kapat

29.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Sepya hayatlar
"Bir Yudum İnsan" ne kadar televolelere benzemezse, Nebil Özgentürk de o kadar "bildiğiniz gazeteci"lere benzemez. Ya da kısaca; "Nebil Özgentürk, 'programları gibi' bir adamdır," mı demeli?..

Rıfat Ilgaz, Çetin Altan, Can Yücel, Nazım Hikmet, Ara Güler, Zülfü Livaneli, Cem Karaca, Erkin Koray, Arzu Okay ve Ayhan Işık... Değişen-dönüşen Türkiye'nin ergenlik sancılarına ortak olmuş, iyisiyle kötüsüyle hikâyesi olan insanlar... Bugünlerin alacalı bulacalı, sırıtkan televizyon kalabalığının arasından burnunu uzatmaya çalışan, "sepya tonundan" öyküler...

ARŞİV DOSTLARI
Ve bu hikâyeleri anlatan Nebil Özgentürk... Günümüz medyasında alışkın olduğumuz hiçbir resme uymuyor. Biraz programları gibi; sepya tonunda... Çok şükür, çok şükür!

Bu ülkenin insanlarında arşiv alışkanlığı pek yoktur. Kaynaklara nasıl ulaşıyorsun?

Biz iki yılda inanılmaz şeyler yakaladık. Meselâ ülkemizde ne kadar deprem olmuşsa, BBC kameramanlarının ya da yabancı sinemacıların görüntülediklerine kadar, ne varsa bizde. Çünkü sağolsunlar, bizi seven ve ilgilenen geniş bir topluluk var. Bu kişiler, bize böyle kenarda kalmış belgeler, görüntüler ulaştırıyorlar. Ellerindekilerin bir şekilde işe yarayacağını düşünen, iyiniyetli, sanal arşiv dostlarımız var. Hiç tanışmadığımız insanlar... Bu büyük bir zenginlik çünkü Türkiye, hep söylediğimiz gibi belleği zayıf bir toplum. O yüzden minicik bir 6-7 Eylül olayları görüntüsü bile bize hazine değerinde geliyor. Bu bizim ekip için borsada 10 milyar kazanmak kadar değerli bir şey.

* Sen toparla, biz izliyoruz. Televizyonda iki dakikalık haberlerde bile aynı görüntünün 10 saniyede bir tekrar döndürülmesine alışmış bir millet için hayırlı bir durum.

Biz her kelimeye görüntü arıyoruz; her cümleye değil. Kafayı yiyoruz yani... Bu işin böyle yapılması gerektiğine inanıyoruz çünkü. Geçmişten örnek vermek gerekirse, ben Simavi döneminin gazetecisiyim. Simavi ekolü, haberi fotoğrafla anlatmayı severdi. Ben de bu ekolde 17 yıl çalıştım. Sabah'ın da çıkış noktası fotoğraftır. Bu ekolden gelen ama yazı kaygısını hiçbir zaman boşlamayan, haberle görüntünün senkron gittiği bir haber anlayışı... Nostaljik tatlar da içeren; "Aaah, ne günlermiş," dedirten bir şey oldu.

TARİHİN GÜLEN YÜZÜ
* Senin, tarihin tabiri caizse özlediğimiz tarafına projektör tuttuğun söylenebilir mi? Bugünün Türkiyesi'nden baktığında, en kötü taraflarıyla bile tebessümle anılan bir masumiyet var. Yanlış mı?..

Asık suratlı olmayan hâli, diyelim... Sadece olumlu figürler değil; "Seni seni!" denilen adamlar da var. Şikelerini itiraf eden futbolcu Varol'u da, Türkiye'yi onyıllar boyunca dolandıran Raki'yi de yaptık. Ama onların da sevimli taraflarını alıyoruz. "Tuhaf adamlar", "değerli adamlar", "renkli adamlar" diye üç bölümümüz var bizim aslında. Bu adamlardan yola çıktığımızda da esasta anlatılan Türkiye'nin gelip geçen rengârenk yılları...

* Sen biraz "kendin gibi" işler çıkarıyorsun. Genç yaşına rağmen eski Bâbıâli ekolünü yaşatan, o etiğe sadık nadir adamlardan birisin.

Onu korumaya çalıştım. Bizde bir anlayış var; kimse işinin bittiği adama selâm vermiyor. Biz olumsuzlukları bile hamasi olmayan bir şekilde anlatmaya çalışıyoruz ki, konu yaptığımız adam bile; "Ulan ben neler yapmışım," diye gülsün. Bir insanı üzmeden, paranoyaya sokmadan, intihara sürüklemeden de bir şeyler anlatılabiliyor. Ben dostluklarımı da sürdürüyorum; büyük haz duyuyorum bundan üstelik... Anlattıkları kendi kişisel hafızama yerleşiyor. İkinci "Bir Yudum İnsan"ı da kalbimde yaşıyorum. Meselâ Cem Karaca'nın öyküsü, aslında barda şarkı söylemek zorunda kalan bir adamın hikâyesidir ki düşün, üç kuşak büyümüş onun şarkılarıyla. Daha geçen hafta Erkin Koray, Çetin Altan, Ara Güler, Cem Karaca, Selahattin Duman, bir yemek yedik. O üç saatlik yemek, benim için, geyiğin çok olduğu Havana'da ya da Paper Moon'da elde kadeh yapılan sohbetlerden 80 bin kat daha değerli bir şey.

İYİ SAATTE OLSUN!
Sen genelde yayın saatlerin konusunda çok şikâyet etmezsin. "Bu millet belgesel izlemiyor" iddiası ne kadar haklı sence?

İzliyor, izliyor... Son yıllarda büyük bir ilgi görüyorum. Yoğun bir faks ve e-mail trafiği var. İzlenmediğine inanmıyorum; yeter ki adam gibi bir saatte olsun. "İyi saatte olsun," derler ya, biraz o hesap!


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır