


İstanbul korkuların şehri değildir!..
İtiraz ediyoruz.. Sevdalarımızın, hüzünlerimizin, umutlarımızın, kederlerimizin ve zaferlerimizin şehri İstanbul'un, korkularımızın şehri haline getirilmesine itiraz ediyoruz...
Üstelik; hipotezler, fareziyeler ve teorilerle...
Bilim; elbette, hipotezler, fareziyeler ve teorilerle başlar gerçeği arayan uzun yolculuğuna...
Ancak, henüz ulaşılmamış gerçekleri, "yegane hakikat" ya da "son nokta" gibi sunan yaklaşımları da "bilimsel" bulmuyoruz..
Yıllarca akademik çevrelerin yalnızlığına mahkum edilmiş tozlu dosyaları; meraklı kalabalıkların önüne alelacele atıp, "akademik kariyer yarışı"na girmenin de, doğru olmadığını düşünüyoruz..
Velhasıl; havada "yanlış"ların dayanılmaz ağırlığı hissediliyor...
ooo
Önce, son günlerde dillendirmeye başlanan bir söylemin yanlışlığına değinerek başlayalım.
Söylemin özü şudur:
"Neden hep İstanbul, İstanbul... Öteki şehirlerin canı yok mu? Başka bölgelerin deprem riski yok mu?"
Yanlış...
Elbette İstanbul..
Çünkü, İstanbul, Türkiye'nin herhangi bir şehri değildir!..
İstanbul, Türkiye'nin ta kendisidir.
İstanbul; İstanbul'luların değil, tüm Türkiye'lilerin şehridir..
(İstanbul'lu diye bir kimlik var mı ki!..)
Öte yandan; belki de, Gölcük'te, Adapazarı'nda, Yalova'da ölenlerden daha fazla Gölcük'lü, Adapazar'lı, Yalova'lı İstanbul'da yaşamaktadır..
Belki, Düzce nüfusunun yarısı kadar Düzceli, İstanbul'da yaşamaktadır...
Ve belki de, öyle olduğu içindir ki, önceki akşam Düzce'de; bir ateşin etrafında ısınmaya çalışırken; yuvası yıkılan acılı bir Düzce'li depremzede yanımıza yaklaşıp şöyle sorabilmiştir:
- Sahi.. İstanbul'da deprem olacak mı?..
Ayrıca; İstanbul kalbidir Türkiye'nin...
Başka şehirlerde deprem felaketine uğrayanların güvencesidir İstanbul'da "hayatiyet"in sürmesi...
İstanbul ayaktaysa; ayağa kalkabilecektir onlar da...
ooo
Deprem tartışmalarına gelince;
En büyük dayanak "tarihsel depremlerdir"...
Yanlış...
İstanbul'u geçmişte yıkan depremlerin "merkez üssü"nün, Marmara'da olduğu şüphelidir.
Çünkü, o devirde ne sismograf, ne de yer ve büyüklük ölçen aletler vardır...
Bilimsel kayıt ve veri yoktur.
Sadece; "vakanüvis"lerin ve tarih romancılarının anlattıkları yazılıdır.
Yani, "tarihte Marmara depremi" tezi, en azından tartışmalıdır.
Bilim, tartışmalı bir faraziyenin içinden "korkular" üretebilir mi?
Bir başka kanıt, şu Marmara'daki sismik boşluk...
Yanlış..
Önce sunuş yanlış..
12 Kasım depreminin hemen sonrasında ortaya atılınca (ya da yeniden dikkat çekilince) kamuoyu telaşa kapıldı.
Sanıldı ki; Marmara'daki tehlikeli durum yeni oluştu... Sismik boşluğun resmi yeni çekildi.
Oysa, bu "boşluk"u gösteren harita 17 Ağustos'tan önce de vardı.
Hatta üç yıl öncesinde vardı..
Hatta daha öncesinde...
Üstelik; karada bilinen "sismik boşluklar" onyıllardır dolmamışken; denizde tabiatı bilinmeyen bir boşluğun "kısa sürede" dolacağını öne sürmek de bir varsayımdı.
Ama, bu varsayım da "gerçek" gibi sunuldu..
Dahası; Marmara'daki fay hattının henüz resmi bile çekilmemişti...
Özeti; bilinmeyenler üzerinde "teoriler" oluşturulmuştu.
Akademik tartışmalardaki "teori" üretimlerinin hiçbir zararı yoktu elbette..
Ancak, üretilen teoriler, bu şehrin sokaklarında önlenemez korkular üretmeye başlayınca, bu yazıyı yazmak da farz oldu.
Biz bilimadamı değiliz elbette.
Lakin, bilimadamlarının söylediklerinden kendi sentezimize ulaşma hakkımız da vardır.
Bilim, matematik problemini nasıl çözeceğimizi öğretir bize.. Ama problemi, herkes kendisi çözer.
Biz çözeriz... Kendi aklımızla...
ooo
İstanbul'u çevresindeki depremler her zaman etkileyebilir.
200 kilometre uzağındaki depremde, bin kişi öldü bu şehirde... Daha ne olsun!..
17 Ağustos'ta "uyarılan" şehri; uyarıldığı sorunlarda çözümlemeye başlamak varken; korkularla eli ayağı bağlanıyor milyonlarca İstanbullunun...
Nasıl alışacaklar ki bu korkulara.. Evlerini mi boşaltacaklar, şehri mi terk edecekler hepten?..
Yanlış..
Gölcük, Adapazarı, Yalova ve en son Düzce'de yatıyor sorunun yanıtı... Depremden hiç etkilenmeyen gecekondu, kaçak yapı gibi genel sorunlarla uğraşmak yerine 17 Ağustos'tan ders almak gerekiyor.
Gecekondu ve kaçak yapı; hukuki bir sorun, sosyal bir sorun, ahlaki bir sorun... Ama bu depremin sorunu değil.
Kimse kendini kandırmasın!..
Yıkılan bütün binaların kapı gibi ruhsatı vardı..
Mücadele alanını daraltmak gerekiyor.
17 Ağustos'un deprem şehirlerinde, sadece kötü zemin üzerindeki çok katlı yapılar yıkılmadı mı? Sadece...
Öyleyse; İstanbul'un da sadece kötü zeminindeki çok katlı yapılara "neşter" atarak başlamak gerekiyor işe..
Yani özeti şu...
İstanbul'u yerlebir edecek deprem filan olmayacak... Hepsi faraziye...
Ama tıpkı 17 Ağustos'taki gibi, kendi dışındaki bir depreme karşı da "riskli" yapılara el atılacak..
İstanbul sağlam zemindedir ve risk de sanıldığı kadar yaygın değildir..
ooo
Artık susun.. Yoksa, sevdalarımızın, ümitlerimizin, kederlerimizin ve zaferlerimizin şehrini, deprem değil, dün olduğu gibi bu korkular bitirecek...