Said-i Nursi'nin, Cemal Kutay'ın 50 yıl önce çıkardığı Hakka Doğru dergisinde bir süre "bir müslüman" imzasıyla yazılar kaleme aldığını biliyor muydunuz?
Biliyorum, Cemal Kutay'dan çok sözeder olduk ama ne yapalım ki sürprizler devam ediyor.. Geçen hafta MHP'ye oy verdiğine ilişkin açıklaması konuşuldu, Bir Yudum İnsan'da da İsmet Paşa'ya veryansın edişine kulak misafiri olduk ve bu kez sahibi olduğu bir din dergisinde Said-i Nursi'ye yazılar yazdırdığı ortaya çıktı..
Evet, koca bir devletin istihbarat timlerini yıllarca peşinden koşturan, bir tarikata adını veren Said-i Nursi, Cemal Kutay'ın 50 yıl önce çıkardığı Hakka Doğru dergisinde bir süre "bir müslüman" imzasıyla ilmühal(din açıklamaları) köşesi kaleme almıştı..
Ve Cemal Kutay bu konuda son derece rahat konuşuyordu, sözünü sakınmıyordu yani.. Kimi çevrelere sürpriz gelecek bu açıklamayı iki gün önceki radyo sohbetimizde yaptı.. Aslında konumuz, 10 Kasım ve Atatürk'tü ve Cemal Kutay'la canlı yayın bağlantısı kurmuştuk. Bir dinleyici katıldı programa ve Kutay'a Said-i Nursi hakkındaki düşüncelerini sordu... Kutay, Nursi hakkında tarihsel bir açıklama yapmaya başladıktan birkaç dakika sonra araya girip onunla karşılaşıp karşılaşmadığını sordum. Aramızda geçen konuşma özetle şöyleydi.. Değerlendirmeyi siz yapın.
- Said-i Nursi'yle bir karşılaşmanız ya da görüşmeniz oldu mu?
Bana, "Hakka Doğru" mecmuama devamlı olarak yazı yazdı. Kendisiyle görüşmedim. Belli bir mevzuyu konu alan dergilerde o sahada ihtisası olan insanlar yazı yazar. O da yazılarını gönderiyordu, bunu kimse bilmiyor. İlk defa burada söylüyorum.
- Gönderdiği yazıları beğeniyor muydunuz?
Zaten ben onda bu havayı sezmemiş olsaydım elbette onun dış görünüşüne hiçbir ilgi duymamam lazımdı. Said-i Nursi o zamanki müslüman alimleri gibi okumuş yazmış bir adam da değildi, katiyen din üzerine bilgisi yoktu. Ama çok zeki. Bir de o doğulu olmanın verdiği bir gerçekçilik bir realizm var onun kafasında. Bediüzzaman, zaten bizim klasik müslümanlardan değil şamanın ta kendisi.
-Sürgün edilmesine ne diyorsunuz?
Haklı olarak o kadar büyük bir korku, o kadar büyük bir endişe vardı ki onun hakkında ama adam, 31 Mart'tan bile beraat etmiş ve çıkmış. O zaman Yargıtay Başkanı olan rahmetli Ümran Öktem 31 Mart'tan bahsederken Saidi Nursi'nin bu hareketle fikri bir alakası olup olmadığını araştırmak ihtiyacı duyduğunu söyledi ve yazdı.
- Said-i Nursi'ye haksızlık yapıldı diyebilir miyiz?
Said-i Nursi anlaşılmamıştır. Çünkü Saidi Nursi diye bir hadise yok.
- Peki anlaşılmayan bir insanı, 31 Mart'tan beraat eden bir din adamını sürgün etmek, psikolojik işkenceye maruz bırakmak bir haksızlık mı size göre?
Bu biraz abartı. Said-i Nursi, gerek İsparta'da gerek Babadağ'da hiçbir zaman taciz edilmemiş. Misafir kabul edilmiş. Hatta kendisine çok bağlı subaylar çıkmış. Bunlarla dostluğunu daha sonra devam ettirmiş.
- Peki, size göre nasıl bir insandı Said-i Nursi?
