


Ataların notaları
Zeki Müren'in bir düşü gerçekleşme yolunda... Ünlü sanatçı, malvarlığının Türk Eğitim Vakfı ile Mehmetçik Vakfı'na bırakmış, vasiyetinde de "Bu bağışının müzik araştırmalarına dönük projelerde mesela bir konservatuvar yapımında kullanılmasını" istemişti.
Kültür Bakanı İstemihan Talay, geçenlerde Mehmetçik Vakfı'na bir yazı yazarak Müren'in servetini değerlendirme konusunda bir öneride bulundu.
Önerinin başlığı ilginç:
"Zeki Müren müzik müzesi"
Bakanlık, sanatçının mirasından Mehmetçik Vakfı'nın payına düşen 3 trilyon liranın bir kısmının böyle bir müze ve araştırma merkezinin yapımına harcanmasını istiyor. Mehmetçik Vakfı öneriyi uygun bulursa, Türkiye'nin ilk müzik müzesi Yıldız Sarayı içinde, "Paşa"nın adıyla açılacak.
***
Aslında müzenin ilk harcı geçen yıl atıldı. Bakanlık bünyesindeki bir kurul, Anadolu'nun müzik tarihini belgeleyebilmek amacıyla ülkedeki bütün müzeleri taradı. İlk çağlardan beri bu topraklar üzerinde kullanılan çalgılar ve çalınan müzikler konusundaki bilgi ve belgeler derlendi. Eserlerin envanteri çıkarıldı.
Müzik arkeologları, müze depolarına dalınca, yüzyıllar öncesinden kalma bir flütün "çorba kaşığı" sanılarak arşivlendiğini, antika bir darbukanın "saksı" olarak rafa konduğunu gördüler.
Bu arada yazılı kaynakları da taradılar. Anadolu'nun müzikal geçmişi konusunda Türkiye'de son derece sınırlı araştırma varken, asıl kapsamlı araştırmalar Amerika'da ve Avrupa ülkelerinde yapılmıştı. Üstelik bu araştırmaların bir kısmı, müziğin asıl anavatanının Anadolu olduğu yolunda veriler sergiliyordu.
Ne yazık ki, dünya müzik tarihinin yeniden yazılmasına yol açabilecek önemdeki bu tezlere dayanarak teşkil eden belgeler, notalar, çalgılar hep sürgündeydi. Yüzyıllar önce anavatanlarından sökülüp götürülmüş, yabancı ülke araştırmacılarına konu olmuş ya da yabancı bir müzeye konulmuştu.
İşte şimdi Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan bir merkez, bir yandan müze hazırlıklarını sürdürürken, öte yandan da sürgündeki bu kültürel mirasın ana yurduna dönmesi için uğraşıyor.
Fikir aşamasından, uygulamaya kadar projenin yükünü taşıyan iki değerli araştırmacı, Oğuz Elbaş ve Dr. Lütfü Erol, "Çocuklarımız ilerde kendi topraklarında çalınan müziğin izini sürmek isterlerse Amerika'daki bir müzeye gitmek zorunda kalacaklar" diyorlar, "Oysa proje gerçekleştiğinde sürgündeki bu miras ana yurduna dönecek ve hem müzik müzesinde sergilenecek hem de İnternet aracılığıyla insanlığın hizmetine sunulacak."
Müze için önce bir çalgı atölyesi kurularak, bulunan çalgılar hayata kavuşturulacak. Arkeolojik kazılarda rastlanan nota benzeri işaretler günümüzün nota diline çevrilecek. müzeyi gezenler, Anadolu'nun çalgılar galerisinde bir yolculuğa çıkarken, o çalgıların sesleri çağlar ötesinden kulaklarına yansıyacak.
Anadolu, atalarının müziğine kulak kabartacak.
***
Ankara'da dün başlayan, bugün de devam edecek olan "Tarihte Anadolu Müziği ve Çalgıları Sempozyumu" bu çabaların ilk somut ürünü...
Sempozyumda Anadolu müziği üzerine dünyanın değişik yerlerinde çalışma yapan etnomüzikologlar ilk kez bir araya geldiler. İşe bakın ki, Avrupa'dan, Orta Asya'dan, Mezopotamya'dan uzmanlar, Türkiye'ye gelip Türkler'e Türk çalgılarının müzik tarihi içindeki önemini anlatıyorlar ve ne acıdır ki, Türkiye, bu etkinliğin farkına bile varmıyor.
Bir dönem bestekar padişahlar yetiştirmiş topraklar, bugün atalarının notalarını uzak kıtalardan topluyor. Yeni kuşaklar ne "santur"u biliyor, ne de çalabiliyor. Neyse ki, bu işe gönül vermiş bir avuç araştırmacı sayesinde Anadolu, kendi kültürünün peşine düşmüş, üzerine yapıştırılan "barbar" sıfatına layık olmadığını tarihten örneklerle kanıtlamaya ve kendi müziğiyle yeniden kucaklaşmaya hazırlanıyor.
Belki gelecek yıl, sevdiğimiz bir bozlağın notalarını İnternet'ten alıp dinleyeceğiz. Belki Hattuşa'da bir Hitit konserine gideceğiz. Belki müzenin yanına açılacak "müzikle rehabilitasyon merkezi"nde hastalarımıız tedavi edeceğiz. Ve "Zeki Müren Müzesi"nde Anadolu'nun, tarihe gömdüğümüz seslerine kulak verip nasıl zengin bir toprakta oturduğumuzu bir kez daha görüp, asıl o zaman köklerimizle öğüneceğiz.