


Girmek mi zor çıkmak mı zor!
Dünkü yazıda yola çıkmıştık.. Bugün çadıra vasıl olduk.. Meğer gördük ki David Copperfield'in otağ azmanı çadırına girmek meselenin sadece dörtte biriymiş.. Asıl marifet davetiye taşımak değil, davetiyeye numara almakmış..
David Copperfield'in (okunuşu: coperfild) gösteri çadırına güvenlik taramasından sonra giriliyor.. Hemen ardına üç dört tane bilet ofisi kurmuşlar ki her birinin önünde uzun kuyruklar var.. Bir gösteriye geldiğimizi bilmesek, kendimizi yanlışlıkla Bağkur emeklilerinin maaş kuyruğuna girdik zannedeceğiz..
Zaten o bilet ofislerini bulmak da ayrıca mesele oldu.. Herkes şaşkın şaşkın bir oraya seyirtiyor, bir buraya..
***
Hesapta gösteri 22.00'de başlayacak lakin İstanbul'un birbirinden önemli şahsiyetlerinden oluşan dört bin kişilik topluluğun ancak yarısı içeriye hamle edebilmiş..
Geriye kalanı "Sana bir muamma soracağım../ Açabilir misin Hasan efendi? / Seni beş kapıdan içeri atsam.. / Kaçabilir misin Hasan efendi?" sorusuyla boğuşuyor..
Yer bulmak sorun oldu..
Ne kadar ünlü varsa koşup gelmiş.. David'in aslında iyi bir sihirbaz olmadığını anlata anlata şöhret tazeleyen Sihirbaz Mandrake oradaydı mesela.. Biletler pahalı olduğundan kölesi Abdullah'ı getirmemiş..
Yarım motor bir assolist kırmasına rastladım, saz takımıyla gelmiş.. Berna Hanım da yağ takımıyla gelmiş.. Bizim Hıncal'ı çok uzaktan ve arkadan gördüm.. Mutasyona uğramış deniz aslanı gibi yürümesinden tanıdım..
Eski futbolcusundan televizyoncusuna, köşe yazarından boşdagezerine kadar kimi ararsanız oradaydı..
Maydanoz organizasyon bu kadar çok önemli adamı bir yere toplamanın ağır sorumluluğundan ürkmüş zahir..
Şimdi kime önden yer vereyim, kime vermeyip başıma bela edeyim, diye ürktüğünden "Herkeş kendi numarasını kendi tedarik etsin.." politikasına yatmış..
O yüzden dört bin kişilik çadırın içindeki önemli adamların her biri bir köşeye dağılmıştı.. Benim hisseme çadırın en arka sırasındaki numara düştü.. Gözlerinizi kısıp dikkatli baktığınızda sahneyi görebiliyorsunuz..
Gösteriyi seyrederken silahlı saldırıya uğrasanız, güvenlikçilerin yetişmesi on dakikayı alır.. Salonun bu kadar büyük olması sihirbaza yarıyor tabii..
Yaptığı numaraların inceliklerini görüp fikir beyan etme imkânı yok..
***
Yerime oturup içeriye girenleri seyre başladım.. Önemli şahsiyetler arkaya düşmekten çok mutsuzdu.. Suratları bir karış asık, mümkün olsa eylem koyacaklar..
Lakin yanlarında karıları var.. Onlar eğlenmeye niyetli olduklarından pısmış vaziyetteler.. Boru değil, hem ev halkını eğlendirmeye çıkarmış oluyor hem de eğlenceyi bedavaya getiriyorlar..
En önden ikinci sırada Hürriyet'ten Fatih Altaylı vardı.. Becerikli arkadaşımız, bir şekilde ön sıralardan yer kapmış.. Ne kadar medya ünlüsü varsa arkasında kalmış..
Fatih Altaylı'nın bu uyanıklığı sayesinde David Copperfield'ın gala gecesi medya yıldızlarına zehir oldu.. "Biz niye onun gerisinde kaldık.." diye düşünmekten David'in numaralarına yoğunlaşamadılar..
