kapat

08.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
MURAT BİRSEL(mbirsel@sabah.com.tr )


Hükümet siyasileşmiş polis istemiyor!

Hükümetten bir kanun tasarısı geliyor, buna göre siyaset yapmaya niyetlenen emniyet mensubu bir daha mesleğine dönemeyecek. Diyelim ki polissiniz ve gönlünüzde milletvekilliği yatıyor...

Engel yok, giriyorsunuz seçimlere, kazanırsanız milletvekilisiniz.

Kazanamazsanız eğer, başka kapıya, emniyetin kapısı size kapanıyor. Aynı şekilde belediye başkanı seçimleri için, seçilen siyasi her makam için...

Siyasete heveslenen emniyet mensubu polis kokartına veda edecek.

Neden hükümet böyle bir tasarı düşündü?

Koalisyon emniyeti depolitize etmek istiyor, büyük olasılıkla da bu fikir İçişleri Bakanı Tantan'dan çıkma.

Kanunun gerekçesini anlamak için bugüne dek süregelen uygulamaya bakmak yeterli...

Polisler hangi partinin seçimi kazanacağını düşünüyorlarsa, gidip o partiden milletvekili adayı oluyorlardı. Polis adayın ihtimal sıralaması şöyleydi:

1. Kazanırsam milletvekili olurum.

2. Ben milletvekili seçilmeyebilirim ama adayı olduğum parti seçimleri kazanır, böylece mesleğimde yükselirim. Herhalde parti kendi adayını eşit durumdaki meslektaşlarına tercih eder.

3. Ben seçimi kaybederim, partim kaybeder o zaman da başıma bir iş gelirse (ters tayin mesela) "Bizim adayımızdı diye hor görüyorsunuz" argümanıyla bizimkiler beni savunur, arkam olur.

Yani siyasete bulaşan polis hemen karşı hiçbir kaybı olmadan en azından kendi eşitleri arasında kayırılma imkanını yaratıyordu.

Şimdi bu kapı kapanacak... Emniyet mensubu siyaset ve meslek arasında bir seçim yapacak.

***

Bu tasarının akla getirdiği bir nokta daha var...

O da mevcut koalisyonun ne büyük bir tarihi fırsat olduğu!

DSP, MHP, ANAP bu kararı beraber alıyor. Bu karar tek başına alınmış olsaydı, her bir parti "Kendi adamlarını içeri aldılar bizimkilere kapıları kapatmak için yapıyorlar" diye kıyameti koparırdı.

Her iktidar değişikliğinde bir yaz boz olur, emniyet dev bir "siyasi şube" haline gelebilirdi. Üçü bir araya geldiklerinde aklın yolu bir kararlar alabiliyorlar.

Milletvekili Seydaoğlu bar meşhuru oldu!

Bir milletvekili içki içebilir mi? Elbette isterse içer!

Hayat kadınlarıyla beraber olabilir mi?

Olur, yakalanırsa haber olur ama sonuçta onun hayatı... Olabilir. Bir milletvekili yurtdışında resmi heyetle gidip toplantıya katılacağı yerde hayat kadınlarıyla barda vakit geçirebilir mi?

Yapmasına yapar da pek hoş olmaz, yakalanırsa, en azından vatandaş bizim vergimizle gittiğin seyahatte Türkiye'yi böyle mi temsil ediyorsun diye hesap sorar.

Seydaoğlu'na sorulacak bir soru daha var...

O da "Alma mazlumun ahını... deyişine inanır mısınız?" sorusu!

Sebgatullah Seydaoğlu bir Ramazan günü Meclis kulisinde çay içen bir hanım gazeteci yüzünden kıyameti kopartmış, "Ben oruçluyken kimse karşımda çay içemez" demiş ve kuliste çay yasağı başlatmıştı.

Şimdi bırakalım laik Meclis koridoru bölümünü, belki de o hanımın o gün oruç tutması gerekmiyordu...

Belki Seydaoğlu o gün çok temiz bir kalbi kırmıştı!

Şimdi Seydaoğlu barda hayat kadınlarıyla manşet oldu. "Ramazan Müslümanı"na böyle takdir olunmuş demek ki!

Temiz kalpler ara sıra bazı şeyleri "Yukarıya" havale eder, sonra ne olursa güzel olur!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır