


Amerika Türkiye'ye neden yeşil ışık yakıyor?
17, 18 ve 19 Kasım tarihlerinde İstanbul'da yapılacak olan Avrupa Güvenliği ve İşbirliği Teşkilatı Zirvesi'ne çok az bir zaman kala, ABD Başkanı Bill Clinton'un Berlin Duvarı'nın çöküşünün 10. yılında Georgetown Üniversitesi'nde yaptığı konuşma, Türkiye'nin yakın geleceği açısından, gerçekleşme ihtimali çok yüksek bir "el falı" gibi...
Clinton Türkiye ile ilgili şu vurguları yapıyor:
"Önümüzdeki yüzyılın büyük ölçüde Türkiye'nin geleceğini ve bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğine inanıyorum.
Eğer Türkiye istikrarlı, demokratik, laik bir İslam ülkesi olarak Avrupa'nın bir parçası olabilirse, gelecek daha iyi şekillenecektir."
ooo
Clinton bu çizdiği resmin oluşmasını bazı şartlara bağlamakta:
"Bu da ancak Türkiye'nin özellikle Kıbrıs konusunda olmak üzere Yunanistan'la görüş farklılıklarını ortadan kaldırma yolunda ilerleme sağlaması, insan haklarına saygısını güçlendirmesi, Avrupalı müttefiklerimizin de Avrupa ve İslam dünyasının barış ve uyum içinde birleşmesinin ancak Türkiye'de gerçekleşebileceğine inanmalarını ve desteklemelerini öngören esaslı bir vizyona sahip olmasıyla mümkündür. Böylelikle önümüzdeki bin yılda dünyanın bu bölgesinde rüyalarımızdaki geleceğe ulaşma şansını yakalayabileceğiz."
ABD'DE DEĞİŞİM
Yakın zamana kadar darbelere, askeri diktatörlere kendi çıkarı için destek veren ABD'nin bir yandan Pinochet'yi yakalatan yeryüzündeki gelişmeleri desteklemesi, öte yandan Şili darbesi sırasındaki kendi "kirli dosyalarını" ortalara dökmesi, bunların yanı sıra da "demokrasiyi, insan haklarını" istikrarın temel şartı olarak dayatması zamanın "değiştiğini" çok net gösteriyor.
ooo
Zamanın "neden ve nasıl" değiştiğine gelince, bunu en iyi Amerikan Borsası'ndaki şirketlerin artan ve azalan değerleri gösteriyor.
Dünyanın "en varlıklı" şirketi olan General Electric bu özelliğini bu yazın ortalarında bilgisayar şirketi olan Microsoft'a kaptırdı. Amerikan adaleti ile şimdi başı dertte olan dünyanın en büyük bilgisayar yazılım firması, aynı zamanda tarihin de en değerli firması oldu.
General Electric'in piyasa değeri 389 milyar dolarda takılırken, Microsoft 5 milyar dolara vurdu.
ooo
Bilgisayar programları yapan 24 yıllık bir şirketin dünyanın en zengin firması olmasının ne anlama geldiğini en iyi eski şampiyon Generel Electric'i daha yakından değerlendirmek ortaya koymakta:
"Dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan ve çok geniş bir ürün çeşitliliğine dayanan General Electric, aynı zamanda jet motorları ve uzay araçları donanımı, sanayi makineleri ve parçaları, elektrik tesisleri için enerji sistemleri ile sanayiye ve tüketiciye yönelik elktronik ürünleri üretiminde de etkinlik göstermektedir. Şirket ayrıca, enerji üretiminde kullanılan nükleer reaktörlerin büyük yapımcılarından biridir. Ürünlerinin önemli bir bölümünü ABD hükümeti, özellikle de Savunma Bakanlığı satın alır."
ooo
Dün, dünyanın zenginleşmesini General Electric gibi savunmaya dayalı ya da petrole dayalı şirketler sağlamaktaydı. Microsoft'un ortaya çıkışını da kapsayan son çeyrek yılda ise bu trend değişti.
Artık bilgisayar sektörü dünyayı daha fazla zenginleştirmekte.
Zaten General Electric'in ürettiği onca okkalı ürüne rağmen, fiziksel hacim açısından General Electric'in yanında ciddi bir cüce sayılabilecek Microsoft'un piyasa değerinin tavana vurması da bundan.
İlki "kol gücünün" bir devi, diğeri ise "beyin gücünün"...
