İlginç sorularıyla tanınan ünlü televizyoncu Reha Muhtar, Çevik Bir'in adaylığını açıkladığı gece sorduğu soruyla yine gündeme oturdu. Muhtar, olaylı geceyle ilgili sorularımızı yanıtladı:
* Yemeğe sizi kim, nasıl davet etti?
- Ali Şen davet etti, bir liste verdi. Sen de katılır mısın, dedi. "Çevik Bir'e dedim ki bu gazeteciler her şeyi sorarlar, 28 Şubat'ı sorarlar. Cevaplandıracaksan, yoksa bunlar gelmezler başka türlü dedim" dedi. Özellikle bu lafı etti telefonda. Her şeyi sorabilirsiniz, özellikle Çevik Paşa'ya söyledim bunu, dedi.
* Peki yemeğin içeriği hakkında bilginiz var mıydı? Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklayacağını biliyor muydunuz?
- Hayır, düşünmemiştim. Düşünsem bende daha fazla o konu üzerine giderdim. Zaten oraya yaptığım hazırlık 28 Şubat'ı çözmek üzerineydi. Öyle bir şeyi düşünseydim onun üzerine giderdim. 28 Şubat'ı açmak yerine o konu daha güncel olurdu doğal olarak.
* Yemekteki genel hava nasıldı? Çevik Paşa hoşgörülü değildi, sertti denildi?
- Bir sertlik olduğu belli. Ufak sertlikler yaşandı ama onu ben bugüne kadar askeri üniforma içerisinde, apoletleri olan bir generalin ilk defa o üniformayı çıkartıp, kamuoyu karşısına sivil bir konuşmacı olarak çıkmanın vermiş olduğu farklılık olarak görüyorum. Tabii Çevik Bir Paşa meslek hayatında öyle bir düzeni çok fazla yaşamadı. Zaman zaman sertlik oldu ama sonradan yumuşadı. Murat Birsel'le sonradan aşırı derece samimi oldu. Anladığım kadarıyla her an bir terslik yapabilirler, ters bir şey sorarlar tedirginliği içindeydi. İlk defa sivillerin karşısına çıkmanın bilinç altındaki tedirginliği olabilir.
* Gazetecilerde de yemeğin getirdiği bir rehavet vardı..
- Evet, yenilen yemeğin, yemekle içilen içkilerin etkisiyle bir rahatlama, bir gevşeme oldu. Çevik Paşa bunu yanlış anladı. O rahatlamayı alaycı bir uslüp falan zannetti. İki soruda alaycı bir şey var hissine kapıldı. Bir Murat Birsel'in, bir Deniz Arman'ın. Herkes içkisini içmiş, biraz daha farklı üslupta sorabiliyor bazı arkadaşlar.
* Gardını almış mıydı?
- Evet, gazetecilerden ters bir şey bekliyordu. Başından beri hissettim. Sonra açıldı.
* Siz bir yaşında askerlere el salladığınızı söyleyerek başladınız konuşmaya.
- Cumhurbaşkanlığı adaylığını beklemediğim için ben 28 Şubat olayını çözmek istedim. Ben askeri müdahalelerle yaşıtım. 40 yaşındayım. Bir yaşındayken 60 ihtilalini gördüm. Ergenlik çağıma girdiğimde 11 yaşında, 12 Mart darbesini gördüm. Gazeteciliğe başladığım yılda 12 Eylül ihtilalini gördüm. Genel yayın yönetmeliğine geldiğim senede de 28 Şubat'ı gördüm. Şimdi bunların içerisinde ilk üçü asker her geldiğinde "Demokrasiyi rayına oturttuk" dedi, bütün komutanlar. Sadece sonuncusunda, Sincan'da tanklar geçti, Kudüs gecesinin hemen ertesinde, Çevik Bir "Demokrasiye balans ayarı yaptık" dedi. Şimdi bence 28 Şubat'ın sembol cümlesi budur; "Balans ayarı yapmak..." Rayına oturtmak direkt olarak iktidarı ele geçirmek ya da hükümetin direkt olarak asker tarafından tayin edilmesiydi.
* Balans ayarı, rayına oturtmaktan çok mu farklı bir şey...
- Ben de onu öğrenmek istedim zaten. Askeri cenah Türkiye'de bir şey iyi gitmediği zaman bundan böyle demokrasiyi rayına oturtmayacak, balans ayarı yapacak. Balans ayarı da Milli Güvenlik Kurulu'nda istekler söylenecek. Karşılıklı uzlaşmaya varılacak. Bu düşüncemi kendisine sordum. "Bir dahaki olaylarda balans ayarı mı olacak, rayına oturtmak ile balans ayarı arasındaki fark nedir" dedim.
* Çevik Bir'in cevabı ne oldu?
- Cevap vermek istemedi. Genel şeyler söyledi. Neden cevap vermediğini çok da algılayamadım. Halk üzerindeki popülaritesinin, meclis üzerindekinden daha fazla olduğuna inanıyor.
* Adaylığını açıklayınca salonda büyük bir coşku oldu. Basın mensupları bu coşkuyu paylaşıyor gibi durdu.
- Basın olarak iki masaydık. Bizde alkışlama falan olmadı, bir hayret nidası oldu. Birbirimize hayretle baktık. Salonda 30-40 masa var, Rumelili işadamları bir anda alkışladı. Zaten bizim gazeteci olarak bir kararı alkışlama ya da yermek gibi bir hakkımız yok.