Bizim gerçek babamız Süleyman Demirel değil de Clinton'mış gibi "geleceğe gebe bir hoş durum...'' doğuverdi. ABD Başkanı, "Bölgesinin lideri, dünyanın yüz akı, gelecek yüzyılın yıldızı Türkiye doğuyor ve Ankara'ya sizin arkanızda olduğumu söylemeye geldim... Beş gün boyunca bütün dünya duysun diye bu desteği tekrarlayacağım..." diye özetlenebilecek yüksek moral verici bir konuşma yaptı.
Clinton Baba arkamızda!
Doğalgaz hattı işi tamam...
Bakü-Ceyhan hattı tamam....
IMF kredisi tamam...
Dünya Bankası dilimi tamam...
Bir milyar dolar Amerikan Eximbank kredisi de tamam...
Ayrıca Clinton Baba, 15 Avrupa Birliği ülkesiyle tek tek görüşüp "Avrupa'nın içine, dünyanın yol kesiştiği coğrafyasında, üç dinin harmanlandığı Türkiye'nin de alınmasını hızlandırma...." işini de sonuçlandırmaya söz verdiği için Avrupa üyeliği de tamam...
Yaşa Clinton Baba, yaşa!
Fakat niçin bu sevgi?
Niçin bu muhabbet?
Türkiye zaten ABD şirketlerinden silahlar, helikopterler, tanklar, yüksek teknolojik ürünler alıyor. Biz zaten dünyanın ikinci büyük ordusuyla NATO üyesi ve ABD ile dostuz ve bu dostluğumuzu bozacak hiçbir ayrılık gayrılık yapmıyoruz.
NATO'ya bağlıyız.
IMF'ye kusur etmiyoruz.
Borçlarımızı da ödüyoruz.
Ortadoğu petrollerinin selameti için Amerikan uçakları Saddam'ı vururken biz de heyecanlanıyor, sanki Saddam'ı biz bombalamışız gibi seviniyoruz.
İsrail ile kol kolayız.
Avrasya petrolleri ve doğalgazı için de aynı stratejinin ayrılmaz müttefikiyiz. Demek istiyorum ki, Clinton Baba'nın Türkiye için "bu kadar cömert, verici ve asil bir arzu içinde olmasının..." ciddi bir nedeni bulunması gerekir.
Türkiye ilham kaynağı olabilir.
Önce kendi içinde; düşünce, örgütlenme, kültürel kimliğini ifade etme ile inanç ve vicdan özgürlüğü sınırlarını genişletebilir, Ortadoğu, Kafkaslar ve İslam dünyası için örnek olabilir. Demokrasinin, laikliğin, pazar ekonomisi modelinin Ortadoğu'ya, Kafkaslar'a, Avrasya'ya taşınmasında görev alabilir.
Acaba bu yüzden mi?
Clinton bize baba oluyor?
Deprem altımızdan ikinci defa vurdu ve beynimizi iyice açtı. Bu yüzden Clinton'ın İlham Kaynağı Türkiye rolünü bize niçin vermekte olduğunu sorgulayabiliriz.
Acısı çok yüksek...
Yararı da fazla...
İkinci depremde ölülerimizin sayısı daha az, fakat enkaz altından kurtarılanlar daha fazla. Çünkü birinci deprem aklımızı da açtı ve ikinci depreme provalı, tecrübeli, eğitimli girdik. Maden işçileri, sivil savunma uzmanları, belediye itfaiyeleri, hastane ambulansları, Kızılay, askerler Düzce'ye vakit geçirmeden gelebildiler. Birinci depremdeki hımbıl devlet, yerini çevik devlete bıraktı.
Deprem beynimizi de tetikliyor.
Tabiat olaylarını tabiat olayı olarak anlama yeteneğimiz gelişiyor. Türkler bilimsellikle tanışıyorlar. Fay hatları... Çizgiler... Noktalar... Kitlesel yer değiştirmeler... Yol kaymaları... Yarık oluşmaları... Tek tek inceleniyor... TV'lerde bozuk Türkçeli, imam kılıklı, bir sürü safsata anlatan din profesörü yerine jeoloji, sismoloji, jeofizikçi, yer bilimci profesörler konuşuyorlar.
Delil göstererek...
Veri ortaya koyarak açıklıyorlar.
Herkes; kâinatı anlamamız için tabiat anadaki yer kabuğu hareketlerini rehber olarak gösteren profesörleri dinliyor ve depremin laik ya da dinci ayırt etmeden, eğer dayanıklı yapı yapmamışsa, sağ tarafta bahriyeliyi, sol tarafta imam hatipliyi ayrım yapmadan aynı şiddette vurduğunu öğreniyor. Tesbihli ya da papyonlu fark etmiyor.
Delilden kalkıp gerçeği buluyoruz.
Daha ne olsun?
Deprem bilgimiz artıyor. Dünyanın durumunu, yer kabuğunun hareketlerini, deprem karşısında birleşip dayanışma kurmanın insanı ne kadar asilleştirdiğini, evi sağlam müteahhide yaptırmanın önemini, ev yapılırken başında beklemek gerektiğini, Belediye'ye rüşvet yedirerek zemini cıvık araziye bina yaptırmanın uyanıklık değil aptallık olduğunu, her eve benzeyenin ev, apartmana benzeyenin apartman olmadığını anlamış bulunuyoruz...
Acısı büyük...
Fakat deprem bize delilden kalkarak gerçeği bulmayı öğretti.
Clinton bize niçin Baba olmak istiyor? İyi mi oluyor, kötü mü?
Delillere bakalım, anlayalım.