kapat

08.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
YAVUZ DONAT(ydonat@sabah.com.tr )


Demokrat Baba, darbeci Paşa ile neyi konuşacak?

Dost ve kardeş Pakistan'ın "darbeci generali" Beşiktaş'lı Pervez Müşerref bugün Ankara'ya gelecek. Ve darbeler, müdahaleler görmüş... Yedi kez gidip, sekiz kez sandıktan çıkmış... "Hayatı demokrasi romanı olan" Demirel'le görüşecek.

İlk soru:

"Hangi dilden" konuşacaklar?

Baba:

- Türkçe'si ne kadar iyi?.. Bilemiyorum.

İkinci soru:

Yine "hangi dilden" konuşacaklar?

Yani "demokrat Baba", konuğu "darbeci generale" ne diyecek?

Demirel:

- Ülkeme misafir geliyor. Gayri nazik davranamam... Türkiye ile Pakistan iki dost ülke.

***

Cumhurbaşkanı:

- Telkinim... Tavsiyem... Bir kardeş ülkenin Devlet Başkanı olarak mesajım... Meselelerini demokrasi içinde halletsinler.

Baba "bunları" hangi açıklıkta söyleyecek?

Demirel'in şu anda yapılmış bir "planı" yok...

Ama görüşme sırasında "bir hususu" açık seçik vurgulayacak:

- Bir işin içine girdiniz... Bir an önce çıkın...

Ve bir de "ayrıntı..."

Darbeci generale "zamanı değil... Şimdi Türkiye'ye gelme" gibisinden bir mesaj gönderildi mi?

Demirel:

- Hayır... Gelmek istedi... Dost Pakistan ile ilişkimiz devletten devletedir... Halktan halkadır.

***

Pakistan'da "yine" darbe olmuştu.

General Ziya Ül Hak, "seçimle gelmiş Zülfikar Ali Butto'yu" devirmişti.

O da "ayağının tozuyla" Türkiye'ye gelmişti.

Ve dönemin Başbakan'ı Süleyman Demirel, "darbeci generale" şöyle demişti:

- Butto'yu asmayın.

Dün Baba'ya " o dönemi... O sözünü" hatırlattık.

Demirel:

- Evet... Doğru... Söyledim...

- Ya şimdi efendim?

- Misafir geliyor... İsteğimiz demokrasiden vazgeçilmemesi... Vazgeçmemeliler.

Cumhurbaşkanı:

- Biz darbelerin... Askeri müdahalelerin yararına hiç inanmadık. Tecrübeler gösterdi ki... Yararından çok, zararı oluyor.

- Efendim... General Müşerref'e.......

- Eğer darbe fayda sağlasaydı... Kalkınmış ülkeler, darbe sayesinde kalkınırlardı.

***

Yine Baba:

- Kalkınmışlık öncesinde her ülkenin sorunları oluyor... Yine de... Darbe mi, demokrasi mi diye bir düşünce, zihinlerde yok... Kalkınmakta olan ülkelerin zihninde de bu düşünceler olmamalı.

***

Baba'dan üç altın kural...

Üç temel ilke...

Bir:

- Uluslararası kaide... En kötü demokratik idare, en iyi askeri yönetimden daha iyidir.

Sonra da...

Bu "altın kural" ile ilgili açıklama:

- Sebebi ne olursa olsun (müdahale) yarar sağlamıyor... Uzun vadede... Görünemeyen derin yaralar açıyor.

Örneğin...

"Ne gibi" yaralar?

Baba:

- Halkın gözünde, seçilmişliği güçsüzleştiriyor... Seçim... Seçilmişlik... Demokrasinin olmazsa olmaz şartı.

Bir başka "derin yara" da şu:

- Demokrasiye olan inancı azaltıyor.

Bir "derin yara" daha:

- İdareyi... Seçilmişlerin dışındaki idareyi... Bürokrasiyi tahrip ediyor... Bürokrasi, korku içine giriyor... Devlet mekanizması çok güç işler hale geliyor.

***

Baba'dan "ikinci" altın kural..

Bu da "uluslararası."

"Aynen" şöyle:

- Bir ülkenin silahlı kuvvetlerini tahrip etmek istiyorsan, onu siyasete sok.

