Çalışmalarını Paris'te sürdüren "Ermeni Diasporası Araştırmaları Merkezi"nin (EDAM) kurucusu ve başkanı...
Aileden Yozgatlı...
1915'te Türkiye'yi terk etmek zorunda kalmış bir ailenin çocuğu... Dedesi tehcirde kaybolmuş. Anne ve babası, komşularının yardımıyla kaçabilmişler o cehennemden...
Kebapçıyan 1942'de Fransa'da doğmuş. Asıl adı Misak-Karnik; ama Fransa'da Jean-Claude olmuş.
Ailesinin yaşadığı topraklara ilk kez 1960'ta gelmiş. İstanbul'u biraz hayret, biraz hayranlıkla gezmiş. 18 yaş heyecanıyla etrafı incelerken az kalsın bir tramvayın altında kalıyormuş. Durumu fark eden vatman erken davranıp son anda hayatını kurtarmış. Kebapçıyan, o vatmanı hâlâ saygıyla anımsıyor.
İlkinden 30 yıl sonra gerçekleşen bu ikinci ziyaret, kişisel bir "ata toprağına dönüş" olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Kebapçıyan ve başkanı olduğu EDAM, Türkiye tarafından -gayri resmi kanallarla da olsa- davet edilen ilk Ermeni diaspora kuruluşu olarak tarihe geçiyor.
EDAM çeyrek asırlık bir merkez... Siyasete mesafeli...
Fransa'da faaliyet gösteren irili ufaklı 400 Ermeni örgütü arasında Türkiye ile diyaloğu ve entellektüel düzeyde ortak çalışmalar yapmayı savunan yegane oluşum durumunda...
Kebapçıyan, 1986 yılında genel yayın yönetmenliğini yaptığı "Armenia" dergisinde "Türkiyeli aydınlarla diyalog kurmalıyız" dediği için işinden olmuş ve ilişkilerin üzerine ASALA gölgesinin düştüğü o dönemde diasporanın katı yöneticilerince aforoz edilmiş. Ama yılmamış... Araştırmacı gazeteci Raffi A. Hermonn ile birlikte, imkansız görünen bu işbirliği için çalışmış.
Şimdi bu ziyaret, yüzyılın başında tehcir felaketiyle, yüzyıl ortasında varlık vergisi ve 6-7 Eylül faciasıyla, yüzyılın son çeyreğinde de ASALA terörüyle yıkılan ilişkileri, yüzyıl sonunda yeniden kurma yolunda ilk adım oluşturuyor.
Kebapçıyan, TRT'de Akşama Doğru programına katıldıktan sonra Tüyap'ta bir konuşma yapacak ve dinleyicilerine "Hemşehrilerim" diye hitap edecek. Bu konuşma, birçok açıdan tarihi özellikler taşıyor.
Kebapçıyan her şeyden önce "Her ülkenin ve her halkın, kendisine dost olduğunu söyleyen yabancı ülkeler ve halklara güvenmek yerine, önce kendi halkına dost olup güvenmesinin" önemini vurgulayacak. Vatanseverliğin asgari koşulunun komşusunu tanımak, onun özelliklerine ve kültürüne saygı duymak olduğunu söyleyecek. "Herhangi bir uygarlığı geçmişine hapsedemezsiniz" diyecek ve bir yayıncı olarak herkesi geçmişin yaralarını sarmaya çağıracak.
Kebapçıyan'ın konuşmasında bu konuda "iki tarafa da" mesaj var;
Yapılacak ilk iş, "Ermeniler şöyledir", "Türkler böyle yapmıştır" gibi genellemelerden kaçınmak...
Her halkın cellatları ve yüz akları olabilir.
ASALA terörünün Esenboğa'yı kana buladığı günlerde isyanını kendini ateşe vererek dile getiren bir Ermeni yurttaşın görüntüsü hâlâ belleğimde dipdiri...
O yüzden suçlamaları uluslara, halklara genellemeden, cellatlara karşı birlikte tavır almak, yüz aklarının yanında omuz omuza saf tutmak zorundayız.
Bu duygularla, geçmişin yaralarını sarmaya koşan ve adı "Misak" (sınır) olduğu halde ulusları bölen, nefreti körükleyen sınırlara karşı çıkan Kebapçıyan'a "Anayurduna hoş geldin" diyoruz. Daha önce kültürel zenginlikleri tehdit edilen Museviler, çingeneler, Ruslar ve Kafkasya halkları için hazırladığı türden albümlerin bir benzerini Anadolu halkları için de yayınlanmasını bekliyoruz.
Yeni yüzyıla, eskisinin dersleri ışığında, yepyeni ve kalıcı dostluklarla girmeyi umuyoruz.