YENİ DÜNYA ÖZLEMİ
Demek ki, Amerika ve gelişmiş dünya kendi zenginliğini sürdürebilmek için, bilgisayar kullanan ve yeni bilgisayar programı talep eden "yeni bir dünyaya" ihtiyaç duymakta...
Bu yeni dünya silahlara değil, iletişim teknolojisine talep yaratmalı.. Bunun ise çaresi huzur, istikrar ve barış...
Aynı zamanda da, bu yeni dünya beyinselliğini öne çıkaracak, "demokrasi, insan hakları ve piyasa ekonomisine" dayalı bir ilkeler bütününe dayanmalı...
ooo
Ülkelerin kalkınmasını "devletçilik" engelliyor. Çünkü devletçilik, bürokratik irade ve siyasal hesap nedeniyle ekonomik kaynakları çarçur edebiliyor.
Örneğin tütüne dünya fiyatlarının çok üzerinde taban fiyatı verip, biriken ürünü yakabiliyor. Ekonomik akıldan böylesine uzaklaşmak ise başta üretici olmak üzere tüm toplumu fakirleştiriyor.
ooo
Ayrıca, demokrasinin tüm kurallarının işlemediği ülkelerde veya bölgelerde, sorunlar rahatça tartışılmadığı için şiddet yüksek bir hastalığa dönüşüyor. Huzur bozuluyor, insanlar çözümü silahlarda arar oluyor.
Demek ki, bilgisayarlar çağı için bir ikinci şart da demokrasi... Ve onun getireceği istikrar...
ooo
İnsan haklarının tavizsiz uygulanması ise bireylerin kendilerine ve toplumun bireylere gösterdiği özeni ölçüyor.
Güvenlik güçleri tarafından vatandaşlarına "dışkı" yedirilen bir ülkenin, beyin gücünü üretime sokan yeni teknolojilerin bir parçası olması beklenemez. Henüz birey olamamış ve bireye saygıyı öğrenememiş bir yapılanmanın, insanın en saygıdeğer özelliği olan "düşünce" ve "beyinsellik" ile el sıkışması sadece bir fantezi olarak kalır...
ooo
Demokrasi ve insan hakları hem toplumları çok hızlı geliştirir, hem de yeni çağın dinamosu olan bilgisayar sektörüne talep yaratır.
Clinton, bu yeni dünya düzeninin Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya'da ayak koyacağı yer olmaya Türkiye'yi en yakın aday görüyor. Bu önerileri hayata geçirmesi halinde Türkiye bölgenin "alt süper gücü" olacak...
Ne ki, çok uzun zamandır yakılan bu yeşil ışığa rağmen, Ankara hiçbir demokratik ülkede benzeri kalmayan "asker ve sivil bürokrat mutabakatının" egemenliğini sürdürmek için uyarıları duymazdan geliyor.
Halbuki, yeryüzünün Ankara'dan beklediği ile halkın Ankara'dan beklediği hiç de farklı değil...
ooo
Clinton, çağ sona ererken, şans kapısının bizler için açık olduğunu bir kez daha hatırlatıyor...
Yeter ki ülke tek parti döneminin etkisinden kurtulup normalleşsin...
Ülke sorunlarının çözümünü özgürlükleri törpülemekte değil de, özgürlükleri genişletmekte görsün...
ooo
Türkiye, Ankara'yı değiştirebilirse, belli ki gelecek yüzyılda çok daha özgür ve zengin olarak ömür sürecek.
Yeryüzünün, Amerikan Başkanı'nın ağzından bizlere yaktığı "yeşil ışık" bunun işareti...
Ankara, Türk halkının ve yeryüzü kamuoyunun isteklerine kendi kısır çıkarı için direnmezse önümüz açık.
Ankara direndikçe, halk olarak bizler çağdan uzaklaşıyor, fakirleşiyor, köleleşiyoruz.
Türkiye Ankara'yı çözerse, dünyanın mezrası olma talihsizliğini de silerek, bölgenin gerçek gücü olacak.
ooo
Yeni Dünya Düzeni bölgede, barışı, istikrarı, huzuru temin edecek, demokratik, insan haklarına saygılı ve piyasa ekonomisini gerçekten işleten bir limanı kendi çıkarı için arıyor. Ama o arayış, Türkiye'nin çıkarı ile üstüste düşüyor.
Bu buluşma bize inanılmaz avantajlar getirmeye çok hazır.