Gençlerimize bu yeni dünyada yaşamanın ötesinde `başarılı olmak' için gereken fırsatları sunabiliyor muyuz? Kendi tarih ve kültürümüzün yanı sıra, farklı toplumların yarattığı birikimden faydalanabiliyor muyuz?
Biz 21. Yüzyıla yaralı olarak giriyoruz. Çıkar çatışmaları ve sansasyonla yokedilen ulusal değerlerimiz bizi yaralıyor. Medyanın seviyesi giderek düşen ve halkımızı uyurgezer konuma hapseden bazı yayınlarına ne demeli? Dine saygılı olmayı yeterli bulmayıp, dini kişisel bir tercih olmaktan çıkaranlara ne söylemeli? Hukuk sisteminin yerine şantaj ve kaset kelimelerini kullananları nasıl kabullenmeli?
İşte biz bu yüzden yaralıyız. Yaramız eskiye oranla daha farklı kanıyor, çünkü bu toplumsal yozlaşma, yalnızca değer yargılarını değil, hukukun üstünlüğünden ekonomik performansa kadar her alanı basiretsiz kılıyor. Sorun özelleştirmede veya enflasyonda veya memur maaşlarının zam oranında değil. Sorun bakış açısında. Ve bu bakış açısını yalnızca hükümetlere özel olarak anlatmak da doğru değil. Bu bizim toplumsal yaramız. Ancak herkesin sorumluluk üstlendiği, hesap vermek zorunda olduğu bir anlayışla çözümlenebilir.
Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze yansıyan bir bakış açısı var. Devlet Baba mantığı. Bu paternal devlet düzeninde, bireylerin hep bir yönlendirmeye ve yardıma ihtiyacı olduğu zannedilir. Oysa, bu belli bilinç düzeyine ulaşmayan toplumlar için söz konusu olan bir zihniyettir. Türkiye, bireylerin temsilcisini seçtiği, kanunların etkilediği bir ülke. Ancak, bireyler toplumsal kararlarla ilgili sorumluluk almaktan kaçınıyor. Birilerini suçlamak daha kolay geliyor.
Evinin önüne çöp atanın, belediyeden ne gibi bir beklentisi olabilir? Kaçak inşaatla zengin olanın depremden sonra haykırmasının anlamı var mı? Bir ülkede herşey devletten beklenemez. Devletin rotasını çizenin ve değiştirebilecek olanın da bireyler olduğunu unutmamak lazım.
21. Yüzyıla girerken çok değerli insanlarımız, kurumlarımız var. Derin bir tarih ve kültür birikimine sahibiz. Aktif bir çalışan kitlemiz ve kendini geliştiren işletmelerimiz göze çarpıyor. Ancak yaralı olduğumuzun da farkına varmak lazım. Hukuka ve insana saygı duyan bir yaşam süremezsek, bunların hepsi boşa gidecek. 80 yıl öncesinin tartışma konularını bir yana bırakalım. Ama insani değerlerini asla.
Yeni yüzyıla sağlıklı girmenin yolu, bilgili, erdemli ve sağduyulu olmaktan geçiyor. İşimiz kolay olmazsa da başarmaktan başka çaremiz yok.