


Maksat reytingi tutturmak..
Birinci sayfa spotunda salladıklarıma bakmayın.. Televizyoncuların yaptığını yapıyorum.. Kendi kendime sorduğum sorular ne kadar heyecan verici olursa, reyting o kadar yüksek olur fikrinden gittiğimiz için bu taktiği uyguladık..
İstanbul'un dışında, yani gazetenin dışında olup da gündemi tutturmak çok zor iş.. Gerçi gündemi ana başlıklarla; gazete sayfalarından veya televizyon haber bültenlerinden izlemiş gibi oluyorsunuz lakin satır aralarını okuyamıyorsunuz..
O yüzden bizim Hakan Aygün'ün anlamlı televizyon programının adı gibi "Aslında nasıl oldu da nasıl oldu?" sorusunun bütün cevapları bizde yok..
Bilsek oturup Başbakanımız Ecevitimiz'in Rusya seyahatinin gidişatına daha geniş bir perspektiften bakacağız..
Rusya medyası tarafından "Hile yoktur kirpiğinde kaşında, yetmiş türlü fikir vardır başında.." methiyeleri ile istikbal edilen Ecevitimiz'in neden Yeltsin ile görüşemediğini anlatacağız..
ooo
Gazetelere baktım.. Doyurucu birşey çıkmadı..
O haberden bir cümle, diğer haberden iki cümle çıkarıp kendime göre bir sonuca ulaştım ama doğruluğundan yüzde yüz emin değilim..
Anladığıma göre Yeltsin o gün Ermenistan Devlet Başkanı ile görüşecekmiş.. "Ecevit de gelmek istiyor.." diye haber saldıklarında kahvaltı masasındaymış..
Tanıyanlar bilir, Yeltsin'in kahvaltısı çok sadedir.. Bir çorba kâsesine votka doldurup içine iki dilim ekmeği lokma lokma atar.. Üç beş çevirim karıştırdıktan sonra kaşıklayıp kaşıklayıp içer..
Yanında çay ya da kahve içmez.. Genellikle bir bardak votka bulundurur..
Af buyrun kim dediniz?
Ecevitimiz'in ziyaret talebi tam kahvaltının orta yerinde gelmiş.. Bir gün önceki akşam yemeğinden kalma olan Yeltsin konuyu tam olarak anlamamış..
(Ağır yemek yemesi doktorlarca yasaklandığı için akşamları içine ekmek doğranmış iki tabak votka çorbası ile yetinen Yeltsin, yemeğin yanında içecek olarak sadece sek votka alır.. Yemeği kahveli votka ile tamamlar..)
Sarhoş kafayla "Kim geliyor? Ecevit mi? Tanıyor muyum?" diye sormuş.. Danışmanları "Türkiye'nin başbakanı.." diye cevap verince Yeltsin "Haaa! Tombul olan adam.. Hani başında fötr şapkası var.." diye ellerini şaklatmış.. Bunun üzerine danışmanları ziyaretçinin kimliğini açıklamaya çalışmış:
- "Efendim o söylediğiniz cumhurbaşkanları.. Ülkemize gelen ise başbakanları.. Hatırlayacaksınız.. Kısa boylu, esmer bir zattır.. Hani çevik çevik yürüyormuş gibi yapan siyasetçi.."
- "Yoksa şu şiir yazan zat olmasın?"
- "Bravo efendim hatırladınız, asıl mesleği şairliktir.. Elele Büyüttük Sevgiyi adındaki şiir kitabı var ama görgü tanığı yok.."
ooo
Yeltsin'in kahvaltı sofrasında bunlar konuşulurken kaldığı otelde Kremlin'den cevap bekleyen Ecevit boş vaktini değerlendirmek için Ankara'dan gelen haberleri değerlendiriyormuş..
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün cezaevlerinin ıslahından sorumlu eşi Fatma Türk tarafından çekilen şifreli telgraf biraz canını sıkmış.. Telgrafta Türkiye'nin son asayiş durumuna dair bilgi veriliyormuş..
