kapat

08.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Casus Mustafa'nın sonu
Hintli Mustafa Sagir, Ata'yı öldürmek isteyen bir İngiliz casusuydu. Ama görünmez mürekkeple yazdığı mektup ele geçince işi bitti...

KURTULUŞ Savaşı sırasında casular Anadolu'da cirit atıyordu. Bu casuslardan biri de, Hintli Müslüman Mustafa Sagir'di. Onun öyküsünü, Kılıç Ali'nin anılarından heyecanla birlikte izleyelim:

"İstanbul'da gizli çalışan milli gruplardan Ankara'ya ulaşan bir telgrafta, Hint Hilafet Cemiyeti üyelerinden Mustafa Sagir'in, Hindistan Müslümanlarını temsilen Anadolu'ya geldiği bildirildi. İçişleri Bakanlığı önce bu ziyarete önem verdi. Konuğa kolaylık gösterilmesi için, deniz yolu ile ulaşacağı İnebolu'daki yetkililere de talimat ulaştırıldı."

"Sagir, bir süre sonra İnebolu'ya gelmiş; yetkililer ve halk, kendisini görkemli bir törenle karşılamış. Meydanda toplanan İnebolululara, bir güzel nutuk atmış. Oradan, Kastamonu'ya geçmiş. Ancak, Kastamonu'daki karşılama törenini beğenmemiş. Hemen Ankara Hükümeti'ne bir telgraf çekip, törenin zayıflığından şikayetçi olmuş, bu arada Kastamonu Valisi'ni de bir güzel azarlamış."

"MÜKEMMELDİR!.."
"Ankara, Mustafa Sagir'den etkilenmişti. Telgrafı da üzüntü yaratmıştı. Konuğun üzerindeki kötü etkiyi gidermek amacıyla, Gazi Paşa'nın talimatı üzerine, kendisini karşılamaya çıktım. Ankara'nın Çankırıkapı girişinde karşıladım. Sagir'i taşıyan arabada, Kemalettin Sami Paşa da bulunuyordu."

"Mustafa Sagir'e, Gazi Paşa'nın selam ve sevgilerini iletip, onun adına hoşgeldiniz, dedim. Ben de aynı arabaya bindim, Meclis'e geldik. Konuk, Gazi Paşa ile buluştu. Görüşme, yarım saat bile sürmedi. Mustafa Sagir, Gazi Paşa'nın yanından çıktı, kendisine ayrılan otele götürüldü. Gazi'nin yanına girdim. Kendisi, Mustafa Sagir'in görüşlerinden hiç memnun değildi. Adam hakkındaki izlenimlerini sorduğum zaman, 'Dikkatli olmalı! Mükemmel bir casustur!' demişlerdi."

MARİFETİ BOL BİR AJAN
"İngilizler, Hindistan'ın çeşitli semtlerinde her beş yılda bir, bazı Hintli çocukları seçip, İngiltere'ye gönderirlermiş. Mustafa da, henüz 10 yaşında iken seçilip, Londra'ya gönderilmiş. Sıkı bir eğitimden geçmiş. 1910 yılında Mısır'a gönderilmiş, orada milliyetçilerin durumunu ve faaliyetlerini incelemeye memur edilmiş. Mustafa'nın İngiltere dışındaki çıraklık dönemi başarıyla geçmiş. Hint kökenli genç İngiliz casusu, daha sonra Almanya'ya gönderilmiş. Orada da, bazı anarşi olaylarına katılan Hintli öğrencilerin eylemlerini incelemiş."

"Mustafa Sagir, İngilizler tarafından; Türkiye, İran ve Afganistan'ın durumunu inceleyen Doğu Dairesi'ne tayin edilmiş. Ardından, Hindistan Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Şubesi'nde çalışmaya başlamış."