Kimisi "Sındırgı'da pazarım.. Hem okurum yazarım.." deyip suratını kastı, kimi de "Ben ne idim ne idim, yeşil kürklü bey idim.." havasına girip, boynunu büktü..
De başla gayri David emmi..
Saat 23.00 olmuş, gösterinin resmi başlama vaktini bir saat geçmiş, salona hala insanlar girip yer arıyor.. Devasa çadırın içi ısındıkça ısınmakta.. Kolay mı? Görevliler hariç dört bin tane 36 derece hararet veren Allah yapısı soba var..
Gerçi çadırın havalandırması var ama tasarruf amacı ile gösteri başlamadan çalıştırmıyorlar.. Bu sayede içerideki suhunet, mevsim normalini aşıp Temmuz ortalamasını buldu.. Sıkılan İstanbul ahalisi de ıslık çalmaya, el çırpmaya başladı..
Sonunda David Copperfield sahneye çıktı..
Oğlan ince uzun, kara kaşlı, kara gözlü birşey.. Yakışıklı, üstüne üstlük sempatik.. Bizim milletin zaafını da çakmış.. İki de bir Türkçe konuşmaya çalışıyor..
Bir sahne tercümanı var, Kavuklu ile Pişekâr gibi devamlı onunla paslaşıyor.. İngilizce söylenmiş bir kelimenin, temsil "yavaş" sözcüğünün Türkçe mealini sorup seyirciye tekrarlıyor..
- "Yavııış.. Yavııış?"
Haydaaa! Salonda kahkahalar.. Aynı şeyleri bizden biri yapmaya kalkışsa ya seyirci buz keser veya aralarında homurdanır.. Ama David'e gelince iş değişiyor.. Ne yana dönse kıkırdama! Ne söylese kahkaha!!
***
Ahalimiz numaraları beğendi.. Her iki numara arasındaki boşlukta birbirlerine dönüp aynı espriyi yapmaktan usanmadılar:
-"Enflasyonu yok edebilir mi?"
- "Politikacıları kaybedebilir mi?"
Eeee? Hani mizah kolaydı? Hele bizim memlekette ne yapsan mizahtı? Kardeşim birinizden biri de dişe gelir bir şaka yapsa ya! Yok tabii.. Olmayınca da "Erkekse enflasyonu kaybetsin.." repliğini tekrarlaya tekrarlaya birbirlerini baydılar..
David abimizin bir iki teknik numarası var.. Gerçekten şaşırtıyor ama iki saatlik programın geriye kalan dörtte üçü resmen talk-show..
Las Vegas'ta seyrettiğim sihirbazlık şovunun yanında David'inki okul müsameresi gibi kaldığından şahsen biraz sıkıldım.. Peki bu ilgi niye, diyecek olursanız onun cevabı başka..
Belli ki basını iyi kullanmayı biliyor.. O yüzden de dünyanın en popüler ve en çok kazanın şovbazı..
Gösteri bittiğinde saat geceyarısı 01.00 olmuştu.. Omuz omuza dışarı çıktık.. Millet hararetten kırılmış.. Lobideki büfelerde içecek var ama satmıyorlar.. Ne kadar görevli varsa büfelerin etrafına dizilmiş..
Zulüm olsun diye kimseye içecek birşey vermiyorlar..
Sanki depremzedeler için yardım toplanmış, biz yağmalamayalım diye başında bekliyorlar.. Bir su isteme girişiminde bulunduk vermediler.. Utandığımızdan "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" numarasına da yatamadık..
Ne kadar büfe varsa etrafında tavaf edip dışarıya uğradık.. Beni organizasyonun en çok bu tarafı etkiledi.. Gösteri bir çadırda değil de şöyle camı çerçevesi bolca bir binada yapılsaydı; elime bir taş alıp, Mayadanozcular'ın vatandaşı sulama politikasını uzaktan tebrik edecektim..