


Açık mektup
Benim için her zaman yazmak konuşmaktan daha kolay olmuştur. Çünkü karşımda biri varken düşüncelerimi rahat dile getiremem. Yüz ifadesine göre benim de söyleyeceklerim değişir; karşımdakinin üzüldüğünü anlayınca da konuyu saptırırım. Ama yazarken öyle değil; sadece düşündüklerimi yazıyorum çünkü kimsenin bu satırları okurkenki yüz ifadesini göremiyorum.Söyleyeceklerim benimle aynı yaşlarda olup, aynı duyguları paylaşanlar adına...
***
İlk olarak aileden bahsetmek istiyorum. Anlayışlılar, isteklerimizi karşılamaya çalışıyorlar ama yine de anlamıyorlar. Biz hiçbirimiz dışarıdan göründüğümüz gibi değiliz. Evdeki davranışlarımız, olmak istediğimizden çok farklı boyutlara varıyor. Bize karışarak iyilik değil, kötülük yapıyorsunuz.
Sürekli ne yaptığımızı sorgulamanız, hesap sormanız bazen yalan söylememize neden oluyor. Sonra da "kötü" oluyoruz. Sizce de bu haksızlık değil mi? Olayları bizim gözümüzden görmelisiniz ve tabii biz de sizin. Sizden anlayış bekliyoruz, tepki değil. Öğretmenler ise vermeden, çok istiyorlar. Özellikle de üniversitede 150 kişilik sınıfların karşısında kısık sesle ders anlatıp, sınavda harikalar yaratmamızı bekliyorlar. Böyle bir sistemde nasıl başarılı olabiliriz?
***
Arkadaşlar, sevgililer... Herkes birinden bir şey bekliyor, kendi istediği olmadığı zaman da surat asıyor. Bencillik hakim. Çoğu durumda bencil olmak gerekebilir ama onun dışında sadece kendimiz için yaşayamayız ki! Anlayış eksik, belki sevgi eksik. Hiçbir şey anneannelerimizin eskiden anlattığı gibi değil. Onların yaşamış oldukları hayata özeniyorum. Okullar bile farklıymış. O zamanlar öğrenciye, insana değer verirlermiş. Çocukların aileleriyle ilişkileri şimdiki kadar samimi değilmiş, ama daha sağlam temelleri varmış.
Okullara çok değiniyorum. Tüm üniversitelerde sınav haftası başladı. İsterdim ki daha iyi bir eğitim sistemi olsun, derse konsantre olabilmek için başka sorunlar olmasın ve o zaman çalışmak da zevkli olsun.
Alışveriş tüyoları
Bir genç kız bazı şeyleri yalnızken yapmalı. Mesela kıllarını almak, cilt bakımı, alışveriş yapmak gibi. Ötekiler tamam da, alışveriş neden diyebilirsiniz. Yanınızdaki arkadaşınız elbiselerin size dar geldiğini gördükçe mutlu olabilir!
Onun yanında bedeninizi rahat söyleyemezsiniz, üstünüze bir küçük bedeni alıp kabine girersiniz, içine girmek için elinizden geleni yaparsınız. Nefesinizi tutup, karnınızı içeri çekersiniz. Tam düğmeleri kapatmak üzereyken kabinin kapısı açılır ve arkadaşınız nasıl olduğuna bakmak için yanınıza gelir. Vücudunuza anlamlı anlamlı bakar; baştan aşağı süzer sizi. Pantolonun üstünden fırlamış olan göbeğinizi görür. O anda dünyanın en çirkin ve şişman kızı hissedersiniz kendinizi!
Bir büyük bedeni denemenizi tavsiye eder; amacı size uyan pantolonu bulmak. Ama işte insanlık hali, siz onun bunu bilerek, sizi üzmek, komplekse sokmak için yaptığını düşünürsünüz.Onun niyetinin kötü olmadığı kesin; ama siz nedeni bilinmeyen bir şekilde kötü hissedersiniz. Almaktan vazgeçip çıkarsınız dükkândan. Zaten o sizden daha zayıf; istediklerini giyebiliyor. Moraliniz iyice bozulur.
***
İşte bu yüzden yalnız başınıza çıkın alışverişe. Fazla kilonuz varsa, tezgahtara bile söylemeyin bedeninizi. Siz bulun ve istediğiniz kadar deneyin. Sizin kaç beden giydiğiniz kimseyi ilgilendirmez.
***
En kötüsü de fazla samimi olmadığınız biriyle alışverişe çıkmak. Bir şey beğenip almaya karar verirsiniz, kasaya bir gidersiniz, günlerdir ailenizden alıp biriktirdiğiniz harçlıklarınız almak istediğiniz kıyafetleri karşılamaya yetmiyor. Başınızdan aşağı kaynar sular dökülür. Almaktan vazgeçersiniz; yanınızdaki ödemeyi teklif eder. Kâbus dolu anlar yaşarsınız. "Aslında ne önemi va bunların, paranın yetişmemesi ayıp mı?" diyeceksiniz. Ayıp değil tabii ama sonuçta o an çok kötü hissedersiniz kendinizi. Alışverişiniz burnunuzdan gelir resmen.