


Deprem ve "tatlı çelik" korkusu
Peter Ustinov'la konuşuyoruz:"Son depremden sonra, durum nasıl?" diye soruyor.
"Şimdi de İstanbul'da bekleniyor." diyorum.
Görmeyeli Ustinov epeyce yaşlanmış. Kraliçeden sir unvanı alan büyük aktör artık bastonsuz yürüyemiyor ve oturduğu koltuktan ancak başka birisinin yardımıyla kalkabiliyor. Yüzünde "şişman ve muzdarip" bir ifade var; oysa eskiden "şişman ve muzip" idi.
Ne kadar üzgün ve endişeli olduğumu görüyor ve beni rahatlatmak için: "Hiçbir deprem önceden belirlenen yerde olmaz. İstanbul diyorlarsa demek ki orada olmayacak." diyor.
Bununla teselli bulmak öyle zor ki!
***
Aslında Türkiye'nin her köşesindeki deprem bizi aynı acıyla vuruyor ama İstanbul büyük, kalabalık, karmaşık... Böyle bir şey olursa, ülke olarak altından nasıl kalkarız bilmem.
***
17 Ağustos faciasından sonra Türkiye'de incelemeler yapmış olan Fransız uzmanlar, ne yazık ki İstanbul'da 7'den büyük olacağı tahmin edilen bir deprem beklendiği fikrinde birleşiyorlar.
Bir uzman diyor ki : "Yıkılan binalardan beton ve demir örnekleri aldık ve burada inceledik. Aslında betonlar o kadar da kötü değil. Asıl sorun demirde. Avrupa'da kullanmadığımız ve 'tatlı çelik' dediğimiz bir demir cinsi var Türkiye'de."
Demiri devlet üretiyor.
Ve "tatlı çelik"ten kaçınma olanağımız yok.
***
Bugünlerde psikolojik bir değişiklik geçiriyoruz.
17 Ağustos'tan sonra uzmanları sıkıştırıyor ve bir şey saklamamaları için uyarıyorduk.
İşte şimdi uzmanlar konuşmaya başladı.
Hemen hepsi deprem uyarısında bulunuyor.
Ama bu kez de biz garip bir "kaderciliğe" kaptırdık kendimizi.
İçten içe "Belki hepsi yanılıyordur!" diye düşünüyoruz. "Bilimin sınırları var. Depremlerin önceden bilinemeyeceğini söylemiyorlar mıydı? Bu, tren değil ki her istasyona uğrayarak gitsin. İstanbul'da beklerken, bakarsın Hindistan'da, Japonya'da vurur!"
Milyonlarca kişinin yaşadığı bir kent boşaltılamayacağına göre, "tatlı çelik"le yapılmış evlerimizde oturup, böyle savunma mekanizmaları üreteceğiz.
Başka çare yok!
Hiç olmazsa moralimizi sağlam tutalım.