Hızla değişmekte olan dünyanın, Türkiye'yi de değiştirmeye hazırlandığı kesin.. Özellikle de büyük Amerikan firmaları Türkiye'nin altyapısını değiştirecek okkalı yatırımlar yapmaya başlarlarsa...
Türkiye değişmesine değişecektir. Ama 65 milyon Türk'ün ne kadarı bu değişime uyum sağlayabilecektir. Bize göre asıl sorun da budur.
Asıl sorun da budur; çünkü Türkler, büyük oranda, "resmi görüşler"in beyinsel taşlaşmasına uğratılmışlardır. O nedenle de, ne meslek özeni gelişmiştir, ne tarih bilinci, ne de hukuk bilinci...
Hızla değişen dünyanın, Türkiye'yi daha hızlı bir demokratikleşmeye davet etmesi, kalitesi çok düşük olan insan malzemesinin kendi kendini aşma olanağı bularak, 21. Yüzyıl'a daha kolay ayak uydurmasını da sağlama hedefini içeriyor bir ölçüde...
Kalabalık köylü taburlarıyla, başarısı süngü gücünün sayısına bağlı muharebeler döneminin çoktan aşıldığı bir evredeyiz. Oysa hâlâ o dönemlere ait bir kahramanlık anlayışının koordinatlarına göre biçimlendiriliyor "şanlı tarih" söylemleri de, "önce vatan" edebiyatı da...
Bu da "eksi ve artısıyla" analitik düşünceyi, objektif bir beyinselliği ve tutarlı bir akılcılığı felce uğratıyor.
Örneğin Türk-ABD ilişkilerinin tarihsel boyutları, yeterli bir berraklıkta su yüzüne hiç mi hiç çıkarılmıyor.
Washington'un, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı duyduğu ilginin yoğunlaşması 19. Yüzyıl'ın ilk yarısına rastlar.
ABD, İstanbul'a ilk büyükelçisi David Porter'i 1830'da gönderdi. Porter, 14 yıllık bir görev süresinin sonunda İstanbul'da öldü. Amerikan donanması, İstanbul'a ilk kez büyükelçinin cenazesini almak için geldi.
Bizim Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün de ABD'de öldüğü zaman, onun da cenazesini 1947'de ünlü savaş gemisi Missouri getirmişti İstanbul'a..
Amerikan Dışişleri'nin kendine göre açıp kapadığı ayrıntılı parantezler vardır bazen böyle..
1854 Kırım Savaşı'nın -yeryüzü tarihinde ilk kez- fotoğraflarını da Amerikalılar çekmişlerdi. Fotoğraf makinesi icat edileli henüz 15 yıl ya oluyor, ya olmuyordu...
Rumelihisarı'nda Robert Kolej'in kuruluş tarihi ise 1863'dür.
Gerek silah teknolojisindeki, gerek üretim teknolojisindeki değişimler, uluslararası ilişkileri de çok derinden etkiler.
Şayet ABD, Sovyetler'den önce gidebilseydi Uzay'a, Soğuk Savaş döneminde Türkiye, Kışla-Cami işbirliğiyle Sovyetler'e karşı "Kahrolsun Allahsız Komünizm" sloganlarını iç politikada da aşırı bir baskı aracı olarak bu kadar abartmalı kullanmazdı belki. Onca yazar çizerin de hayatı boş yere ziyan zebil olmazdı.
Bugün ise Uzay çağından esintili teknolojik değişimler, "ulus-devlet" modelini globalleşme süreci içine sokuyor. Bunun da öncülüğünü ABD ve Başkan Clinton yapmada... Türkiye'yi tüm boyutlarıyla tanıyan ABD ve Clinton...
Türkiye de bu yeni dönemle bütünleştikçe akıl almaz bir gelişme gösterecek..
Ancak işte 65 milyon Türk'ün ne kadarı ayak uydurabilecek bu yeni gelişimlere?
Saydamlık ve aklın tutarlılığı, "Şark kurnazlıkları"nı musalla taşına yatırdıkça; politik kadrolarda da sarsıntılar olacak, kaynağı bilinmez zenginlik gösterilerinde de..
Artık bizim kuşağın misyonunu aşan sorunlar bunlar ama, yine de insanın gönlü, kurcalamadan edemiyor.