


Açlık grevine alkışlı son
Önceki gece kalabalık bir gazeteci, sanatçı, hukukçu, hekim ve gençlik grubuyla birlikte Number One TV ile Genç TV'nin ortaklaşa canlı yayınladığı bir açık oturumdaydık. İki saati aşkın toplantının sonunda Genel Yayın Müdürlüğü yaptığı Klass FM, RTÜK tarafından kapatılan Kadir Çöpdemir 7 gündür sürdürdüğü açlık grevine alkışlarla son verdi. Bu herhalde bir açlık grevinin sona ermesini gösteren ilk canlı yayındı.
Kadir Çöpdemir, RTÜK'ün hukuka aykırı 30 günlük kapatma kararını protesto etmek ve kamuoyunun dikkatini bu yöne çekmek için önceki hafta cumartesi gecesinden itibaren açlık grevine girmişti biliyorsunuz. Çöpdemir'e daha sonra Klass FM'de çalışan gençler katılmışlardı. Kadir Çöpdemir açlık grevine başlarken ve sürdürürken ısrarla şunu söyledi: "Bu eylemimizle cezanın kaldırılmayacağını hatta yasanın değiştirilmesi için harekete geçilmeyeceğini biliyorum. Ancak bu keyfi kararlara da tepki göstermemiz gerekti. Ben bunu yapmaya, başta gazeteciler, televizyoncular ve radyocular olmak üzere toplumun uyanık kesimlerinin seslerini yükseltmelerini sağlamak için başladım" diyordu.
Kadir Çöpdemir'in açlık grevi eylemi bir ölçüde amacına ulaştı. Kamuoyu radyoların da tıpkı televizyonlar gibi sık sık kapatıldığını, hatta bu kapatmaların zaman zaman aşırı cezalara dönüştüğünü, bu yolla örtülü bir sansür uygulandığını gördü.
Bu durumda Kadir Çöpdemir ve arkadaşlarının, artık kendilerine zarar vermeye başlayan, vücut fonksiyonlarını bozan eyleme son vermeleri gerekiyordu. İşte bunun için yüzü aşkın isim bir araya geldi, canlı yayında RTÜK yasası ve etkileri enine boyuna tartışıldı, sonra da Çöpdemir ve arkadaşlarından eylemi sona erdirmeleri istendi.
Çöpdemir ve arkadaşları doktor kontrolünde ilk gıdalarını aldılar, alkışlar arasında evlerinin yolunu tuttular.
Kadir Çöpdemir ve arkadaşlarını bu onurlu eylemleri ve yarattıklarını umduğum sinerji nedeniyle kutlamak istiyorum.
Dileğimiz RTÜK yasasının hak ve özgürlükleri sınırlayan değil, hak ve özgürlüklerin kullanılmasını rahatlatan bir yapıya kavuşturulması.
"Belden aşağı" tartışmasına devam
Tariş Genel Müdürü Fatih Cenikli'ye yönelik "İstifa et" baskısıyla ilgili yazıdan ve Sanayi Bakanı Kenan Tanrıkulu ile konuşmadan sonra, İzmir'de ve Ankara'da güvendiğim isimlerle konuştum.
Ortak kanı Fatih Cenikli'nin başarılı bir bürokrat olduğu yolunda. Ancak özellikle siyasi çevreler "her iktidar istediği kişiyle çalışabilmeli" görüşünü savunuyorlar. Yani anlaşıldığı kadarıyla Cenikli'nin görevi bırakması için yapılan ısrarlar "başarısızlıktan" ya da "yolsuzluğa" karışmaktan değil, siyasi tercihten kaynaklanıyor.
Nitekim konuyu yakından izleyen bir siyasetçi "Cenikli hakkında inceleme Ağustos ayında başladı. Müfettişlerin hazırladığı raporda bir yolsuzluk ya da usulsüzlük kaydına rastlanmadı. Zaten birşey bulunsa işten hemen el çektirilirdi. Bulunamadığı için istifa baskısı sürüyor" dedi.
Bakanlıkta bir bürokrat da "Müfettiş raporlarından ciddi bir şey çıkmadığı için, kısa bir süre önce Tariş'teki müfettişlerin değiştirilmesine karar verildi" itirafında bulundu.
İşte "belden aşağı vurma" deyimi buradan kaynaklanıyor. Yani kendi rızasıyla olmazsa, uğraştırarak bezdirmek anlamında.
Sanayi Bakanı Kenan Tanrıkulu'nun samimiyetinden şüphe etmek istemiyorum. Ama Türkiye'nin de bu çarktan kurtulması ve ciddi bir yapı değişikliğine gitmesi gerek.
Bu arada Fatih Cenikli'nin, karşı karşıya kaldığı bu durumdan sonra görevine devam etmekte tereddüt geçirdiğini ve bir süre sonra koltuğunu boşaltacağı yolunda bilgiler aldım. Tariş çevrelerinden Cenikli'nin şu sıralarda özel bir banka ile teması olmadığını öğrendim.
İrlanda maçı için iş yine başa düştü
Avrupa'da özellikle İngiltere, İrlanda, İskoçya'da oturan Türkler'den çok sayıda mesaj alıyorum bu günlerde. Hepsinin derdi aynı, İrlanda- Türkiye maçı için bilet bulamıyorlar.
Çünkü İrlanda Federasyonu Türk seyirciler için 3 bin 300 kişilik kontenjan ayırmış. Bu biletlerin de tamamını Türkiye Futbol Federasyonu'na tahsis etmiş. Satışları bizim Federasyon yapacakmış.
Münih faciasından ders! alan İrlandalılar aynı akıbete uğramak istemiyormuş. Bu nedenle İrlandalı'lar da tıpkı Almanya'nın yapmak istediği ama beceremediği gibi maç biletlerini "kimlik sorarak" satıyorlarmış. Yani bizim Türkler isteseler de bilet alamıyorlar.
Bana ulaşanlara "Siz de Almanya'daki gibi İngiliz, İrlandalı, İskoç arkadaşlarınızdan rica edin, size bilet alsınlar" önerisinde bulunuyorum.
Bakalım yurtdışındaki Türkler, İrlanda'yı Münih Olimpiyat Stadı'ndaki gibi muhteşem hale getirebilecekler mi?
Gerçi bu kez İrlanda işi sıkı tutuyor ve kimlik tespiti yaparken kayda da geçiriyormuş, ama bizimkilerin zekâsı yine üste çıkabilir.