kapat

29.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
AHMET VARDAR(avardar@sabah.com.tr )


Herkes topu birbirine atıyor...

Futbolda eski bir adet vardı. Biz bundan 30 sene evvel futbol oynarken top ayağımızdan çıksın da, nereye giderse gitsin hesabı, gelene patlatır, gidene patlatırdık... Top nereye gidecekmiş, nasıl vurmak gerekirmiş pek önemli değildi. Özellikle kış günlerinde oynadığımızda müdafa elemanının topa çok uzun vurması gerekirdi. Çünkü o zaman gerideki futbolcular rahat bir nefes alırdı. Ama en önemlisi ise, topu tramvay yoluna aşırtabilmek idi... Tabii bunlar Karagümrük'teki Vefa Stadyumunda futbol oynadığımız zamanlardı.Belki şu futbol işi de nereden çıktı diyeceksiniz. Çünkü şimdi oynanan futbolda kaleci dahi topu öndeki müdafa elemanına el ile vererek, oyuna sokuyor ve böylece futbol topu çeşitli taktiklerle ayaktan ayağa giderek sonuca varıyor.

İşte bizim İstanbul'daki bazı işler de aynen benim bahsettiğim eski futbol oyununa benziyor. Hatırlayacaksınız, bir süre önce İstanbul'un kenar semtlerinden başlayıp, merkezine kadar gelen başıboş köpekleri olayına değinmiştim. Hatta yetkilileri uyara uyara bir hal olmuştum. O kadar enteresan birşey ki, kimi uyardıysam o topu bir başkasına attı. Ama bende de topu kaybedecek göz yok doğrusu... Vallahi sonuna kadar peşini bırakmayacağım.

Örnek mi, alın size bir örnek... "Haseki Hastanesi'nin morgunda sokak köpekleri dolaşıyor" diye yazdığım yazıdan sonra hastane başhekimi olayı doğruladı ve "Ben bu konuda defalarca ilgili yerleri uyardım, dilekçelerimi yazdım ama baş edemedim. Çünkü olay belediyenin sorumluluğunda..." dedi. Belediye ise, durumu Sağlık İşleri Müdürüne attı. Sağlık İşleri, veteriner bölümüne... derken sonunda galiba bana, "Madem meraklısın, yazıyorsun, çok istiyorsan eline sopayı al, git kendin kovala..." diyecekler. Yaparım, yaparım ama bu işle ilgileneceklerin başına da çok şeyler getiririm, haberleri olsun...

İGDAŞ şoförü,

ne biçim gidiş o öyle...

Adama sorarlar, "Bu araba kimin?... Nereden aldın?... Ne zaman ve nasıl kullanıyorsun?..." diye... Ama sanıyorum ki, sana bunu soran kimse yok...

Fazla meraklandıysanız anlatayım, 21.11.99 günü, saat 12.00'de Okmeydanı-Habipler arasında seyreden arabalar arasından 34 SM 815 plakalı, beyaz Renault-12 markalı araç çok tehlikeli bir biçimde, süratle ve yalpalayarak gazladı. Bütün herkesi heyecan ve korku içinde bıraktı. Ayrıca bu arabayı kullanan kişinin yanındaki ön koltukta 4-5 yaşında bir çocuk da bulunuyordu. Üzerinde İGDAŞ yazılı olan bu araba o saatlerde Kadıköy'e doğru gitti.

Benim bildiğim kadarıyla İGDAŞ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı resmi bir kuruluş. Bu kuruluşun arabaları ancak resmi hizmet için kullanılabilir. Bu böyle olduğu halde Pazar günü, karını, çocuğunu yanına alıp, üstelik de yoldaki sürücüleri korkutarak dehşet saçan kahraman kimsen ismini açıkla... Çünkü sana patronların yaptığın işleri sormuyorsa, ben bal gibi sorarım.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır