Sanki eserlerimizin büyüsüyle büyülendiği için Anadolu coğrafyasının sedefine Amerikan dostluğunu da iyice şırınga ederek, "Eşsizsiniz... Eşsizsiniz... Harikasınız... You are great... It is amazing... Cute..." diye dolaşıyor.
Clinton, bize hayran!
Nerdeyse Amerikan vatandaşlığından cayıp, Türkiye'den vatandaşlık isteyecek.
Kırılmış gurumuzu okşadı.
Biz de ona sevgi doluyuz.
Yediden yetmişe...
Clinton'a alkış sunmaktayız.
Birinci Cumhuriyetçiler: Türkiye'yi gelecek yüzyılın yıldızı diye tarif etti diye Clinton'a Ankara'da TC'nin en yüksek nişanı olan devlet nişanını verdiler. Ve ayakta alkışladılar. Adam, kendini tutamadı, "Yahu bu nişan ölüme iyice yaklaşmış olanlara verilir...Ben ise turp gibiyim..." diye işi espiriye vurdu.
İkinci Cumhuriyetçiler: Biz iyiyiz, kültürlüyüz fakat halk kaba, kuru bir kalabalık, eğitimsiz, yontulmamış ve yöneticiler de iyice çapsız... Mustafa Kemal de jakobenin biriydi diye düşündükleri ve ABD'nin Türkiye'yi yeni dünya düzeni (globalizmin) içine alıp, zorla adam edeceğini umud ettikleri için Clinton'a baygın vaziyetteler...
Kürt kimlikçileri: Apo'yu paket edip gönderdiği için ABD'ye kızmalarına rağmen, Meclis'te yaptığı konuşmada; "Sizin Kürt vatandaşlarınız..." diye bir cümle kullandığı ve "etnik kültürlere ulus devlet içinde kendilerini ifade etme alanı yaratacak fırsatları yaratın..." diye Demirel'in kulağına fısıldadığı için Clinton'u manevi keko ilan etme eğilimindeler.
Türk Milliyetçileri: Washington'da Ecevit'in karşısında sırtını kanapeye dayayıp konuştu ama Ankara'da; "Yüzyılın başında Osmanlı hasta adamdı, ancak yüzyılın sonunda Türkiye, dünyaya yön verecek diri bir adam" dediği için Bahçeli, Clinton'u neredeyse "bozkurt kanı taşıyan biri..." diye ilan edecekti.
Dinciler, şeriatçılar: Yıllardır siyonistler, şampanyacılar, şeytanlar diye suçlayıp bağırdıkları Amerika'ya henüz gidip döndükleri sırada Cilonton'un da Ankara'dan "inanç, düşünce, örgütlenme özgürlüğü çıtasının yükseltilmesini istemesi" 28 şubata karşı manevi vitamin hapı gibi geldi.
Büyük Sermaye: ABD'nin Türkiye'yi 21 yüzyılda "ABD'nin Stratejik Ortağı..." diye bütün dünyaya ilan etmesini Amerikan kredisiyle Amerika'dan daha çok mal alıp, Türk pazarına satma imkanı yaratacağı ve ABD şirketleriyle daha fazla ortaklıklar için Clinton'u bağırlarına bastılar.
Küçük Sermaye: Amerikan Eximbank'ından 1 milyar dolarlık kredinin küçük ve orta boy işletmelere dağıtılması kararı çıkarttığı için Clinton'a "gerçek KOBİ Babası..." diye büyük sevgi duydular.
Askerler: Amerika zaten dostumuz, müttefikimiz... Biz de NATO üyesiyiz... Ancak Clinton Ankara'da "Sağlam bütçe yapın..." dediği halde "Askeri harcamalardan kısın... Daha az tank, daha az helikopter, daha az savaş uçağı alın..." demediği için onu boğazda viski içen entel gibi görmediler.
Halkın büyük çoğunluğu: Ne kadar candan bir başkan... Ne kadar kompleksiz... Üstelik yağmur altında, sırtında bir parka kendi başına yürüyor... Aynı saatlere bizim Savunma Bakanı Çakmakoğlu Gaziantep'de havameydanında bürokratları sıraya dizmiş el öptürüyor. Demirel'in eşi Nazimiye Hanım'ın şemsiyesini koruma polisleri taşırken, Clinton'un eşi Hilary kendi şemsiyesini ve alışveriş paketlerini kendisi taşıyor. Halk da bu açıdan Clinton'a hayran kaldı.
Ve Büyük Basın: Ona da zaten yayınlayacak malzeme lazım olduğu için...
Bir ülke... Bir ulus...
İşte böyle fethedilir.
American public relations!
Harika halkla ilişkiler!
Clinton hepimizi fethetti.
Fakat Clinton'un bizi fethetmeye, ayağımıza gelip 5 gün boyunca "eşsizsiniz... harikasınız... great... amazing... cute..." demeye ne ihtiyacı vardı?
Bana göre, Rusya'nın ne yapacağı belli olmadığı için Orta Asya petrolü ile doğalgazı Türkiye aracılığıyla Washington'un kontrolü altına alınmalıydı. Ve ölmüş, bitmiş, büzülmüş, çökmüş olan Ortadoğu pazarı Türkiye merkezli olarak canlandırılmalıydı. Tek başına ABD bir yılda 585 milyar dolar, tek başına İngiltere bir yılda 242 milyar dolar, tek başına Almanya bir yılda 502 milyar dolar mal satıyor. Fakat Türkiye dahil (45 milyar dolar), Irak (2 milyar dolar), Suriye (6 milyar dolar), Ürdün (5 milyar dolar), Mısır (5 milyar dolar), Suudi Arabistan (25 milyar dolar), Kuveyt (9 milyar dolar) olmak üzere Ortadoğu'daki 7 ülkenin toplam yıllık ithalatı sadece 97 milyar dolar.
Clinton'un baş derdi...
Ölmüş pazarları diriltmek...