Moskova temsilcimiz yazdı bunları..
(Not: Telgraf metni Ecevit tarafından açıklanmamıştır.. Rahşan Hanım lobide oturmakta olan Bülent Bey'e paltosunu giydiriyormuş.. Bülent Bey paltosunu giyerken elindeki metni masaya bırakmış, temsicimiz de o zaman okumuş.. Yani atlatma habercilik yapmış!)
Gündüz gelen telgraf:
Moskova Temsilcimiz'in verdiği bilgiye göre kısa telgrafın metni aynen şöyleymiş:
"DSP Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit'in eşi Başbakan Bülent Ecevit'e..
Memlekette durum sakin.. Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin bugün bir huysuzluğu gözlenmedi..
Malki cinayeti sanığı Zeytin Kralı Erol Evcil'in karakoldan savcılığa götürülürken topallaması hâlâ tartışılıyor..
Evcil'in bu durumunun karakolda gördüğü şefkatten kaynaklanmadığını düşünüyoruz.. Partimizin Meclis Grubu'nda, Evcil'in hükümetimizi zor durumda bırakmak için topallama taklidi yaptığı görüşü ağırlık kazanmıştır..
Öte yandan Niğde'nin Bor ilçesinde Yusuf Seyrek adlı bir vatandaşımızın canı; gece kafayı çektikten sonra bal yemek istemiş.. Komşusu Mahmut Ulu'nun bahçesindeki arı kovanını açan Yusuf Seyrek arıların hücumuna uğrayıp hayatını kaybetmiştir.. Yapılan araştırmada ölen Yusuf Seyrek'in DSP'ye kayıtlı olmadığı anlaşılmıştır.."
ooo
Ecevit bu telgraf metnine cevabını hazırlarken dışişleri yetkilileri Yeltsin'in kendisiyle görüşemeyeceği haberini getirmişler..
Bu sürpriz gelişme üzerine canı sıkılan Ecevit, kurmaylarını toplayıp Yeltsin ile Erol Evcil arasında bir ilişki olup olmadığının araştırılmasını istemiş..
Moskova Temsilcimiz'in notları arasında Rahşan Hanım'ın Başbakan'a hitaben kullandığı "Madem dışarı çıkmıyoruz bari paltonu çıkar.. Terlersin.." cümlesi de var.. (Habercilikse habercilik, detaysa detay..)
Zaten Yeltsin'in "Telefonda görüşsek olmaz mı?" şeklindeki mesajı tam o sırada gelmiş..
Devlet adamlığı konusunda derin tecrübesi olan Ecevit, telefonla yapılan görüşmelerin yüz yüze görüşmenin yerini tutmayacağını bildiğinden tereddüte düşmüş..
Ayrıca tanımadığı birinin telefon açıp "Ben Yeltsin'im, sizi çok sevdim, bedava doğalgaz vereceğim.." diye işletme ihtimali var.. O yüzden itiraz etmiş..
Diplomatlar da iki arada bir derede kalmışlar..
Biri şair, öbürü sarhoş.. İki tarafı da idare etmek lazım.. Başbakan Yardımcısı Cumhur Ersümer orta yolu bulmak için:
- "Sayın Yeltsin ile Başbakanımız yine biraraya gelseler, masada karşılıklı oturup cep telefonları ile görüşseler.." teklifini yapmış.. Ancak Ecevit, tasarruf politikası icabı "Cep telefonları çok yazıyor.." diye itiraz ettiğinden anlaşma olmamış..
Ecevitimiz'in "N'idem kuru cilveyi, sarılıp yapmayınca.." şeklinde sonuçlanan Moskova ziyaretinin perde arkası budur.. İstanbul'da olsaydım daha da ayrıntılı yazardım ama gurbetteyiz..
O yüzden kırıktır perdesi, ses vermiyor sazım.. Böylece bitti bugünkü yazım..