Beyinsel ufuklarımızın genişletilemediğinden yakınılır hep. Beyinsel ufuklarımız neden genişlemiyor ki?
Diyelim ki, yabancılarla az evlendiğimiz için genişlemiyor. Yahut teknolojik aşamalara hiç bir katkı yapamadığımız için genişlemiyor. Yahut "resmi görüş"ü, "resmi tarih"i, "resmi övünmeler"i, irdelemeye kalktığımızda, arı kovanlarına çomak sokan biri olarak görüldüğümüz ve çalışma olanaklarımız sinsi bir biçimde hemen kısıtlandığı için genişlemiyor.
Siyasal büyüklerimize de, tıpkı vaktiyle Padişah Efendilerimiz'e, Aşiret Beylerimiz'e, semtlerimizdeki Komser Muavinlerimiz'e gösterdiğimiz saygıyı, aynı üslup içinde göstermemiz gerektiği için genişlemiyor.
Alışılmış klişeleri tekrarlama kolaycılığına, beyinsel bir "konformizm" denir. Değişik değerlendirmelere, alışılmış kalıpları depremleyen "non-konformist" yaklaşımlara yönelenler ise hemen "tu kaka" edilir, katır tekmesi örneği her taraftan çiftelenir.
Böylesine tabu ve dogmalarla iyice dondurulup taşlaştırılmış bir ortamda, yaratıcılığın kanatları büyüyebilir mi?
Son 60 yıllık gazete koleksiyonlarının manşetlerini, aynı dönemdeki İtalyan, Fransız, İngiliz, İsveç gazetelerinin birinci sayfalarıyla karşılaştırsak..
Bizde hep aynı başlıkların tekrar edilmiş olduğu görülür:
"Milli Şefimizin yeni direktifleri"
"Dün yine ağladık"
"Avrupalı turistler bize hayran oldular"
"Varto depremine yardım ulaşamıyor"
"Dün yine gözyaşı vardı"
"Baba uyardı, milli bütünlüğümüzü koruyalım"
"Trafik canavarı 47 can aldı"
"Dün yine kahrolduk"
"Katiller en kısa zamanda yakalanacak"
"Başbakanın uçağı yine bozuldu"
"Memurlar yürümeye hazırlanıyor"
"Dün yine yas vardı"
"İstanbul, facianın yanından döndü"
"Atam seni unutmadık"
"Dün yine ağladık"
"Kocaeli depremine yardımlar ulaşamıyor"
"Dün yine sele yenildik"
"Susurluk sanıkları serbest bırakıldı"
"Dün yine içimiz yandı"
Gözleri bağlı bir dolap beygirinin aynı çember içindeki rahvan yürüyüşle her gün bostan kuyusundan çıkardığımız su, hep aynı su. Ne bir ırmağa dönüşebiliyor, ne bir şelaleye..
Beyinsel ufuklarımız neden genişlesin ki...