Modern & muhafazakâr
Ali Müfit Gürtuna lisedeyken karbondan atom bombası yapmak için çok uğraşmıştı. ODTÜ'yü kazandı ama anarşi nedeniyle terk etmek zorunda kaldı. Eşi Reyhan Hanım ile ilginç bir yakınlaşması oldu: Hem geleneksel hem de modern!
KONYA'NIN Karaman ilçesine bağlı Ermenek nahiyesinde 1952'de doğuyor. Kendi deyimi ile mütedeyyin orta halli bir ailenin ilk çocuğu. Baba Mustafa kasaba tüccarı. Anne Ayşe Hanım ise beş vakit namaz kılan, dini vecibelerini yerine getirendindar bir Anadolu kadını.
Ali Müfit Gürtuna Ermenek'te geçen çocukluk yıllarını anlatırken, "Hiç aile baskısı görmedim" diyor. Aksine ilk çocuk ve ilk torun olarak biraz şımartıldığını kabul ediyor. "Yaramazdım" diyor: "Ailemiz sevgi doluydu. Hep ilgi ve şefkat gördüm. Biri erkek diğerleri kız olan 3 kardeşimle birlikte..."
AH O ÇOCUKLUK AŞKI
İlkokula Ermenek'te başlıyor. Sakarya İlkokulu'na yazdırılıyor. Yıl sonunda karnesini aldığı gün Karaman'a göç edeceklerini öğreniyor. Gürtuna, Karaman'a göç etmelerinden sonra Ermenek'teki bağ-bahçe günlerini özlüyor.. O günleri şöyle özetliyor:
"Şenlikler yapılırdı. Çocuklar kendi yaptığımız oyuncaklarla oynardı. Cıngıldak dediğimiz bir oyunumuz vardı, saatlerce dalardık... Bir metrelik bir tahtanın üzerine koyduğumuz kendi ekseni etrafında dönen iptidai bir tahterevalliydi. İki tahtanın birleştiği yere yağ döker, ceviz sıkıştırırdık; döndükçe öterdi.. Saatlerce oynardık. Sebzeler meyveler toplanıp kurutulurdu... Tarhana, pekmez yapılırdı..."
Ali Müfit Gürtuna Karaman'a taşınmalarından sonra babası tarafından 19 Mayıs İlkokulu'nun ikinci sınıfına yazdırılıyor...
İlk çocukluk aşkını bu sınıfta tanıyor. Israrım üzerine biraz sıkılarak sarışın, yüzü çilli, cıvıl cıvıl bir kız olduğunu söylüyor ama adını vermiyor. Ve sınıftaki başarılarına geçiyor: "İlkokulda her dersi çok severdim, hepsinde başarılıydım. Şiir okurken kendimden geçerdim. Matematikte gündüz çözemediğimi gece çözerdim. Tarih en sevdiğim dersti. Arkadaşlarım bana 'Heredot' derdi."
İSTANBUL'A İLK ADIM
Gürtuna'nın bu çalışkanlığı lise yıllarında da sürecek ve karbondan atom bombası yapmanın formüllerini bulabilmek için günlerce çalışıp didinecekti...
Baba Mustafa'ya artık Karaman da dar geliyor. Hem işini büyütmek hem de dört çocuğunu daha iyi okullarda yetiştirmek için İstanbul'a taşınmayı düşünüyor. Ancak bu hedefini bir yıl erteliyor, Ali Müfit'i elinden tutup Karaman Lisesi'ne veriyor...
Yıl 1968; lise birinci sınıf bitip karneler alındığında Gürtuna ailesi ikinci kez yollara düşüyor ve İstanbul Kartal'a gelip kiralık bir eve yerleşiyor. Babası, Ali Müfit'i bu kez de Pendik Lisesi'ne yazdırıyor. Yine iftihar listesine geçiyor...
Gürtuna, lise yıllarından söz ederken, "Kendime âlim olacağım diye bir hedef koymuştum. Çok çalışırdım, dersleri yutardım. Karbondan atom bombası yapmanın yollarını arardım. İzotop formüllerini ezbere bilirdim.. Uranyum yerine karbondan da bu bombanın yapılabileceğini ispat için günlerce gecelerdim," diyor...
"Bugün bile sene başında çocukların ders kitaplarını aldıktan sonra hepsini baştan sona okurum, yeni ne var ne yok öğrenmeyi arzularım... Bu bana büyük bir haz verir" diyen Gürtuna bir de saptama yapıyor:
"Ben insanları dinlemeyi, onların tecrübelerini öğrenmeyi de severim... Bunu hâlâ yaparım..."
Ali Müfit Gürtuna, liseden birincilikte mezun olduktan sonra ODTÜ'ye giriyor. Üniversiteye adım attığında üç ideali bulunuyor... Birincisi, iyi bir "ilim adamı" olmak... İkincisi; paradan puldan öteye ülkeye hizmet edecek bir prototip oluşturmak... Üçüncüsü ise; geri kalmış bir köyü ele alıp geliştirmek ve önce nahiye, sonra ilçe, daha sonra da vilayet yapmak...
