


Deprem bölgesinde bir "insan"
Çadırkent'teki yaralı halkımız, gözlerinin içi gülerek Clinton'ın ellerine sarılıyorsa, bundan çıkarılacak dersler var demektir.
Halk ilk defa, normal insan gibi davranan bir devlet adamı ile karşılaşıyor. ABD başkanı olmasına rağmen Clinton, onlardan biri gibi davranıyor, gördüklerinden etkilenerek gözleri doluyor, çocuk gibi gülümsüyor ve "onları çadırlarında konuk ettikleri" için halka teşekkür ediyor.
Yaptığı fazla bir şey yok!
Sadece normal, sevecen, merhametli bir insan olarak davranıyor.
Devletin yüzü, müşfik bir insan yüzü olarak çıkıyor karşımıza.
***
Bizim gariban halkımız buna alışık değildir ki!
Devlet dediğin; vergi veren yurttaşının emrindeki bir örgütlenme değil, halkın üstünde baskı kurmaya çalışan -ve ne yazık ki kuran- despot bir yönetim şeklidir.
Bu yüzden, devlet adamları vatandaşa yüz vermez.
Halkın arasında bir sömürge valisi gibi dolaşırlar.
Asık yüzlerindeki ifade, devletin ne kadar büyük ve kahredici olduğunu anlatmaya yönelik biri propaganda posteridir.
Derdi olan yurttaşlar tavuklar gibi çırpınıp yetkiliye ulaşmaya çalışır ve o büyük adam (!) koruma ordularının içinde derebeyi gibi yürürken, gözlerini ufkun ötelerine dikerek ne kadar önemli olduğunu kanıtlamak ister gibidir.
Çiçek vermek gibi masum amaçları olan birkaç yurttaş ise korumalar tarafından, düşman askeri gibi dövülür ve gözaltı koğuşuna atılır.
***
Devlette yükselen kişinin gövdesi ilk birkaç ayda ciddi bir değişime uğrar.
Başlangıçta hepimiz gibi normal bir insanken zamanla omuzları geri gitmeye başlar. Ayaklarını aça aça ve yavaş yavaş yürür. Konuşurken iki kelime ettikten sonra durup boğazını temizler. Karşısındakileri baştan ayağa şöyle bir süzer, boy resmini alır.
Çünkü o devlettir.
***
Yıllarca bu tavra alışkın olan yurttaşlarımız ilk defa kasılmayan, başını omuzlarının üstünde Mussolini gibi çevirmeyen, yumuşak bir sesle konuşan, gözleriyle gülümseyen normal bir adam gördü.
Sevinmesin de ne yapsın!
Biliyorum; yazdıklarım acı şeyler.
Ama Allahaşkına deprem bölgesine giden onca siyasi içinde bir bizimkileri gözünüzün önüne getirin bir de Clinton'ı.
Ve neden "insancıllığa" bu kadar hasret kaldığımızı düşünün!
Bizim liderlerin kimi kasılır, kimi hiç gülmez, kimi sigara ağızlığını ısırırken insanları balık gözüyle süzer!
Ve eloğlu gelip, bir sıcak gülüşle halkımızı yüreğinden vuruverir.