İSTANBUL'DA ETKİNDİ
"Mustafa, 33 yaşından biraz fazlaca idi. Ayağında reyye pantalon, sırtında redingot, başında kırmızı bir fes vardı. Kısa boylu ve şişmandı. Sapsarı bir renkteydi. İstanbul'a geldiği zaman kendisini; saf, temiz, mütevazı ve kalbi Türk milletine sevgi ile dolu bir Hint Müslümanı olarak tanıtmış. Her nasılsa, Kurmay Binbaşı'lardan Filibeli Ali Rıza Bey'le (General Ali Rıza Artunkal) ilişki kurmuş ve onun güvenini kazanmış."

"Mustafa'nın İstanbul'daki faaliyetleri daha sonra kuşku uyandırmaya başlamış. Merkez Komutanlığı'na bağlı subaylar evini basmış. Mustafa, bu sırada da rolünü çok iyi oynamış. İstanbul'daki subaylar, Mustafa'nın Anadolu'ya gönderilip, Kuvayi Milliye hizmetinde çalışmasını uygun görmüşler."

"İstanbul'dan deniz yolu ile ayrılan Mustafa, rotasını değiştirip, Bulgaristan'ın Filibe kentine yönelmiş. Ancak, hava muhalefeti nedeniyle Mustafa'yı taşıyan motor, İğneada'ya sığınmış. Mustafa, orada Yunanlılar'ın eline düşmüş. Hintli'yi alıp, Atina'ya götürmüşler. Tabii hemen, Mustafa'nın patronu İngilizler durumu haber alıp, kendisini, Yunanlılar'ın elinden kurtarmışlar. Mustafa bir yolunu bulup, tekrar Anadolu'ya ulaşmış."

MAHKEME DEVREDE
"Mustafa Sagir, Hintli Müslümanların temsilcisi olarak, onların verdiği 1,5 milyon altın ile Anadolu'da okullar yaptıracağını, Milli Ordu'nun ihtiyacını karşılamaya çalışacağını söylüyordu.

Kendisini, saf ve temiz bir dindaş gibi gösteriyor, bir yandan da Mustafa Kemal'in hayatını inceleyerek, Ona suikast düzenlemenin hazırlıklarını yapıyordu.

"Adnan (Adıvar) Bey, İçişleri Bakanı'ydı. O da, ilk temasında Mustafa'nın casus olduğundan şüphe etmiş. İzlemeye başlamışlar. Günün birinde İstanbul'daki meşhur İngiliz Askeri Ataşesi Nelson'a gönderilmek üzere, ilginç bir mektubunu ele geçirmişler. Bu mektup ilaçla yazılmış. Üzerinde sadece iki satırlık bir ifade varmış. Sonra, mektubun üstüne amonyak dökülüp, içeriği çözülmüş."

"Mustafa'yı üyesi bulunduğu Ankara bir numaralı İstiklal Mahkemesi'ne gönderdiler. İngilizler, iyi yetiştirmişti. Ama zeki değildi. Mahkeme duvarında asılı 'Bir Numaralı İstiklal Mahkemesi Heyeti, mücadelesinde Allah'tan başka hiçbir kimseden korkmaz' yazısını görünce, çok korkmuş ve heyecanlanmıştı. Sinirli bir haldeydi. Hiç durmadan etrafı ve hakimleri inceliyordu."

"İngiliz casusu, adının Mustafa, babasının adının da Zekeriya olduğunu söyledi. Bir Müslüman olarak bu görevi nasıl kabul ettiğini sorduğumuzda, 'Ben, bu memleketin evladı değilim. Hıyanet-i vataniye ile suçlu olamam. Beni İngilizler yetiştirdi. Siz yetiştirmiş olsaydınız, size de aynı görevi yapardım' dedi."

"Mustafa'nın duruşması günlerce devam etti. Mel'unun, memleketimizdeki casusluğu ve hıyaneti sabit görüldü, kendisi adaletin pençesinden kurtulamayarak idam edildi."

"Mustafa'nın son sözleri çok ilginçti. Şunları söylüyordu:

'Hayat tuhaf şey. İdam! Fakat korkmuyorum. İzzet-i nefs mahvolduktan sonra, hayatın değeri yoktur. İslamda merhamet vardır. Siz merhamet ederseniz, size daha çok İngiliz esrarını söyleyeceğim ve yazacağım. Biliyordum, Türkiye'de iki türlü kalınabilir: Merhamet ederseniz, yerin üstünde; etmezseniz yerin altında."

