


İdam sıkıntısı
Paris'te bulunmanın değişmez ritüellerinden biri de gazete-dergi büfelerinden Türkçe gazeteleri alıp, en yakın kahveye oturarak en son satırına kadar okumak.
Böylece, uzak yakın demeden, olayların içinde yaşıyorsunuz.
***
Dünkü gazetelerde idamla ilgili zirve konu edilmişti.
Koalisyonu oluşturan liderlerin Helsinki öncesinde, idam cezasını kaldırmak istedikleri ama bunun zamanlamasının tam da Öcalan'la ilgili Yargıtay kararına rastladığını düşünerek tereddüt ettikleri anlatılıyordu.
Aslında tereddütlerinde haklılar!
Çünkü Türk Ceza Kanunu'ndan idam cezasının bu dönemde kaldırılması bütün dünyada, Öcalan davasının sonucu olarak görülecek.
Yine de bundan korkmamak, yılmamak gerekiyor.
Çünkü Türkiye adam öldürme cezasını kaldırma konusunda geç bile kaldı.
***
Oktay Ekşi'nin sütununda belirtildiği gibi, geçtiğimiz yıllarda bu cezanın iptaline ilişkin çok girişim oldu.
Ama hiçbir işe yaramadı.
Dolayısıyla babaların günahını çocuklar çekiyor. Eğer bu sorun ciddiyetle ele alınsa ve zamanında idam cezası kaldırılsaydı, bugün Öcalan sıkıntısı doğmayacaktı.
***
İdam cezasının en korkunç yönü, dönüşünün olmaması.
İdam ettiğiniz bir kişinin suçsuz olduğunun anlaşılması halinde bile karardan geri dönemiyorsunuz.
Politik nedenlerle verilmiş idam kararları ise yıllarca insanların yüreklerini sızlatıyor ve toplumsal barışı zehirliyor.
Bir an düşünün ve idam cezasının yıllar önce kaldırılmış olduğunu varsayın.
Ne Adnan Menderes asılacaktı, ne Fatin Rüştü Zorlu gibi başarılı bir devlet adamı ne de Hasan Polatkan.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin Aslan da yaşayacaklardı.
Oysa ellerini kana bulamamış bu insanlar idam edildi ve kanlı katiller affedilme kuyruğuna girdi.
***
Odamı kaldırmak, cezayı affetme anlamına gelmiyor.
Modern Türkiye, idam hükmünün kaldırıldığı ama suç işleyene cezasını sonuna kadar çektirecek bir yapıya kavuşmalı.
Bunun mimarı da şimdiki koalisyon olabilir.
Zaten uygulanmayan ama durmadan Türkiye'nin başını ağrıtan idam cezasını kaldıracak adımları cesaretle atmalarını bekliyoruz.