Benim için Said-i Nursi Osmanlı'nın gerek din adamlarının gerek klasik okullarından yetişmiş, yani mülkiyeden, hukuktan, tıptan yetişmiş mütehassıs ihtisas sahibi, meslek sahibi olanlarının yanında, çok mütevazı ancak bir Siirt medresesinde imam olabilecek kadar din bilgisine sahip bir insan. Zavallı, biçare bir insan. Bir örnek vereyim size, Barla'da yedi senelik hayatının büyük bir bölümü yaz gecelerinde iki ağacın arasındaki bir hamakta geçmiş. Onun bütün nur risaleleri pek aydın olmayan bir şamanın, gökyüzüne bakarken duyduğu saygıdan ve hürmetten başka birşey değil. Ne bilimsel ne dinsel hiçbir değeri yok. Diyor ki; "Bak bak, yıldızlar nasıl parlak. Şu ayın güzelliğine bak sen bunları yaradana nasıl kul olmazsın." O bu sözlerinde damarlarında taşıdığı kanın kendi zamanı içinde bir izahını yapıyor.
- Peki boşuna bir korku mu oluşturulmuştur sizce, bu ne anlama geliyor?
Said-i Nursi, şimdiki bu mükemmel din cambazları ve simsarları tarafından sömürülmüştür. Saidi Nursi ise din cambazı değildir. Ben bunu onun yaşantısına dayanarak söylüyorum. Said-i Nursi 1913'te Batı Trakya hareketi olunca etrafındaki adamlarını toplamış, gelmiş Teşkilat-ı Mahsusa'nın emrine girmiş ve Batı Trakya Hükümeti'nin kuruluşunda emek vermiş. Ruslar hücum ettiği zaman yine etrafındaki insanlarla Ruslar'a karşı dövüşmüş, yaralanmış, esir olmuş, Sibirya'ya sürülmüştür. Şimdi ben bunları meydana çıkartıncaya kadar "Nurcu" diye geçinen bu din cambazlarının hiçbir tanesi Said-i Nursi'nin bu yanını ele almadı. Onu hep kullandılar.
- Yani, size göre Said-i Nursi devlete faydalı hizmetlerde bulunmuş, kötü niyeti olmayan bir insan mıydı?
Niyeti bile yoktu. Saidi Nursi o kadar basit bir adamdı ki, nihayet bütün kültür seviyesi bir köy imamınınki kadardı. Van'a gelmiş o zamanlarda Van Valisi Tahir Bey okumuş yazmış bir adam, Said-i Nursi'yi konağında alıkoymuş, dost olmuş Said-i Nursi'yle. Ve Said-i Nursi hayatında ilk defa bir fizik, bir kimya mevzuuyla karşılaşmış. Askerler de bunu çok sevmiş. Omuzunda bir çay semaveri ile dolaşır, çok temiz giyinirmiş.
- Bu sözlerinizden sizin de onun etkisi altında kaldığınız, "yazık, hata etmişler" demek istediğiniz çıkıyor. Onu haksızca suçlamışlar ve kullanmışlar mı yani?
Hayır. Onun bu yazıları yazdığını ben öldükten sonra anladım. Asıl ismi Said-i Kürdi'ydi. O zamana kadar "Bir müslüman" diye imzalıyordu. Zaten gönderdiği yazılar ilmihalden alınmış, o kadar basit yazılardı. Fikir yok, özellikle felsefenin zerresi yoktu. Tipik bir yarı kalmış zahit. Yani din adamı olmaya ahdetmiş, ama imkan bulamamış yarı bir din adamının çok umumi bilgileri vardı. Hanefi değil şafiiydi. Ama asıl dikkatimi çeken bu yazılardaki naturalist felsefeydi. Tabiata aşık! Mesela okyanuslara, yıldızlara, neptüne, güneşe, aya bağlı yazılardı. Ben bu yazıları bugün de onaylarım. Çünkü siz doğaya bağlı olduğunuz sürece hurafeden uzaklaşırsınız. Bu Saidi Nursi hikayesi bir ülkede din ve maneviyat felsefesinin nasıl facialara sebep olacağını bugün de yarın da ispat eden bir ibret dersidir.
- Said-i Nursi yaşasaydı?
Şimdi Cemal Kutay'ı desteklerdi.