


Fazilet'in Anayasası...
Fazilet'in anayasa değişikliğini daha kapsamlı, daha çağdaş, daha inandırıcı bekliyordum. Şaşırdığımı söylemeliyim.
Önce anayasanın bozuk Türkçe'li yemin metnini anlaşılır Türkçe'yle yazdıkları için Fazilet'çileri kutluyorum. Anayasa değişikliklerinde bu maddenin neden düşünülmediğini bugüne kadar anlayabilmiş değildim.
Değişiklik tartışmalarına gerçekçi bir tespitle başlayalım. Bugün Türkiye için en geniş kapsamda ve liberal anlayışta bir anayasa hazırlanması istense faşist diye örselediğimiz 1982 Anayasası'nın yaklaşık % 0 oranındaki maddelerini muhafaza etmek gerekir.
Nitekim, faşist olduğu gerekçesiyle bu anayasaya en fazla hücum edenlerin başında gelen Fazilet Partisi'nin hazırladığı taslakta mevcut anayasa maddelerinin yüzde altmışını muhafaza ettiği görülüyor.
***
Hemen bir düzeltme yapmak istiyorum. Cumhuriyet bir devlet şekli değil, bir hükümet şeklidir. Devletin şekli bellidir. Üniter devlet olabilir, federatif devlet olabilir. Bu hatayı 1961 Anayasası başlatmıştı, hâlâ aynı hatayı sürdürüyoruz.
Fazilet'in değişiklik önerilerinin laiklik üzerinde ve Atatürk ilke ve devrimlerinde yoğunlaştığı görülüyor. Çünkü 1982 Anayasası, laiklik konusunda 1924 ve 1961 Anayasaları'ndan daha hassas davranmış; Atatürk ilke ve devrimleri konusunda en kapsamlı düzenlemeleri getirmiştir.
Fazilet Partisi 1982 Anayasası'nın 42. maddesinde yer alan Atatürk ilke ve devrimlerini, eğitimin temel direktifi sayan hükmü kaldırmak istiyor. Ancak bu öneri sadece Fazilet Partisi'nden gelmemekte.
1993'te Anayasa değişikliği için partilerden görüş istendiğinde CHP ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti dahil bütün partiler eğitim ve öğretimin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yapılmasına ilişkin anayasa maddesinin kaldırılmasını istemişlerdi.
***
Fazilet'in getirdiği cumhurbaşkanlığı seçim önerisi de konjonktürün etkilerini taşımakta... 1993 değişiklik önerileri tartışmasında Refah Partisi cumhurbaşkanı için yüksek öğretim şartını ileri sürmüştü. Şimdi Fazilet bu öneriden vazgeçmekte...
Aynı tarihte DSP, cumhurbaşkanının yüksek öğrenimli olması ve kırk yaşını doldurması koşullarını demokrasinin eşitlik ilkesine aykırı bulmuştu.
***
Cumhurbaşkanlığı ile ilgili anayasa düzenlemelerinin en geniş kapsamlı öngörüleri 1924 anayasa taslağında yer almıştı. Bu anayasayı dönemin aydın gazetecileri yazmışlardı. Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi ve Sözcüsü Celal Nuri (İleri) idi. Hakkı Tarık (Us), Falih Rıfkı (Atay), Hamdullah Suphi (Tanrıöver) anayasa hazırlığının etkin üyeleriydiler.
Milletvekili olmayanların da cumhurbaşkanı seçilmeleri tasarıda yer alıyordu. Yüksek öğrenim ve kırk yaş şartı yoktu. Cumhurbaşkanına meclisi fesih yetkisi verilmişti. Üstelik senato da gündem konusuydu.
Cumhurbaşkanı seçimi yedi yıllık süre olarak öngörülmüş ve tekrar seçilme imkanı getirilmişti. Amaç cumhurbaşkanının tarafsızlığıydı.
Kimileri süreyi dokuz yıla çıkarmayı, kimileri ölümüne kadar uzatılmasını önerdiler. Hepsinde Atatürk'e yaranmak hevesi vardı.
Sonunda Karesi Mebusu Ahmet Süreyya Bey (Atatürk'ten aldığı ilhamla) süreyi dört yıla indirmeyi önerdi ve sorun çözüldü. Böylece her dönemin kendi cumhurbaşkanını seçme uygulaması başlatıldı.
***
Çağdaş ülkeler dünyanın 50 yıl sonrasını planlıyor. Biz hâlâ 75 yıl öncesinin sorunlarını tartışıyoruz. Atatürk'ün 75 yıl önce 1924 Anayasası'nı hazırlatırken düşündüklerini gündeme getirme telaşındayız.
Araya iki tane ihtilal anayasası koymuşuz ve düzgün işleyen bir sistemi sorun haline getirmişiz. Hepimizi olduğumuz yere çivileyen kısır bir siyaset anlayışımız var. Bu kısırlık içinde tarihin akış istikametine direnen noktada kilitlenmişiz.
Hiç kimse alınmasın, herkes gibi Fazilet'çiler de kendi ideallerini hukuk gibi uygulatma kurnazlığında...