Yine dayanamadım ve arabama atladığım gibi deprem bölgesine gittim. Bu gidişimin amacı geçen seferki gibi değildi. Bir gözlem yapayım demiştim. Yetkililerden, görevlilerden habersiz deprem sahalarını dolaştım, merak ettiğim konuları inceledim. Yıkıntıların ve çöküntülerin arasında bir tam gün dolaştım.
Konunun renkli ve magazin taraflarını diğer sayfalarımızda göreceksiniz. Bu köşeden ise, geçen deprem ile bu deprem arasındaki bazı farkları, bazı gelişmeleri anlatacağım. Önce Bolu, Düzce, Kaynaşlı sakinlerine başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimi sunarım. Allah hepimizi böyle felaketlerden korusun, böyle afetler yaşatmasın.
İç bölümlere, depremin olduğu fay kırığının geçtiği yerlere gittiğimde yüreğim hopladı. Gördüklerim filmlerde dahi rastlanamayacak görüntülerdi. Toprak yarılmış, adeta 5 metre açılmış ve bir o kadar da aşağıya doğru çökmüştü. Bir otobüs durağı gördüm, bekleme kabini olduğu gibi duruyor ama önündeki yol 5 metre aşağıda... Düşünün siz, zamanında o durağa otobüs yanaşıyormuş, şimdi ise, yol yapıldığı takdirde onun 5 metre altından geçecek.
Tabii afetler bambaşka... Tabii ki önlemeye kimsenin gücü yetmiyor. Ve artık alışmaya çalışmamızdan başka bir çaremiz de yok. Ama elden gelen tedbirleri almak da görevimiz. Ne kadar çok tedbir alırsak, acımızı o kadar aza indiririz. Bu arada bu tip olaylarda medyanın, yani sözlü, yazılı ve görüntülü basının ne kadar etkili olduğu çok iyi anlaşılıyor.
Hatırlarsınız geçen depremde bu köşeden,"Devlet nerede?... Yetkililer ne yapıyor?... Sorumlular ortalarda yok.. Bu insanların derdiyle kim ilgilenecek?... Uyuyor musunuz?..." diye feryat edip, durmuştuk. Bazı devlet yetkilileri de görevlerini yapacaklarına bize cevap yetiştirip, durmuşlardı. Ama biz yılmadan eksikleri, yanlışları haykırdık. İşte geçen depremde bu tür eksiklikleri ve adam sendecilikleri görmüş bir kişi olarak bu seferki izlenimlerimi de belirtmeyi bir görev addediyorum.
Önceki gün öğleye doğru deprem bölgesine vardım. Bizim muhabir arkadaşlara "Beni o felaketin olduğu yer çatlaklarının, yanan suların olduğu yere götürün" dedim ve oranın yolunu tuttuk. Yerlerin çatladığı, yolların altının üstüne geldiği ve depremin merkez üstü olan Hamamüstü köyüne vardığımda ilk gördüğüm, yüksek direklerin tepesinde çalışan teknisyenler oldu. Bir kısmı Telekom mensubu, diğerleri de elektrik teknisyenleri idi. Bu köye depremin ikinci günü gelmişler, akşama kadar çalışmışlar ve köyün telefon, elektrik bağlantılarını tamir etmişlerdi. Gözlerime inanamadım. Kendileriyle tanıştım, "Hayrola arkadaşlar..." dedim. Ankara'dan ve Eskişehir'den gelmişlerdi ve görevlerini bitirip, tekrar eski işlerine dönecekler.
DEVAMI YARIN....