|
|
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr
)
|
  
Ne kadar kalırlar?
Kendilerini eleştiren herkesi, hiç ayırım yapmadan iftira ve şantaj bombasına tutan "Adnan Hoca Çetesi'ne" karşı nihayet operasyon yapıldı.
Bu güne kadar neden beklendiğini, bu çetenin hemen herkese yönelik iğrenç iftiralar atmasına neden göz yumulduğunu anlamak mümkün değildi. Ama geç bile olsa bu çetenin toparlanması herkesin yüreğine biraz su serpti.
Tabii asıl bundan sonrası önemli. Bu çetenin mensupları, tıpkı diğerleri gibi birkaç gün içinde ellerini kollarını sallayarak yine aramıza karışacak mı, karışmayacak mı?
Adnan Hoca takımı anlaşıldığı kadarıyla bu kez "gücü kuvveti yerinde" birinin ayağına bastı. Bunlardan birinin DYP milletvekili Celâl Adan olduğunu biliyorum. Diğeri büyük ihtimalle Mehmet Ağar. Bu ikili sanıyorum devlet katında öyle bir bastırdı ki, emniyet çaresiz operasyona girişti.
Tabii olayın bir de siyasi boyutu var. Öğrendiğime göre, Adnan Hoca çetesi her nasılsa DYP Genel Merkezi'nde etkili olmuş. Hatta öyle ki, 20 Kasım'da yapılacak DYP Kongresi'nde salon düzenini Adnan Hoca çetesi sağlayacakmış. Bu nedenle 2000 bin kişi için tek tip giysi hazırlanmış, konukları bunlar karşılayacak ve ağırlayacakmış. Adnan Hocacı'lar salona istediklerini alacaklar, istemediklerini almayacaklarmış.
Hangi akla hizmetle Adnan Hoca çetesi DYP'ye bulaştırılır anlamak mümkün değil.
Şimdi dikkatim ister istemez bu Kongre'ye çevrildi. Eğer çete üyeleri DYP Kongresi'nden sonra serbest bırakılırsa, asıl amacın bu çeteyi temizlemek olmadığı ortaya çıkacak.
Adnan Hoca çetesine layık olduğu ceza verilmezse, bu yazıyı yazdığım için ben dahil, yine herkes iftira ve şantaj tehditi altında kalacaktır.
Görmek istediğimiz devlet
Hakkını teslim etmek lazım, bu kez devlet 17 Ağustos'taki gibi "çaresiz" kalmadı. Kurtarma ekipleri, iş makinaları, ilkyardım personeli Bolu, Düzce ve Kaynaşlı'ya daha çabuk ulaştı.
Tabii bunda depremin herkesin uyanık olduğu saatte meydana gelmesinin de etkisi var. En azından Ankara'dakiler ayaktaydı ve hemen hepsi, üstelik birarada oldukları bir sırada depremi hissettiler, birşeyler olduğu farkettiler.
Organize değiliz
Ancak, yaşadığımız tüm tecbüreye rağmen, hâlâ böylesi büyük bir felâket karşısında doğru dürüst organize olamadığımız gerçeği de karşımızda duruyor.
Örneğin "karayolunun ulaşıma elverişsiz" olduğunu yetkili ağızlardan duymak hepimizi çileden çıkardı. "Yollara çıkmayın, yolları sadece yardım araçları için boş bırakın" uyarıları etkili oldu olmasına da, yolları açık tutacak önlemlerin çok geç alınması en azından ayıptı. Koca devlet bir yolu açık tutmakta bu kadar gecikmemeli.
Yine önce medya giti
17 Ağustos'taki gibi medya yine kurtarma ekiplerinden, devlet güçlerinden önce deprem bölgesine ulaştı. Arkadaşlarımız canlı yayına geçtiklerinde Ankara ve İstanbul'dan çıkan ekipler henüz bölgeye varamamıştı.
Oysa, insanın gözü o canlı yayınlar sırasında devleti arıyor. Yüzlerce helikopterimiz var, bunların pekçoğu gece uçuşu da yapabiliyor. Yarım saat içinde bu helikopterlerin deprem bölgesine kurtarma ekipleri ve yardım malzemeleriyle inmesi gerekirdi. Devlete güven biraz da böyle sağlanır.
Bu kez depremin binlerce kurban almamış olması tek tesellimiz.
Marmara depreminin yaraları henüz sarılmadan yaşadığımız bu ikinci büyük felâketi atlatmak için görev hepimize düşüyor.
Sokak aralarındaki benzinlikler derhal kaldırılmalı
Çok moral bozucu ama ne yazık ki gerçeklik payı var; bütün bilim adamları İstanbul'da deprem olabileceği ihtimaline artık daha sıcak bakıyor. Tarihini kimse bilemiyor ama İstanbul'da bir deprem olma ihtimaline karşı ne önlemler alındığını hâlâ tam bilmiyoruz. Şimdilik sadece valilik bahçesinde kurulacak bir kriz merkezi hakkında bilgi sahibiyiz. Oysa İstanbul'un almak zorunda olduğu sayısız önlem var. Bunlardan biri de özellikle eski İstanbul olarak nitelendireceğimiz Fatih, Aksaray, Saraçhane, Unkapanı, Haliç gibi semtlerdeki benzin istasyonları.
Apartman altlarındaki bu benzin istasyonlarının bir deprem anında yaratacağı tehlikeyi insan düşünmek bile istemiyor. Valiliğin bir an önce bu "apartman altındaki benzinlikler" sorununu halletmesi gerek.
Hepiniz varolun
Düzce'deki deprem felâketinden sonra kurtarma ekiplerinin fedakâr çalışmalarını, yüreğimiz daralarak, ama teselli bularak TV ekranlarından izledik. Başta Sivil Savunma olmak üzere, Akut, Hızır Acil, madenciler ve diğer gönüllüleri hepimizin yürekten kutlaması gerek.
Bir can kurtarmak için canlarını tehlikeye atan bu fedakâr insanlara çok şey borçluyuz.
İnsanüstü bir gayretle çalışan ve pekçok kişiyi ölümün soğuk elinden alan kurtarma ekipleri Türkiye'ninin gururudur.
Hepiniz sağolun varolun.
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|