit" ederken iki ayrı paragrafta Türkiye'den "aday ülke" diye bahsetti.
Fakat demokratikleşme ve insan haklarıyla ilgili koşullar yerine getirilmeden üyelik müzakerelerinin başlatılmayacağı da belirtildi.
Bu hatırlatma "Türkiye istenmiyor" anlamına gelmiyor.
Türkiye, dahil olmak istediği ailenin değerlerine uymak zorunda olduğunu biliyor ve bunları kendisi için istiyor.
Avrupa Parlamentosu'nun Apo hakkında verilen bir önergeyi reddetmesi, AB trenine alınacağımızın bir diğer işareti. Apo'nun idam cezasının infaz edilmemesini isteyen önergenin reddi, saygı jestidir.
Türkiye'nin üye adaylığı ile Apo'nun infazı arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu herkes biliyor. Ama Avrupa bunun resmi bir dayatmaya dönüşmesi halinde geri tepeceğinin farkında..
Avrupa Türkiye'nin AB yolunu, Başkan Clinton'un gördüğü geleceği farkettiği için mi açıyor? Hayır.. Onların hesabı daha yakın vadeli hesaplar. Türkiye'yi dizginde tutabilme kaygıları. Nedir bunlar?.
1. Kökten dincileri frenleyerek Avrupa değerlerini savunan cepheyi güçlendirmek;
2. Apo'nun infazı, özellikle Alman politikacıların kâbusu haline geldi, bunu önlemek;
3. Türk-Yunan sorunlarında Atina lehine bazı ödünlerin yolunu açmak..
Diplomasi, ulusal menfaatler dengesine oturmuş bir satrançtır. Avrupa Birliği tam üyeliği bir hedeftir ve bu yolda sağlayacağımız her ileri adım Türkiye'nin de, Avrupa'nın da yararınadır.
Başbakan Ecevit'in Atina'ya yönelik şüpheleri umuyoruz ki gerçekleşmeyecektir.
Tarihi kıskançlık ve kompleks Atina'daki politikacıların gözlerine zirve yaklaşırken tekrar perde çekmiş olabilir.
Ama bu defa Avrupa'nın menfaatleri Yunan kuruntularından ağır basıyor.
MHP'li Metin Ergun, "Devlet ihalelerinde siyasetçi yüzde 10, bürokrat yüzde 10 kazanıyor, müteahhide yüzde 20 düşüyor" deyince kıyamet koptu.
Oysa karşı çıkanlar "sözünü geri al" diyecek yerde bu iddianın kaynağını araştırmak için alârm zillerini çalmalıydılar.
MHP'li Çevik "Diyarbakır İçki Fabrikası arıtma tesisi 3,9 milyon dolara ihale edildi, iş 7,5 milyon dolara mal oldu" dedi..
MHP'li Ergun ise "2,5 milyon dolara ihale edilen Kilis'teki Tekel fabrikası 6,5 milyon dolara çıktı" dedi.
Hesap ortada: 6,4 milyon dolarlık iki tesise 14 milyon dolar ödenmiş.
Eğer siyasetçi ve bürokrat rüşvet yemedi, komisyon almadıysa bu paralar nereye gitti?
Reşvetin belgesi olmaz.
Faili meçhul hırsızlıkların peşine düşmeyen parlamenterler, namus iddiasında bulunamazlar!