


Eski-Yeni...
Neden yeni bir yıldız yok.
Vaktiyle Menderes'in yükselişi "yenilik" beklentileriyle gelmiş. Öyle anlatılır.
Çocukluğumuza rastlayan "yeter söz milletindir" sloganı, "bundan böyle yeni bir şeyler olacağını" anlatıyordu herhalde.
Kitleleri bamtelinden yakaladığı kesin.
......
Demirel'in roket gibi yükselişi de öyle.
Genç bir mühendisti.
Kürsüde rakamlar veriyor, 1965 Türkiyesi'nde önemli ve değişik laflar ediyor, siyasete "yeni" bir üslup getiriyordu.
Yenilik, sözde kalmadı. Atılımlar geldi.
Ülkenin inşa ve imarı "Büyük Türkiye" hedefiyle belirlenince, kitleler Demirel'in etrafında toplandı.
*
Ya Ecevit?
Üstüne ölü toprağı serpilmiş CHP'yi aktiviteye kavuşturmak yolunda "yeni" bir umut da O'ydu.
CHP'ye lider olarak ufukta iyice gözüktü.
Karaoğlan Efsanesi doğdu.
Ve sosyal demokratlar "ilk defa" Ecevit zamanında iktidara geldi.
O tarihte "yeni" olan Ecevit bile şimdi belki "eski" kaldı, ama o "eskimemiş" olduğunu ispata çalışıyor.
Değişiklik çılgını bir toplumda, kolay savaş değildir bu.
*
Özal da aynı bulutlarda yükseldi.
12 Eylül depolitizasyonunun hemen ardından ne de olsa "yeni" bir lider olarak meydanlara çıktı.
Özal, "eski-yeni meselesi"ni çok güzel oynuyordu.
Nitekim, tam 7 yıl "eski-yeni"yi tartıştırdı herkese.
Elindeki kozları, her gün "yeni" bir figürle takviye ediyor, muhaliflerini köşeye sıkıştırıyor, onları hep eski, eskimiş, modası geçmiş insanlar gibi göstermeye yönelik farklılıklar sergiliyor, pahalıya da patlasa, toplumu yeni ufuklara alıştırıyordu.
Bu yüzden, hep beraber çıldırdık işte.
Hesabı kitabı şaşırdık.
Hem pahalılıktan yakındık, hem de hiçbir şeyden geri kalmadık. Çünkü haddimizi bilemedik.
Halimiz dumandır.
Özal'a hem kızıyoruz, hem de onu red'edemiyoruz.
*
Ve Demirel...
11 yıl sonra tekrar Demirel. 1991
Hem de taze bir Demirel... Kendini aşan...
Değişik bir Demirel.
Çünkü, içi ve dışı yenilenmiş bir Demirel...
Sadece mazruf'la değil, zarf'ıyla da enteresan bir Demirel... Sevmeyenlere de kendisini kabul ettiren bir Demirel...
Öyle "yeni" ki, adeta "moda" gibi...
Helva demeyi de halva demeyi de -meğer- bilen bir Demirel.
Ona "eski" diyemiyoruz. Diyemedik.
Ve alkışlarla Çankaya'ya taşıdık.
*
Esasen, "eski" ne demektir?
"Eski" acaba kullanılmış anlamında mı?.. Yoksa "eski", "meçhul olmayan" yani "bilinen" mi?..
Yoksa "tecrübe" mi?
"Referans sahibi" ve "ehliyet hamili" falan mı?
Öyle ya... Eskimemiş bir nesne'ye eski denir mi?
Peki... "Yeni" nedir?
"Yeni"?.. Genç mi, toy mu, acemi mi, yoksa düpedüz "yabancı"mı?..
Hangisi?
Hele hiç "yenilikçi" değilseniz "yeni" olmak neye yarar?..
Kazanacağınız her tecrübe, asıl o zaman sizi "yeni" yapacaktır.
Yazının başında yeni bir bir yıldız yok dedim.
Yok... gelmiyor.
Gelenler de, bizim hışmımıza uğrayıp 3-5 yılda hırpalanıyor... Dayanamıyor.
Ecevit, 1957'den beri Mecliste.
Demirel, 1964'ten beri siyasette.
Onlarla da az uğraşmadık.
Ama yıkılmayıp ayakta kalabildilerse, şapka çıkarmaya mecburuz.