"Altın kuralların" üçüncüsü ve sonuncusu:

- Darbeler, meseleleri çözmüyor.

***

Dün sabah Ankara'da bir tören vardı.

Gençlerbirliği'nin "İlhan Cavcav Spor Tesisleri"nin açılışı.

Baba o açılıştan "bir başka açılışa" giderken...

"Limuzinde" bunları konuştuk.

Baba "dost Pakistan'ın... Kardeş Pakistan'ın" üzerine titriyor.

"Pakistan'ı incitmek istemiyor."

Ama...

"Demokrasi" diyor:

- Vazgeçilemez... Vazgeçemeyiz... Vazgeçmemelisiniz.

"Anayasal Türk Silahlı Kuvvetleri"

Sayın Cumhurbaşkanım! Bizde de "Pakistan'daki gibi şeyler" oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri... Demokrasi... Demokrasi kültürü... Sivil, asker ilişkileri gibi konularda...

"Bunca deneyime sahip" bir devlet adamı olarak... Neler söyleyebilirsiniz?

Öyle ya...

1960'ta Demirel "güçlü... Bayar ve Menderes'e çok yakın" bir bürokrattı.

1971'de Başbakan.

1980'de...

Yine Başbakan.

"ÇOK ŞEY" ÖĞRENİLDİ
Demirel:

- Türk Silahlı Kuvvetleri 1960'ta, 1971'de ve 1980'de, ikisi tam, biri yarım müdahale sayılan işlerin içine girdi... Çok şey öğrenilmiştir.

Burada bir "nüansa" dikkat çekmek istiyoruz.

Baba, askerler için "çok şey öğrenmişlerdir" demiyor.

"Çok şey öğrenilmiştir" diyor.

Yani... "Herkes" çok şey öğrenmiştir.

ASKERİN YERİ
Cumhurbaşkanı:

- Türk Silahlı Kuvvetleri "Anayasal Silahlı Kuvvetler"dir... Yani Anayasa'da yerleri çok iyi tarif edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "hassas olduğu konular" bellidir... Ve hassas oldukları konuları, devlete ulaştırmakta bir sıkıntıları yoktur.

Hangi hassas konular?

Ve bunları "devlete ulaştırma" kanalları?

Baba:

- Cumhurbaşkanı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Başkomutanı'dır... Ve Milli Güvenlik Kurulu'muz bulunmaktadır... Bu iki kavramın içine çok şey giriyor... Ve bu mekanizmalar çok iyi işliyor. "Hassasiyetler" konuşuluyor.

"HASSASİYET" DENİNCE...
"Hassasiyet" demokrasimizin "anahtar sözcüğü" olsa gerek...

Ve şimdi de...

Konumuz "hassasiyet."

Baba:

- Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hassasiyeti... Demokratik, laik Cumhuriyet... Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü...

"Limuzinde" de olsa.

Baba'nın cebinde Anayasa.

Anayasanın ikinci, üçüncü, dördüncü maddeleri...

Baba bu maddeleri okurken... Yorumlarken bir "kavramın", bir kez daha altını çiziyor:

- Anayasal Silahlı Kuvvetlerimiz...

"Anayasal ordumuzun" hassasiyetleri:

* Demokrasi.

* Laiklik.

* Hukukun üstünlüğü.

* Cumhuriyet.

* Devletin bölünmezliği.

Bunların "sıralaması" yok.

Hepsi "eşdeğer... Eşzamanlı."

Ve aslında hepsi de sadece "Anayasal Silahlı Kuvvetlerin" değil...

"Herkesin" hassasiyeti olmalı.

YAŞASIN DEMOKRASİ
Limuzin duruyor.

Dışarda Baba'yı bekleyen bir kalabalık var.

Ama Baba, otomobilden inmiyor.

Zira...

Sözü yarım kaldı. Tamamlıyor:

- Bugün dünyada gelişmiş... Demokratik gelenekleri yerleşmiş ülkeler var... Demokrasi içinde kalkınmalarını sürdürüyorlar... Bunlar, birtakım tartışmaları bitirmişler... Kalkınmakta olan ülkeler de zamanla bitirecekler.

Ve son söz:

- Demokrasi... Yine demokrasi... Yine demokrasi.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır