


2000'de büyüme ve dış açık
Perşembe günü 2000 yılı için enflasyon ve kur tahminlerini ele aldık. IMF ile imzalanacak "stand-by anlaşmasının" ayrıntılarını hala bilmiyoruz. O nedenle iki senaryo yazdık.
İyimser olanda enflasyon yüzde 20'lere düşüyor. Kötümserde ise yüzde 30'larda kalıyor. Arada 10 puan fark var.
Bugün 2000'de enflasyonun seyrinin reel ekonomiyi nasıl etkilediğine bakacağız. Özetle, enflasyon yükseldikçe büyümenin yavaşlayacağını düşünüyoruz. Dolayısı ile milli gelir daha az artınca dış denge de daha iyi çıkacak.
Ancak, bu hesaplara girmeden 1999 sayılarını verelim. Eylül'de 1999 için GSYİH'nın yüzde 3.2 küçüleceğini yazmış, hatta bu bile iyimserdir demiştik. Korktuğumuz oluyor.
Şimdi 1999 yılı küçülmesini yüzde 4.2 tahmin ediyoruz. Bu sayı son elli yılın ikinci en kötü büyüme performansıdır. Rekor hala 1994'deki yüzde - 5.7'de. Ancak, GSMH açısından bu yılın 1994'ün eksi 6.1'ini yakalaması ihtimali de mevcut.
Küçülmenin nedenleri arasında dış talepteki ciddi gerilemeyi hatırlatalım. Biri Rusya ekonomisindeki krizin etkisi. Diğeri Öcalan'ın yakalanması sonrasında turizm gelirlerindeki düşüş.
Döviz gelirlerinin azalmasına rağmen bu yıl cari işlemler dengesinde açık gözükmüyor. Çünkü ekonomi küçülünce ithalatımız azaldı. Neticede döviz açığı oluşmadı.
Varsayımlar
Büyüme hızını hesaplarken dış talebin nasıl seyredeceğini doğru tahmin etmek büyük önem taşıyor. O konuda 2000 yılı için iyimseriz. Yani hem Rusya'ya ihracat ve bavul ticaretinde artış öngörüyoruz. Hem de turizm gelirlerinin tekrar 1998 düzeyini yakalayacağını.
İkisinin toplamı takriben 5 milyar dolar ek dış talep ediyor. Bunun 3 milyar doları turizm gelirlerindeki artış. 1 milyar doları Rusya'ya bavul ticareti dahil ek ihracat. 1 milyar doları ise AB ve diğer ülkelere yapılan ihracattaki artış.
Bunun bir de içerideki harcamalara etkisi var. İçeride vatandaşlarımızın geliri artınca, onlar da daha fazla harcama yapacaklar. Buna iktisatta "çarpan katsayısı" deniyor. Türkiye için ortalama 2 hesaplıyoruz.
Yani dış talepteki artışın milli gelire katkısı 10 milyar dolara ulaşıyor. Milli gelirimiz 200 milyar dolar civarında. Buradan dış talebin 2000 yılında ekonomiyi yüzde 5 büyüteceğini anlıyoruz.
Benzer bir hesabı depremle ilgili olarak yapabiliriz. Deprem bu yıl büyümeden 1 puan götürdü. Ama 2000'de tersine 1 puan ekleyeceği kabul ediliyor. İkisini toplayınca, yüzde 6'ya ulaşıyoruz.
Bunun anlamı ne? Eğer içeride politika hatası yapılmazsa, 2000 yılında Türkiye'nin yüzde 6 büyüme hızını tutturması son derece makul duruyor. Ama politika hatası yapılırsa bu sayının altında kalınacaktır.
Sonuçlar
İyimser senaryoda enflasyon yüzde 20'lere düşüyordu. Buna tekabül eden büyüme hızını yüzde 6.3 buluyoruz. Hükümetin hedefi olan yüzde 5.5'dan daha iyi. Ancak, hükümet 1999'da sadece yüzde 2 küçülme varsayıyor. Fark orada.
Ya dış denge? İyimser senaryoda 2000 yılı cari işlemler dengesi açığını 3 milyar dolar öngörüyoruz. IMF'den alınan kredinin daha büyük olduğunu hatırlayın.
Kötümser senaryoda enflasyon yüzde 30'larda kalıyordu. Böyle olursa büyüme hızı yüzde 4.5'a geriliyor. Neden? Çünkü enflasyon düşmeyince nominal kamu açığı büyüyor. Bu da risk priminin yani reel faizlerin düşmesini engelliyor. Yüksek faiz de ekonomideki canlanmayı kısıtlıyor.
Kötümser senaryonun cari işlemler dengesi 1.8 milyar dolar açık veriyor. Büyüme yavaşlayınca, dış açık da küçülüyor.
Böylece iki senaryoyu bitiriyoruz. Yıl sonunda bunlardan birini tercih etmek zorunda kalacağız. Bakalım hangisini...
https://www.ibun.edu.tr