


İkibinden sonrası
Biz, şu ikibin yılına "Hayırlısıyla" girebilecek miyiz kaygısını taşırken; böyle bir kaygı taşımayanlar, daha ötesini düşünmeye başladılar bile.. Time Dergisi, son sayısında Yirmibirinci Yüzyıl'a; daha doğrusu yeni bin yılın ilk eşiğine dair sorular soruyor, yanıtlar arıyor..
Nasıl bir hayat bekliyor bizi; nasıl bir dünya?.. Biz de soruyoruz elbette birtakım benzer soruları..
Yani, af yasası çıkacak mı? Enflasyon düşecek mi, cumhurbaşkanı değişecek mi, prefabrik evler kışa yetişecek mi, çeteler ve yolsuzluklarla mücadele başarıya ulaşacak mı, faili meçhullerin failleri bulunacak mı?
En sevimli sorumuz "Galatasaray UEFA'da da başarılı olacak mı?" diye sorulanıdır... Ötesi karabasan...
Oysa, hayal dünyalarının uçsuz bucaksız ufuklarında gezinenlerin soruları "daralan ruhlarımız"ı kıskandıracak kadar ölçüsüz..
Örneğin, Time soruyor: "İkibinli yıllarda hâlâ "seks"e ihtiyacımız olacak mı?"
Cevabı şaşırtıcı: Kuşlar için, arılar için evet.. Ama insanlar için öyle olmayabilir... Yani, seks; "üreme ve çoğalma"nın yegâne aracı olmaktan çıkabilir.. Tüp bebeklerin ve -seçilmiş- yapay döllenmelerin tercih edildiği bir trend doğrultusunda, seks yalnızca keyif alma işlevine indirgenebilir..
"Genler"le çocuk oyuncağı gibi oynandığı bir dünyada daha "zeki" çocuklar dünyaya getirilebilir...
Time soruyor: "İnsan ömrü, ortalama 125 yaşına kadar uzayabilir mi?"
Cevap olumsuz sayılmaz.. Artık ortayaşın üstüne geçmişler için -belki- değil; ama çocuklarınız için pekâlâ mümkün..
Bilim adamları hızla, ömrü uzatan genler üzerine çalışıyorlar.. Bugün sağlığına özen gösteren "ortayaş üzeri"ler bile bu fırsatı yakalayabilir..
Ancak, Time "hayati" bir soru daha soruyor:
"Kim bu kadar uzun yaşamak ister ki?" Yanıtları duyar gibiyiz:
"Kim istemez ki?"
Siz yine de iyi düşünün.. Ancak, 125 yaşına kadar hayatta kalmanın hiç de olanaksız olmadığını aklınızdan çıkarmayın... Ve yine düşünün ki; bu yüzyılın başında gelişmiş ülkelerde ortalama ömür 47 yıldı.. Bugünse 76...
ooo
Uzun yaşayınca; yaşlılığın kaçınılmaz sorunları da akla geliyor hemen: Örneğin "Alzheimer hastalığı.." Bilim adamları, yakın zaman için çok umutlu değil; ama gelecek, bu konuda da parlak görünüyor..
ooo
Kansere çare bulunacak mı?
21. yüzyılın belki de en çok yanıt bekleyen bu sorusunu Time da soruyor... Cevap iyimser:
Er ya da geç, kötü huylu kanserlerin çoğunun "derman"ı bulunacak.. Kalın bağırsak, meme ve akciğer kanserleri kesinlikle azalma yoluna girecek..
Ya yirminci yüzyılın son "veba"sı AIDS... AIDS tedavi edilebilecek mi?
Cevap yine iyimser..
AIDS'e karşı "aşı" kısa zamanda yaygın biçimde kullanılır hale gelecek.. Ancak, AIDS'ten ölümlerin azalması, Asya kıtasındaki yayılma hızına darbe vurulmasına bağlı...
Yine de, 21. yüzyıldaki "ölüm sebepleri" arasında AIDS son sıralarda yer alacak.
İşte 2020 yılının "tahmini" ölüm sebepleri: Kalp hastalıkları yine en ön sırada.. Onu ağır depresyon, trafik kazaları, felç, solunum yolları enfeksiyonları, tüberküloz izliyor... Ve iyi bir haber: Savaş nedeniyle ölümler artık çok gerilerde...
ooo
Ve yirminci yüzyılın ikinci yarısında, gelişmiş toplumlarda "gelişmiş" insanların en büyük derdi: Şişmanlık..
Yirmibirinci yüzyılda da şişmanlamaya devam edecek miyiz?
Ne yazık ki; evet...
Şişmanlama eğilimi, insanın genetik yapısında var olan bir olgu.
Milyonlarca yıl öncesinde, insanoğlunun "açlık" tehlikesine karşı bünyesinde geliştirdiği "kalori" depolama ihtiyacı, genetik yapının temel taşı oldu.
Hayatta kalmak için olağanüstü çaba gösterdiği, doğayla ve birbirleriyle savaştığı dönemde; depolanan kaloriler eritildi.. Şişmanlık diye bir sorun yoktu yani..
Her şey insanın rahatlamaya başladığı "refah" çağıyla başladı.
Harcanamayan kalorilerin adı "şişmanlık" oldu...
Ve insanoğluna, milyonlarca yıl önceki atalarından miras kaldı..
Yirmibirinci yüzyılda da bu mirastan kurtuluş yok.. Metabolizmayı değiştirecek yeni genler bulunmadıkça...
ooo
Yirmibirinci yüzyılda ameliyatlar azalacak... Hastalıkları, operasyonsuz gideren ilaçların sayısında ciddi artışlar olacak..
Yirmibirinci yüzyılda, akıllı robotlar ev işlerinin çoğunu üstlenecek..
Time soruyor:
Peki yirmibirinci yüzyılda, beynimizi yenileyebilecek miyiz? Yani beyin nakli mümkün mü? Muhtemelen hayır...
Ancak, bazı beyin hücrelerinin tamiri, ölen hücrelerin yenilenmesi pekâlâ mümkün olabilecek. Hatta, beynin bir parçası, tamamen ve yeniden yaratılabilecek.
Ya kelliğe çözüm?
Kanser için geliştirilen bazı ilaçlarla kellik önlenebilecek..
Yeni protein kombinasyonları da soğuk algınlığını engelleyecek...
Vücudun bazı organları, "nakil ya da sentetik" yollarla değiştirilip yenilenebilecek.. (Buraya yazmayalım şimdi hangileri olduğunu).
21. yüzyılda et yeme alışkanlığı son bulacak..
Değişen alışkanlıklardan biri bu..
Ama değişmeyen şeyler de olacak hayatımızda.. Sanılanın aksine, nükleer enerji kullanımının artışına karşın, petrol ürünleri hâlâ en büyük enerji kaynağı olmaya devam edecek.
Ve, 21. yüzyılda, gezegenimizin ısısı, her geçen yıl daha da yükselecek...
Bizi daha "sıcak" yıllar bekliyor yani...
ooo
Lakin...
Bizim için yirminci ya da yirmibirinci yüzyıl fark etmez..
Biz öyle "çok sonra"sıyla ilgilenecek durumda değiliz.. Zaten gelişmeler çok "sıcak; haberlerse hepten "şok."
Kim korkar hain kurttan!..
Kim bekler 21. yüzyılı...
Bizim için, hepsi... Az sonra...