İsmet Paşa, Karabekir'in kitabını imha ettirdi!
MİLLİ Mücadele'nin seçkin komutanı Kazım Karabekir Paşa, İzmir suikasti olayından sonra siyaseti de bırakmış, Erenköy'deki evine çekilmişti. Atatürk'ün hastalığının ilk belirtilerinin ortaya çıktığı günlerde Kazım Karabekir'in bir kitap yazdığı ve kitabın baskıda olduğu öğrenildi. Sonrasını Kılıç Ali anlatıyor:

KİTAPTA NE YAZIYORDU?
"İsmet Paşa, Atatürk'e gelerek şunları söylemiş: 'Kazım Karabekir Paşa, nutkunuza cevap olarak, bir eser hazırlamış. Bu günlerde birkaç muhalif gazete ile reklamını yaparak yayınlayacakmış. Bu teşebbüsü önemli gördüğüm için kendisiyle temas imkanı aradım, gerçeği öğrenmeye çalıştım. Fakat kendisinden bir şey elde edemedim.'"

"O gün ben İstanbul'a gidiyordum. Atatürk, 'Gerçekten böyle bir şey var mı? Kitap olabilir, herkes kitap yazabilir. Ancak İsmet Paşa'nın dediği gibi nümayiş şeklinde niçin yapılsın? Bunları bir anla' diye emir verdi."

2000 LİRAYA PAZARLIK
Ertesi gün İstanbul'a geldim. Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Cevdet Kerim Bey'le görüştüm. Bana şunları söyledi:

'Kardeşim, bunu ben de haber aldım ve İsmet Paşa'ya da yazdım. Gerçekten Kazım Karabekir Paşa böyle bir kitap yazmış ve hatta basılmış. Bugünlerde de gazetelerle, afişlerle reklamı yapılıp, her yerde aynı gün satışa çıkarılacakmış. İsmet Paşa'dan aldığım emirde 'Bu kitabın yayınına engel olunuz' diyor. Nasıl engel olacağım? Şaşırdım, kaldım.' Ben de kendisine;gayet kolay bir iş. Matbaa sahibini çağır, 'Bu kitabın yayınlanması sakıncalıdır, kaç kuruş masrafın varsa verelim, bundan vazgeç, dersin. Kabul ederse kitapları satın alırsın' diye akıl verdim.

Cevdet Kerim çok memnun oldu. 'Rica ederim Kılıç Ali Bey' dedi, 'İsmet Paşa veya Atatürk'le haberleş, bu işi sen yapıver.'

Ben de haberleştim ve kitapları satın alma yetkisini aldım. Matbaa sahibi ile görüştüm. Hatırımda kaldığına göre 1800 veya 2000 liraya pazarlık ederek kitapları satın aldık. Cevdet Kerim de satın alınan kitapları kaldırdı ve bunları uzun süre saklamak imkanı olmayacağı için imha ettirdi.

BELGELERE EL KONDU
İsmet Paşa, bununla yetinmiyordu. 'Belgeler elinde oldukça günün birinde tekrar bastırması mümkündür. Onun için elindeki belgeleri alıp, yok etmek gerekir' diyordu.

İstanbul Savcılığı'na verilen bir emirle Kazım Karabekir Paşa'nın Erenköy'deki evi ve Cafer Tayyar Paşa ile biraderi gibi yakın arkadaşlarının evleri arandı. Ve ele geçirilen belgeler çuvallara doldurularak getirildi.

Genelkurmay'dan bir kurmay subayın da hazır bulunduğu heyet tarafından bu belgeler incelendi. Belgelerin içeriği kendisine anlatıldığında Atatürk, 'Bu belgelerin elinden alınmasına kesinlikle gerek yoktur. Derhal kendisine iade edilsin. Askeriye ile ilgili olanlara da Genelkurmay karar versin' dedikten sonra ekledi: 'Önemli dediğiniz belgelerin bunlardan ibaret bilseydim izin vermezdim' dedi..."

HULUSİ TURGUT


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır