Ortaya serilen tüm falsolara rağmen, bir süredir Türkiye'nin geleceğine; daha doğrusu "21.Yüzyıl profili"ne ilişkin iyimser gözlemler yaptığımızı farkediyor olmalısınız. Ve, bunu esas olarak "dış dinamikler"e bağladığımızı da.
Son 48 saat bu gözlemlerin isabetinin birkaç kanıtını beraberinde getirdi. Bunlardan biri IMF'den gelen sinyal. Carlo Cotarelli, ortada bir pürüz bulunmadığını ve stand-by anlaşmasının iki hafta zarfında imzalanmaya hazır olacağını bildirdi. Borsa şaha kalktı.
Buna paralel sayılması gereken bir başka gelişme, Avrupa Komisyonu'nun Helsinki Zirvesi için Türkiye'nin "aday" olarak resmen ilânını öngören raporunu hazırlamış olması. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile bütünleşme yolunda ilerleyebilmesi için, ekonomisinin anormal enflasyonist görüntüsünden çıkması ve "hayasız bir yolsuzluklar cenneti" olmaktan çıkarılması gerekiyor. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın Erol Evcil dosyasına ilişkin açıklamasını bu çerçevede değerlendirmek ve dolayısıyla umutlanmak gerekiyor.
İki anlamlı gelişme daha ise "dış dinamikler"in etkilediği "iç dinamikler"le ilgili. Bunlardan biri, hükümet ortakları arasında idam cezasının kaldırılması ve ağırlaştırılmış müebbed hapis cezasının benimsenmesine ilişkin görüşmelerin yapılıyor olması. İkincisi ve daha da önemlisi, Fazilet Partisi'nin ortaya attığı Anayasa değişiklik taslağı...
Burada iki husus dikkate değer:
1. "Bireysel özgürlüklerin korunmasını kural; kısıtlanmasını istisna" olarak algılayan bir anayasal çalışmanın Fazilet Partisi tarafından yapılmış olması. Fazilet Partisi'ne selefi Refah döneminden kalan kaygılarla yöneltilebilecek kuşkuların başında "cemaatçi" bir anlayışa sahip olabileceği gelirken; Batı liberal ölçülerine en yaklaşan çıkışın bu partiden gelmesi anlamlı.
2. Anayasa taslağının sunuluşunda benimseneni yöntem. Sıra savmak kabilinden ve gündeme oturmak çabasıyla yapılmadığı belli; zira tüm diğer siyasi partilerle, meslek kuruluşlarıyla, üniversitelerle, çeşitli kuruluşlarla tartışıp bir "konsansüse dayalı" anayasa değişikliği yönünde adım atıyor.
İçeriğini tartışmayı şu noktada gerekli bile bulmuyoruz. İçinde coşkuyla katıldığımız yönler de var, ciddi itirazlarımızın bulunabileceği noktalar da. Yapılan iş, doğrudur ve olumludur.
Bu arada, Fazilet Partisi'nin anayasa değişiklik taslağı dahil, geleceğe dönük her ileri atılım ve adımın siyaset ve düşünce sahnesinde pek kısa süre kalabilmiş olan YDH (Yeni Demokrasi Hareketi)'nın öngörülerinin koyu ve kalın izlerini taşıdığını söylemeliyiz.
YDH, kısa ömründe Türkiye'ye "fikr” yol göstericilik" yaptı. Kendisine karşı çıkanları ya da omuz silkenleri bile etkilediği ve "Türkiye'nin bilinçaltı"na çok önemli kavramları zerketmiş olduğu ortaya çıkıyor.
MGK'nin kimliğinin değiştirilmesinden, Diyanet İşleri'nin özerkleştirilmesine; DGM'lerin ve YÖK'ün kaldırılmasına uzanan görüşleri kim Türkiye'nin platformuna taşıdığı sanıyorsunuz? Artık YDH yok ama -dikkat edin- Türkiye'ye "21.Yüzyıl yol haritası"nı sunanlar, eski YDH'lılar veya bir dönem YDH ile irtibatlı olmuş kişiler...
"21.Yüzyıl için yol haritası"nda en tayin edici "dış dinamik"e gelince; bunu Amerika temsil ediyor. O yüzden, Bill Clinton'un hafta başında Türkiye'nin adını andığı ve tanım getirdiği Georgetown konuşmasını dikkatle kaydedin. İpuçlarını orada bulacaksınız.
En çarpıcı değerlendirmeyi Çetin Altan yaptı ve Clinton'un sözlerini "kibarlaştırılmış bir anlatımla, Türkiye değiştirilmeden Yeni Dünya Düzeni kurulamaz gerçeğinin vurgulanması" olarak niteledi.
Türkiye'nin değiştirilmesinin 21.Yüzyıl'a taşıyacağı anlam nedir?
Yine Çetin Altan'ın satırları:
"Hem komşuları, hem eski azınlıklarıyla iyice sarmaş dolaş; ılıman İslam profilli, demokratik, laik ve tüketimi yüksek bir Konstantiniye düşünün.. Eski bir Osmanlı sentezinin, 21.Yüzyıl çağdaşlığına bayraktarlık eden, Cumhuriyet'e de dönüşmüş modern bir portresi.."
Yıllardan beri anlatmak istediğimiz bundan ibaretti...