ODTÜ'DE BÜYÜK HÜSRAN
Bu ideallerle üniversiteye giren Ali Müfit bir süre sonra ODTÜ'den ayrılıyor. Sebebini bugün şöyle açıklıyor:
"Anarşi almış başını yürümüştü... Okumak mümkün değildi.. Zaten okul çoğu zaman kapalıydı..."
ODTÜ'den ayrılan Ali Müfit bu kez Ankara Hukuk Fakültesi'ne giriyor. Bir yandan hukuk tahsili görürken, bir yandan da sanat ve kültür faaliyetlerinde bulunuyor. Birçok derneğin yönetiminde yer alıyor. Bu aktiviteler onun gelecekteki yolunu da çiziyor belki politikaya girişinin kapılarını aralıyor...
Hukuk Fakültesi bittikten sonra sıra askerliğe geliyor. Balıkesir'deki Yedeksubay Okulu'na giriyor, oradan da kıta hizmeti için Sinop Ayancık'a tayin ediliyor...
İzinli olarak Yalova'ya geldiği 1980 yılının yazında bugünkü eşi Reyhan Hanım'ı görüyor. Gürtuna bu tanışma sürecini şöyle özetliyor: "Yalova'da müşterek dostlarımızın evinde karşılaşıp tanıştık. Herhalde birbirimize muhabbet duyduk. Reyhan Hanım benim öğretmen olan bir arkadaşımdan üniversiteye girebilmek için özel ders de alıyordu. Aramızda bir yakınlık doğdu. Tabii ki çevremizin de tavsiyeleri oldu..."
REYHAN HANIM'LA İZDİVAÇ
Gürtuna askerlik görevini bitirmek için Sinop Ayancık'a geri dönüyor. Bir daha da Reyhan Hanım'ı görmüyor. Hatta bir tek satırlık mektup bile yazmıyor.
Terhis olduktan sonra tekrar Yalova'ya dönüyor. Çekingenliği sürüyor ama bu kez kararlıdır... Açık açık söylemekten çekinse bile Reyhan Hanım'la evlenmek istiyor.
Müşterek dostlar araya giriyor ve özel bir tertiple, iki ailenin birbirini tanıması gündeme geliyor. Gürtuna, "İşte o gün birbirimize ilk kez alıcı gözle baktık" diyor.
Ya flört? Gürtuna "Hayır!" diyor ve ekliyor: "Bilinen anlamda bir flörtümüz olmadı.. Sadece çeşitli vesilelerle karşılıklı konuşmalarımız oldu..."
Ali Müfit'in deyimi ile "Kanaat kesinleşince" bu kez aile büyükleri devreye giriyor ve Allah'ın emri ile Reyhan Hanım Ali Müfit Gürtuna'ya isteniyor..
TİCARETE MERHABA
5-6 ay nişanlı kalınıyor, 1982 yılında Pendik'te nikâh kıyılıyor..
Ali Müfit Gürtuna artık bir aile reisidir. Hukuk Fakültesi'ni bitirip, avukat olmuştur ama ticareti sevmektedir.
"Daha ilkokul yıllarında 3 şekeri 5 kuruşa alır, ikisini 5 kuruşa satardım... Bu ihtiyaçtan değildi... O günlerde bile ticaret yapmayı severdim" diyor...
Gürtuna, dayısı ile tekstil işine giriyor ve "yeğen-dayı" kelimelerinin kısaltılmışından oluşan YEDA adlı şirket kuruluyor. Konfeksiyon ve hazır giyim üzerine üretim yapan şirket Şişli'de toptan satış, Kartal'da da perakende satış yapan iki mağaza kuruyor...
Gürtuna o günleri anlatırken "Bizim Şişli'de mağaza açtığımız günlerde bu dalda daha Şişli-Osmanbey piyasası oluşmamıştı" diyor. Ticarete başladıktan bir süre sonra ilk oğlu Fatih dünyaya geliyor. Halen 17 yaşında olan Fatih, bu yıl lise son sınıfa geçiyor...
Ali Müfit ve Reyhan Hanım'ın ilerleyen yıllarda iki çocuğu daha dünyaya geliyor. Bu yıl 7'nci sınıfa geçen Asude ile halen 5 yaşında olan ama herkese "Ben büyüdüm, 10 yaşıma girdim" diyen Ağah Sina...
Gürtuna ticaret hayatından servet kazanmadığını söylüyor. Kendi deyimi ile yıllarca geçinip gidiyor... Ta ki Özal'ı tanıyıp, politikaya atılıncaya kadar...
"Namaz ve ibadet riyasız olmalı..."
ALİ Gürtuna, "Dindar olup olmadığı" yolundaki soruma, "Halkın inançları neyse., benim de o..." cevabını veriyor. 5 vakit namaz kılmaya gayret ediyor... Namazı huşu içinde kıldığında çok ciddi bir rahatlık hissettiğini söylüyor..
"Namaz ve ibadet riyasız olduğu zaman insanı rahatlatır," diyor ve ekliyor: "Karşılık beklemeksizin Yaradan'a karşı bir yakın dost ilişkisi oluşuyor. Bence olay bu..."
Eşi Reyhan Hanım'ın tesettürlü olduğunu, namaz kıldığını belirtiyor. Çocukları için "Onlar kılmıyor," demekle yetiniyor...
ERDAL BİLALLAR
|